Nitelikli hırsızlık suçundan sanık ...'ın, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 491/4, 493/1 (3 kez), 522 (iki kez), 523, 71 ve 72. maddeleri gereğince 6 sene 18 ay hapis cezası ile cezalandırmasına dair FATİH 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 25/04/1991 tarihli ve 1990/244 esas, 1991/266 sayılı kararının temyiz edilmeksizin kesinleşmesini müteakip, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/2 ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9/3. maddeleri uyarınca Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan uyarlama yargılaması talebinin kabulü üzerine yapılan yargılama neticesinde, sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 141, 142/1-b (2 kez) ve 145. maddeleri gereğince 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Fatih 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 14/11/2005 tarihli ve 1990/244 esas, 1991/266 ek sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 20/11/2020 gün ve 94660652-105-34-8511-2020-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14/01/2021 gün ve 2021/1094 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Dosya kapsamına göre, Fatih 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 14/11/2005 tarihli uyarlama kararından sonra, adı geçen sanık hakkında verilen şartla tahliyenin geri alınması kararı nedeniyle yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun uyarınca tekrar uyarlama yapılması talep edilmesi üzerine, eski hükmün sanığın daha lehine olduğundan bahisle karar tesisine yer olmadığına dair İstanbul 41. Asliye Ceza Mahkemesinin 19/10/2012 tarihli ve 1990/244 esas, 1991/266 sayılı ek kararın hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde olduğu değerlendirilerek yapılan incelemede,
1-5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/2, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9/3. maddesindeki “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” şeklindeki düzenleme ile Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 18/11/2005 tarihli ve 2005/2691-3395 sayılı ve Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 13/10/2005 tarihli ve 2005/10431-12718 sayılı ilâmlarına nazaran, sonraki kanunun unsurlarının veya özel hâllerinin değişmesi, cezanın teşdiden tayini nedeni sayılacak olguların tartışılması, alt ve üst sınırlar arasında bir oran belirlenmesi ya da artırım veya indirim sebeplerinin değerlendirilmesi, cezanın paraya veya tedbire çevrilmesi veya ertelenmesi hususunda mahkemece takdir hakkının kullanılması ve böylece bireyselleştirme yapılmasının zorunlu olduğu hâllerde, duruşma açılmak suretiyle tüm bunların neden ve gerekçeleri de gösterilerek hüküm kurulması gerekeceği gözetilmeden, sanık haberdar edilmeksizin duruşma açılmayarak sanığın savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle dosya üzerinden yazılı şekilde karar verilmesinde,
2-Mahkemece sanığa isnat olunan eylemin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 493/1. maddesi kapsamında kaldığı kabul edilerek, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerinin daha lehe olduğundan bahisle hüküm kurulmuş ise de, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 23/01/2006 tarihli ve 2005/16216 esas, 2006/124 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 141 ve 142. maddelerinde tanımlanan hırsızlık suçu ile 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 493/1. maddesinde yer alan suçun öğelerinin farklı olduğu, eylemin hırsızlık fiili yanında 5237 sayılı Kanun'un 116. maddesine uyan konut dokunulmazlığını bozma ve aynı Kanun’un 151/1. maddesine uyan mala zarar verme suçlarını da oluşturacağının gözetilmemesinde,
3- 5237 sayılı Kanun'un 145. maddesindeki “malın değerinin azlığı” kavramının, 765 sayılı Kanun'un 522. maddesindeki hafif ve pek hafif ölçütleriyle, her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlanmak dışında benzerliği bulunmadığı, “değerin azlığı”nın 5237 sayılı Kanun'a özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, bunun; daha çoğunu alabilme olanağı varken, yalnızca gereksinmesi kadar (örneğin; bir kaç meyve veya ekmek, yiyecek; bir- iki defter, kalem sigara bira ve benzeri) değer olarak da az olan şeyi alma durumunda, olayın özelliği ve sanığın kişiliği de değerlendirilerek, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
5237 sayılı TCK’da cezaların toplanması sistemine yer verilmeyip, 5275 sayılı Kanun’un 99. maddesine göre infaz aşamasında değerlendirilmesi olanağı bulunduğu halde, sanık ... hakkında verilen sonuç cezaların içtima olunarak (toplanarak) hüküm kurulmasına yasal olanak bulunmadığı gözetilmeden sanık hakkında verilen cezaların içtima olunması suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması hususu da belirlenmiş olup, bu yönden de kanun yararına bozma isteminde bulunulup bulunulmayacağının takdiri için dosyanın Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE, 26/04/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.