(743 S. K. m. 462, 478, 479, 485, 486, 500)
H. Dalkılıç ile H. Erköse arkadaşları aralarındaki vasiyetname iptali davasına dair verilen 29.03.1976 tarih ve 611/167 sayılı hükmün dairenin 04.10.1976 gün ve 6007/6618 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmişti. Adı geçen kararın düzeltilmesi davacı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği düşünüldü:
1- Medeni Kanunun 462/2. maddesine göre ölüme bağlı tasarruflarda yer alan kanuna aykırı şart ve yükümlülükler geçersizdir.
Velayet hakkının kullanılması kamu düşüncesiyle öngörülmüş bulunduğu için bunun sağlar arası bir sözleşme veya ölüme bağlı tasarrufla sınırlanması mümkün değildir. Bu yolda yapılan bir kısıtlama, hangi düşünceye dayanırsa dayansın, kapsam ve niteliği ne olursa olsun kanuna aykırı olur(B.K. 19, 20, M.K. 462/2).
Kişiler haklarını kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) sahiptirler (M.K. 9). Kanunda yazılı haller dışında kimse bu hakkından yoksun bırakılamaz. Aksini belirleyen bir şart veya yükümlülük az önce belirtildiği gibi kanuna aykırılık teşkil eder.
Olayda vasiyetçi, mirasçıların miras paylarına düşen tereke üzerindeki kullanma hakları bakımından bir kısıtlama meydana getirmiş, üç torunun reşit olmaları gününe kadar paranın bankada kalmasını öngörmüştür ki bu arzu kanuna aykırıdır. Çünkü bu durumda çocukların rüşde ermelerine kadar veli veya gerektiğinde vasilerinin bankadaki para üzerinde onlar adına tasarruf hakkını ortadan kaldırmış olmaktadır ki bu tür bir yükümlülük Medeni Kanunun 264, 268, 278, 382-388, 404-408. maddeleri ve Medeni Kanunun bu konu ile ilgili buyurucu öteki hükümlerine ters düşer. Öyle ise Nuray, Günay ve Tamere vasiyet edilen paraların reşit oluncaya kadar bankada bekletilmesi yolundaki şart geçersizdir.
2- Miras bırakan, mirasçıların saklı paylarını zedelemek üzere taksim kuralı koyabilir (M.K. 587). "Şuuyun İdamesi" yolundaki arzu bir çeşit raksim kuralıdır. Taksim kuralı bir yönü ile de (şart ve yükümlülük) niteliği taşır. Kanuna uymayan şart ve yükümlülükler ise Medeni Kanunun 462. maddesi gereğince geçersizdir. Dava konusu vasiyetnamenin ikinci bendinde Fikriye, Emin, Yılmaz, Muzaffer ve Fahriyeye vasiyet edilen Mersin Tapusunun 59 pafta 61 ada, 24 ve 25 parsel numaralarında kayıtlı taşınmazların, bölünmelerinin mümkün olmaması halinde şüyuunun idamesi yani bu taşınmazlarda miras ortaklığının devam etmesi yolundaki şart, mülkiyeti, intifa hakkına dönüştürme sonucunu doğurur ki, mülkiyet hakkının ömür boyu kısıtlanmış olması kişi özgürlüğünü kısıtladığı için hükümsüzdür (MK. 23, 462, BK. 19).
Medeni Kanunun 5.maddesine göre, Borçlar Kanununun sözleşme ile ilgili hükümleri, Medeni Kanun ilişkilerinde uygulanır. O halde Borçlar Kanununun 20. maddesinin öngördüğü hüküm, vasiyetnamelerde de geçerlidir. Anılan 20/2. maddeye göre, sözleşmede yer alan kanuna aykırı şart lağıvdır(yok sayılır). Ancak bu şart olmadan sözleşmenin yapılamayacağı muhakkak ise, sözleşme bütünü ile hükümsüz olur. Olayda miras bırakan, çocuklarına vasiyet ettiği 24-25 parselde kayıtlı taşınmazların miras ortaklığı halinde kalması ana fikrini benimsememiş olup, şuuyun idamesi yolundaki arzunun yerine getirilemeyeceğini bilmiş olsa idi, böyle bir vasiyette bulunmayacağı, vasiyetnamenin genel yapısından açıkça anlaşılmaktadır. Öyle ise vasiyetnamenin bu bölümünün tümü Borçlar Kanununun 20/2. maddesi gereğince geçersizdir.
3-Vasiyetnamenin 2 numaralı bendi geçersiz olunca 3. numaralı bentte de torunlarına verilmesini arzuladığı paranın tutarı, kendiliğinde değişeceği için vasiyetnamenin bu kısmı da geçersiz hale gelmiş olur.
4- Vasiyetnamenin bir numaralı bendinde yer alan 30 pafta, 100 ada, 1 parselde kayıtlı taşınmazla ilgili vasiyet, görünüşte öteki vasiyetlerden bağımsız olmakla beraber, az önce belirtilen taşınmazlarla ilgili vasiyetin geçersiz olması ve torunlarla ilgili vasiyetinde hükümsüz hale gelmiş bulunması karşısında, vasiyetnamenin bu bölümü miras bırakan için anlamını yitirip, böylece vasiyetin bu kısmı dahi, gerçek bir arzu olmaktan çıkmış olmaktadır. Oysa vasiyetin geçerli olabilmesi için, arzunun gerçeğe dayanması gerekir. Olayda bu şart bulunmadığından vasiyetnamenin bu kısmı da hükümsüzdür.
Yukarıda yazılı gerekçeler karşısında vasiyetnamenin iptal edilmesi zorunlu iken davanın ret edilmesi yanlıştır. O halde kararın açıklanan sebeplerle bozulması gerekirken temyiz incelemesi sırasında bu yön gözden kaçmış karar düzeltme isteği yerinde görülmüş olmakla onama kararının kaldırılması ve hükmün bozulması uygun düşmüştür.
Sonuç: Usulün 440. ve 442. maddeleri gereğince karar düzeltme isteğinin kabulüne onama kararının kaldırılmasına ve temyiz edilen kararın gösterilen sebeplerle BOZULMASINA 18.04.1977 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy