MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI: 2001/1435 E., 2002/488 K.
SUÇ: Hırsızlık
KARAR: Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama
Hükümlü hakkında 20.05.2002 tarihli ve 2001/1435 Esas, 2002/488 Karar sayılı kararla TCK’nın 493/1, 81/2. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 gün hapis cezasına hükmedildiği, bu kararın 17.06.2002 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği, hükümlü müdafiince 21.06.2002 tarihinde temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 30.10.2003 tarih ve 2002/17376 Esas, 2003/7798 Karar sayılı onama kararı ile kesinleştiği, bilahare mahkemece 5237 sayılı Kanun’un lehe hükümlerinin değerlendirilmesi maksadıyla dosyanın ele alınıp, duruşma açılmadan evrak üzerinde 22.06.2005 tarihli ek karar ile uyarlama yapılmak suretiyle bu kez 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b, 143, 145. maddeleri gereğince 1 yıl 3 ay hapis cezasına hükmedildiği, bu ek kararda başvurulacak kanun yolunun ve süresinin açıkça gösterilmediği, hükümlünün bu inceleme konusu karar için 06.07.2005 tarihinde itiraz dilekçesi verdiği ancak uyarlama kararının itiraz değil temyiz yasa yoluna tabii olduğu anlaşılmakla sanığın 06.07.2005 tarihli dilekçesinin temyiz istemi olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;
Hükümlü hakkında kurulan hükmün, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260. maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310. maddesi gereği yukarıda açıklanan gerekçeyle temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
Dosya içeriğine göre diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak;
1-5252 sayılı Kanun'un 9/1. maddesi, 01.06.2005 tarihinden önce kesinleşmiş hükümlerle ilgili olarak 5237 sayılı TCK’nın lehe olan hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde duruşma yapılmaksızın da karar verilebileceğini öngörmüşse de; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.12.2005 gün ve 162/173 sayılı kararında açıklandığı gibi lehe olan yasanın belirlenmesi herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasını, takdir hakkının kullanılmasını gerektiriyorsa veya cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin hükümlerin uygulanması olanağı sonraki yasa ile doğmuşsa yargılamasının duruşmalı yapılması zorunludur. Evrak üzerinde inceleme yapılabilmesi ise ancak belirtilen bu haller dışında söz konusu olabilecektir. Hükümlü hakkında lehe olan yasanın saptanabilmesi için takdir hakkının kullanılması gerekeceğinden duruşma açılıp, gerekçeleri açıklanmak suretiyle karar verilmesi gerekirken evrak üzerinde yazılı şekilde hüküm kurulması,
2-5237 sayılı Kanun'un 7/2 ve 5252 sayılı Kanun'un 9/3. maddesi uyarınca hükümlü yararına olan hükmün, önceki ve sonraki yasaların ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkacak sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağı gözetilip, 5237 sayılı Kanun'un 142.maddesinde tanımlanan hırsızlık suçu ile 765 sayılı Kanun'un 493/1, 522, 81/2. maddelerinde yer alan suçun öğelerinin farklı olduğu; hükümlünün, suç tarihinde S. A. isimli şahısla birlikte şikâyetçiye ait işyerinin sağlam ve muhkem olan kepenk kilidini levye ile kırarak, yine muhkem olan iş yeri kapısını tornavida ile zorlayarak içeri girmek suretiyle hafif değerde sigara çalmaları şeklindeki eyleminin (hükümlünün, atılı suçu sabaha karşı işlediklerine dair savunması dikkate alınarak suçun işlendiği zaman diliminin kesin olarak bilinmemesi nedeniyle “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uyarınca eylemin gündüzleyin işlendiğinin kabulü ile hırsızlık suçunda 5237 sayılı Kanun'un 143. maddesinin uygulanamayacağından) 5237 sayılı Kanun'un 142/1-b, 145. maddelerine uyan hırsızlık suçunun yanı sıra, aynı Kanun'un 116/2 ve 119/1-c maddelerine uyan iş yeri dokunulmazlığının ihlâli ve iş yeri sahibinin şikâyetçi olması nedeniyle, aynı Kanun'un 151/1. maddesine uyan mala zarar verme suçlarını da oluşturduğu, iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçunun birden fazla kişiyle birlikte işlenmesi nedeniyle uzlaşma kapsamında olmadığı, ancak aynı Kanun'un 151/1. maddesine uyan mala zarar verme suçunun suç tarihi itibarıyla şikâyete ve uzlaşmaya tabi olup bu suç yönünden 5271 sayılı Kanun'un 253. ve 254. maddelerinde öngörülen uzlaşma hükümlerinin uygulanma olanağının değerlendirilerek sonucuna göre, 765 sayılı Kanun ile 5237 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri uyarınca uygulanan yasa maddeleriyle verilmesi gereken cezalar ayrı ayrı tespit edilerek, sonuç cezaların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik ve denetime olanak vermeyecek biçimde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, hükümlünün temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, infaz aşamasında verilen uyarlama kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağının gözetilmesine, dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.