MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2014/666 E., 2016/106 K.
SUÇLAR : Hırsızlık, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310. maddesi uyarınca temyiz istemlerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
Sanığın yokluğunda verilen ... 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.02.2016 tarihli ve 2014/666 Esas, 2016/106 Karar sayılı kararının, doğrudan sanığın MERNIS adresine 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/2 maddesi şerhi düşülerek tebliğe çıkartıldığı ve muhtara tebliğ edildiği anlaşılmış ise de, 7201 sayılı Kanun'un 10/2. madde ve fıkrasının, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise MERNİS adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, 7201 sayılı Kanun'un 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanun'un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, merci tarafından tebligata 7201 sayılı Kanun'un 23/1-8 ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği gözetilmeksizin, sanığın bilinen en son adresine, 7201 sayılı Kanun'un 21/1. maddesine göre tebligat yapılmadan, doğrudan MERNIS adresine aynı Kanun'un 21/2. maddesi uyarınca yapılan gerekçeli karar tebliği usulsüz olduğundan yapılan tebligatın geçerli sayılamayacağı, bu sebeple Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 09.04.2025 tarihli tevdii kararı uyarınca sanığa yapılan usulüne uygun tebliğ işlemi üzerine sanık müdafiinin temyiz isteminin süresinde olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
I- Sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin temyiz isteminin incelenmesinde
Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hâkimin kanaat ve takdirine göre temyiz nedenleri yerinde olmadığından reddiyle hükmün, Tebliğname'ye uygun olarak ONANMASINA,
II- Sanık hakkında banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan kurulan hükme yönelik o yer Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin temyiz isteminin incelenmesinde
Dosya içeriğine göre diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak;
Katılanın ikametinden suç tarihinde banka kartı ile 4.000,00 TL değerindeki cep telefonu, künye, inci kolye ve altınlardan ibaret eşyaların çalınmasını takiben, aynı gün çalınan banka kartı ile katılana ait banka hesabından 470,00 TL para çekildiği anlaşılan somut olayda, sanığın aşamalardaki savunmalarında cep telefonunun katılan tarafından kendisine hediye olarak verildiğini, künye, inci kolye ve altınları çalmadığını beyan ederek bu eşyalara yönelik suçlamaları inkar ettiği ancak banka kartını alıp hesaptan para çektiğini kabul ederek katılana ... aracılığı ile 1.000,00 TL gönderdiğini ifade ettiği ve 20.08.2014 tarihli ... makbuzunu dosyaya sunduğu, katılanın ise şikâyetçi olduktan sonra sanık tarafından kendisine 1.000,00 TL ödeme yapıldığını ve kısmi iadeye muvafakatinin bulunmadığı beyan ettiğinin anlaşılması karşısında; sanık tarafından gerçekleştirilen ödemenin banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan kaynaklanan zarara ilişkin olduğunun kabulü gerektiği, zararın kovuşturma başlamadan önce soruşturma aşamasında tamamen giderildiği ve sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 168/1. maddesi gereğince etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, O yer Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle 1412 sayılı Kanun’un 321. maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.