(743 S. K. m. 506, 591, 583, 602, 612)
Dava: Sumsu ve arkadaşı ile Nuran aralarındaki tenkis davasına dair verilen 21.5.1990 tarih ve 208-135 sayılı hükmün Dairenin 20.6.1991 gün ve 10191-9608 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmişti. Adı geçen kararın düzeltilmesi davacılar tarafından istenilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Mahfuz hisselerini alamayan mirasçılar tasarruf nisabını tecavüz eden teberrunun tenkisini dava edebilirler (M.K.502). Tenkisin ne suretle yapılacağı Medeni Kanunun 503 ve müteakip maddelerinde açıklanmıştır. Tenkisin muayyen bir şeyde yapılması gerekli ise bunun ne suretle olacağı da M.K.nun 506. maddesinde kurala bağlanmıştır. Kıymetine noksan gelmeksizin taksimi kabil olmayan muayyen bir mal tenkise tabi olursa, lehtar dilerse tasarruf nisabı miktarını alır, dilerse tenkisi lazım gelen miktarını verip o malı talep eder.
Kanunda, aynı zamanda birden çok mal hakkında yapılan tasarrufun tenkisi lazım gelirse ne suretle hareket edileceği noktasında bir açıklık yoktur. Miras hukukunun ana kuralları ve mahfuz hissenin amacından hareketle yorum zorunludur.
Miras mal varlığının ahfada intikali ile sosyal hayattaki gelişmede süreklilik amacı taşır. Böyle ilk başta aile korunmaktadır. Bu konudaki ferdiyetçi görüşler etkisi ile bir yandan da ölüme bağlı tasarruflarla kişiye malında muayyen ölçülerde hareket serbestisi tanınmıştır. Bu ölçüler içinde hedef, mamelekin aynen mirasçılara intikalidir. Sistem öncelikle mirasçıların terekeye dahil malları aynen almalarına yöneliktir. Hatta hukukun tamamlayıcısı niteliğinde örf ve adet ile ahlak kuralları dahi bu yönde gelişmiştir. Ecdattan intikal eden malları mümkün olduğunca, ahfada intikali yeğlenir. Muristen intikal eden mallar üzerinde dikkatsizce tasarruflar miras yiyicilik olarak tavsif edilip kınanır.
Diğer sosyal kurallar gibi Hukuk ta sosyal mutluluk içindir. Halkın tasvibini kazanmayan, onun hak duygusunu tatmin etmeyen bir yorum tarzının onu mutlu etmeyeceği açıktır.
Kanunda tasarrufu konu olan malların bir bütün halinde ele alınacağını gösteren en küçük bir emare dahi yoktur. Yargıtay Büyük Genel Kurulu 24.5.1985 günlü 2-5 sayılı M.K.nun 612. maddesi ile ilgili İçtihadı Birleştirme Kararında terekeye dahil malların ayrı ayrı tasarrufa konu olabileceği görüşü benimsenmek suretiyle hak dengesinin kurulabileceğine işaret etmiştir.
Taksimin nasıl yapılacağı M.K.nun 583 ile 602. maddelerinde düzenlenmiştir. Özellikle taşınmaz malın taksimi gerekli olduğunda her taşınmaz malın ayrı ayrı incelenmesi ve her birinin tahmininin olup olmadığının ayrı ayrı belirlenmesi gerekir. (Yargıtay H.G.K. nun 24.41957 günlü ve 29-25 sayılı 23.5.1973 günlü 688-437 sayılı). Bilindiği gibi taksimi mümkün olanlar taksim edilmekte, taksimi mümkün olmayan bir mal olursa yalnızca o mal satılıp bedeli bölüşülmektedir. Nitekim kanun vazıı terekeye dahil tüm mallar hakkında taksim davasını zorunlu kılan bir hükme kanunda yer vermemiş, düzenleme her bir mala yönelik olmuştur (M.K. 591).
Tüm bu açıklamalardan tenkis davasına konu birden çok mal hakkında incelemenin ayrı ayrı yapılması, kıymetine noksan gelmeksizin taksimi kabul olmayanlar hakkında M.K.nun 506. maddesine istinaden lehtara tercih hakkının sorulması, taksimi kabil olanların ise aynen taksim suretiyle tenkisinin icrası gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Mahkemece davaya konu taşınmaz mallardan bazılarının taksiminin mümkün olmaması sebebiyle tümü yönünden de M.K.nun 506. maddesi hükmü uyarınca nakten ödetmeye karar verilmesi doğru bulunmamış, davacı vekilinin karar düzeltme istemi bu sebeple yerinde görülmüştür.
Sonuç: Davacı tarafın karar düzeltme isteminin kabulü ile yukarıda tarih ve numarası yazılı onama kararının kaldırılmasına, hükmün açıklanan sebeple BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Tenkis davalarında kısmi mümkün görmediğinden çoğunluk kararına katılamıyorum. Bu nedenle karar düzeltme isteğinin reddi oyundayım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy