Hırsızlık suçundan sanık ...'nın, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 493/1-son (7 kez), 522 (7 kez), 65/3 ve 59. maddeleri gereğince 3 yıl 10 ay hapis ve 7 yıl 9 ay 10 gün (6 defa) hapis cezaları ile cezalandırılmasına, sanık ...'in 765 sayılı Kanun'un, 493/1-son (7 kez), 522 (7 kez), 65/3 ve 59. maddeleri gereğince 3 yıl 10 ay 20 gün (7 defa) hapis cezaları ile cezalandırılmasına, Sanık ...'in 765 sayılı Kanun'un, 493/1-son, 522 ve 59. maddeleri gereğince 7 yıl 9 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Bakırköy 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/04/1997 tarihli ve 1996/552 esas, 1997/536 sayılı kararının infazı sırasında, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun lehe hükümlerinin uygulanması talebi üzerine 5237 sayılı Kanun'un hükümlüler lehine düzenleme getirmediğinden bahisle uyarlama talebinin reddine ilişkin aynı Mahkemenin 01/12/2006 tarihli ve 1996/552 esas, 1997/536 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 27/02/2018 gün ve 94660652-105-34-9087-2017 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07/03/2018 gün ve 2018/17990 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Mahkemece, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun hükümlüler lehine düzenleme getirmediğinden bahisle uyarlama talebinin reddine karar verilmiş ise de;
Uyarlama yargılaması yapılırken infaz yasası hükümleri nazara alınmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/2. maddesi ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9/3. maddesindeki “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” şeklindeki düzenleme karşısında, önceki ve sonraki temel ceza kanunlarının ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerektiği,
Somut olayda sanıkların 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 493/1. maddesi uyarınca mahkûmiyetlerine karar verildiği, uyarlama yargılamasında, anılan maddeye karşılık olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/1-b maddesi üzerinden temel cezanın belirlendiği, buna karşın 5237 sayılı Kanun'un 142/1- b maddesinde cezanın en üst haddi 5 yıl hapis cezası olarak düzenlenmesine karşın, mahkemece lehe yasa değerlendirilmesi sırasında 5237 sayılı Kanun'un 142/1-b maddesi uyarınca temel cezanın 6 yıl üzerinden belirlendikten sonra, 6 yıl hapis cezasına 5237 sayılı Kanun'un 143 ve 62. Maddeleri uyarınca arttırım ve indirim
yapılmak suretiyle hatalı olarak tespit edilen sonuç ceza itibarı ile 5237 sayılı Kanun'un hükümlüler aleyhine olduğundan bahisle uyarlama isteminin reddine karar verilmesindeisabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
1- Sanık ...’e yönelik kanun yararına bozma istemi nedeniyle yapılan incelemede;
Sanık ... hakkında 765 Sayılı TCK’nın 493/1-son, 522 ve 59. maddeleri gereğince 7 yıl 9 ay 10 gün hapis cezası ile mahkûmiyete dair 03.04.1997 tarih ve 1996/552 E., 1997/ 536 K. sayılı kararın temyizi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesi tarafından 01.07.1998 tarihinde hükmün onanmasına karar verildiği, bilahare infaz aşamasında 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun hükümleri yönünden değerlendirme yapılması talebi üzerine mahkemece dosyanın ele alınıp, uyarlama yapılarak 01.12.2006 tarihli ek kararla “5237 sayılı Kanun'un hükümlü lehine düzenleme getirmediğinden bahisle uyarlama talebinin reddine” karar verildiği ve müdafiinin yüzüne karşı verilen ek kararın temyiz edilmeden kesinleştiği anlaşılmakla birlikte, sanığın uyarlama yargılaması sırasında CMK’nın 150/3. maddesi gereğince kendisine atanan müdafiiden haberdar olmadığı, zorunlu müdafiye yapılan tefhim ve tebliğlerin kendisine bağlanan hukuki sonuçları doğurmayacağı, bu durumda hükmün sanığın kendisine de tebliğ edilmesi gerektiği gözetildiğinde, ek kararın usulüne uygun kesinleşmediği ve sonraki tüm işlemlerin hukuken geçersiz olduğu belirlenmekle, kesinleşmemiş kararlara karşı kanun yararına bozma isteminde bulunulamayacağından, 01.12.2006 tarihli ek kararın sanığa tebliğ edilip, usulüne uygun olarak kesinleştirildikten sonra yeniden kanun yararına bozma isteminde bulunulması mümkün olup, (BAKIRKÖY) 7. Asliye Ceza Mahkemesinin henüz kesinleşmeyen 01.12.2006 gün ve 1996/552 E., 1997/536 K. sayılı ek kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE,
2- Sanıklar ... ve ...’e yönelik kanun yararına bozma istemine gelince;
İnfaz aşamasında verilen uyarlama kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağı nazara alınarak yapılan incelemede; sanıkların olay günü gece vakti müştekilerin iş yerlerine gelerek sağlam ve muhkem nitelikteki kepenk veya pencere demirlerini kesmek suretiyle içeri girip, pek fahiş değerde eşyaları çalmaları şeklinde gerçekleştirilen eylemlerin, 5237 sayılı Kanun’un 142/1-b. maddesi kapsamındaki hırsızlık suçunun yanı sıra aynı Kanun’un 116/4 ve 119/1-c maddesi kapsamında birden fazla kişi ile iş yeri dokunulmazlığını bozma ve suç tarihi itibariyle soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunan mala zarar verme suçlarını da oluşturduğu gözetilerek, müştekilerden...’ın şikayetinden vazgeçtiği dikkate alınarak bu şahsa karşı mala zarar verme suçu yönünden ceza verilemeyeceği, ancak diğer müştekilere yönelik mala zarar verme suçu yönünden 5271 sayılı CMK’nın 253 ve 254. maddelerinde öngörülen uzlaşma hükümlerinin uygulanma olanağı değerlendirilip, 5237 sayılı TCK'nın 7. ve 5252 sayılı Kanun’un 9. maddeleri dikkate alınmak suretiyle, her iki yasaya göre verilecek cezaların, denetime olanak sağlayacak şekilde ayrı ayrı saptanıp, sonuç cezaların karşılaştırılması suretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, somut olayda sanıkların 765 sayılı TCK’nın 493/1-son. maddesi uyarınca mahkûmiyetlerine karar verildiği halde, uyarlama yargılamasında anılan maddeye karşılık olarak 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b maddesi üzerinden temel cezanın belirlendiği, anılan maddede cezanın üst sınırı 5 yıl hapis cezası olarak öngörülmesine karşın, mahkemece lehe yasa değerlendirilmesi sırasında 5237 sayılı Kanun'un 142/1-b maddesi uyarınca temel cezanın 6 yıl üzerinden belirlendikten sonra, aynı Kanun'un 143 ve 62. maddeleri uyarınca artırım ve indirim yapılmak suretiyle hatalı olarak tespit edilen sonuç ceza itibarı ile 5237 sayılı Kanun'un hükümlüler aleyhine olduğundan bahisle uyarlama isteminin reddine karar verilmesi nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, (BAKIRKÖY) 7. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 01.12.2006 gün ve 1996/552 E., 1997/ 536 K. sayılı kararın 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkra (b) bendi uyarınca sonraki işlemlerin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 09.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.