Hırsızlık suçundan sanık ...’ün, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 493/1, 62 ve 81/2-3. maddeleri gereğince 2 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin MERSİN 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 10/05/2004 tarihli ve 2004/175 esas, 2004/432 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip infazı sırasında, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümleri çerçevesinde yapılan uyarlama yargılaması sonucunda, sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/1-b, 61, 35 ve 145. maddeleri uyarınca 8 ay hapis cesası ile cezalandırılmasına dair aynı Mahkemenin 21/06/2005 tarihli ve 2004/175 esas, 2004/432 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 14/12/2017 gün ve 94660652-105-33-4901-2017-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22/12/2017 gün ve 2017/72371 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Mersin 4. Asliye Ceza Mahkemesince, uyarlama talebi üzerine hükümlünün eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda 142/1-b, 61, 35 ve 145. maddelerinin tatbikini gerektirdiği ve bu maddelerin uygulanması halinde ortaya çıkan sonuç cezanın 8 ay hapis olarak belirleneceğinden bahisle dosya üzerinden uyarlama talebinin kabulüyle hükümlünün cezasının 5237 sayılı Kanun kapsamında 8 ay olarak infazına karar verilmiş ise de;
1- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/2, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9/3. maddesindeki “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” şeklindeki düzenleme ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27/12/2005 tarihli ve 2005/3-162-173 sayılı kararına nazaran, lehe yasanın saptanıp uygulanması, herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasını, kanıt toplanmasını, takdir hakkının kullanılmasını gerektiriyorsa ya da cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin bir hükmün uygulanması olanağı sonraki yasa ile doğmuşsa, hükümde değişiklik yargılamasının duruşmalı yapılmasının zorunlu olduğu, sanığın 10/01/2004 tarihinde saat 05:30 sırlarında, kimliği tespit edilemeyen bir başka kişinin yardımı ile ve şahsi çeviklik marifetiyle müştekiye ait eve havalandırma boşluğundan girdiği sırada site güvenlik görevlilerince yakalanarak adli kolluk kuvvetlerine teslimi ile sonuçlanan somut olayda, 5237 sayılı Kanun’un 116, 142, 143 ve 62. maddelerin kül halinde, mahkemece kesinleşen önceki hükümde subut kabul edilen eylem yönünden gerekçeleri de belirtilerek somut olarak değerlendirilmesi gerekliliği karşısında,
uyarlama yargılamasının duruşmalı yapılmasının zorunlu olduğu gözetilmeden evrak üzerinden karar verilmesinde,
2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 12/09/2006 tarihli ve 2006/359 esas, 2016/7944 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, infaz aşamasında verilen uyarlama kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağı nazara alınarak yapılan incelemede; sanığın hırsızlık amacıyla müştekinin evine girdiği sırada site güvenlik görevlilerince yakalanarak adli kolluk kuvvetlerine teslimi ile sonuçlanan somut olayda uygulanma imkanı bulunmayan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 145. maddesi gereğince 1/2 indirim yapılması suretiyle eksik ceza tayininde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Hükümlü hakkında 765 Sayılı TCK'nın 493/1, 62 ve 81/2-3. maddeleri gereğince 2 yıl 4 ay hapis cezası ile mahkûmiyete dair Mersin 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 10.05.2004 tarih ve 2004/175 E., 2004/432 K. sayılı kararın kesinleşmesinden sonra lehe kanun değerlendirmesi için yapılan uyarlama talebi üzerine aynı mahkemece 21.06.2005 tarih ve 2004/175 E., 2004/432 K. sayılı ek kararla dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b, 35 ve 145. maddeleri gereğince 8 ay hapis cezası ile mahkûmiyete itirazı kabil olarak karar verildiği ve bu kararın cezaevinde bulunan hükümlüye 14.11.2016 tarihinde tebliğ edilebildiği, ancak öncesinde 08.09.2016 tarihli dilekçesi ile eski hale getirme talebinde bulunan hükümlünün talebinin 10.11.2016 tarihli ek kararla reddine karar verildiği, ardından 15.11.2016 tarihinde ek karara itiraz etmesi üzerine bu kez itiraz merciince itirazın reddine karar verildiğinin anlaşılması karşısında; kararın itirazı kabil olarak verilmesinin temyiz kabiliyetini ortadan kaldırmayacağı ve hükmün temyizi kabil olduğu, temyizi kabil olan kararda yasa yolu bildirimi hatalı yapılarak yanıltmaya neden olunması nedeniyle 21.06.2005 tarihli ek kararın usulüne uygun kesinleşmediği ve sonraki tüm işlemlerin hukuken geçersiz olduğu, ek kararı 14.11.2016 tarihinde tebellüğ eden hükümlünün 15.11.2016 tarihli dilekçesinin, ek karara yönelik temyiz dilekçesi olarak kabulü ile dosya temyiz aşamasında olup ek kararın henüz kesinleşmediği belirlenmekle, kesinleşmemiş kararlara karşı kanun yararına bozma isteminde bulunulamayacağından, 21.06.2015 tarihli ek kararın usulüne uygun olarak kesinleştirildikten sonra yeniden kanun yararına bozma isteminde bulunulması mümkün olup, (MERSİN) 4. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 21.06.2005 gün ve 2004/175 E., 2004/432 K. sayılı karara yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 14.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy