(743 S. K. m. 262, 263) (2709 S. K. m. 42) (1739 S. K. m. 2 ) (1086 S. K. m. 388)
Dava: Taraflar arasındaki boşanma davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2- Çocuk küçük iken ana ve babanın velayeti altındadır. (M.K. 262) Velayet, çocukların bakım, koruma ve çeşitli yönlerden yetiştirilmelerini sağlama amacıyla ana-babanın çocukların şahısları ve malları üzerinde haiz oldukları hak, yetki ve ödevleridir. Çağdaş hukukta velayet öncelikle görevdir. (Y.H.G.K. nun 16.10.1991 günlü 36-502 sayılı kararı) Evlilik mevcut iken, ana ve baba velayeti beraberce icra ederler.
(M.K.263) Boşanma veya ayrılık vukuunda, hakim ana ve babayı dinledikten sonra hakkı velayetin kullanılmasına ve ana baba ile çocuklar arasındaki şahsi münasebetlere dair iktisa eden tedbirleri ittihas eyler. Velayet görevini ifa eden ana veya baba, kanunlarla ve özellikle Anayasa ile yapılan düzenlemelere uymak zorundadır. Çocuğu Atatürk İlke ve İnkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve Eğitim esaslarına göre (Anayasa 42) ve Türk Milletinin milli, ahlaki, insani manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan, geliştiren, ailesini vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek (1739 S.Temel Eğitim Öğretim Kanunun 2.) gereklidir. Çocuğun bu hedeflere doğru eğitilmesini önleyen tedbirler amaca uygun düşmez.
Öte yandan hakim çelişkili sonuç doğuracak hüküm tesisinden de kaçınmalıdır. (HUMK.388) Bir yandan velayeti bir tarafa verirken öbür yandan velayet hak ve görevinin fiilen kullanılmaması sonucunu doğuracak bir şahsi ilişki kurulması açıklanan kural ile bağdaşmaz. Böyle bir hal mahkeme hükmüne güven duygusunu da zayıflatır.
Yabancı Ülkelerde oturan ana veya babanın şahsi ilişki kurulması sırasında çocuğu Türkiye dışına çıkarıp fiili durum yaratma ihtimali olan hallerde, hakim yukarıda açıklanan yönleri özellikle gözetmek zorundadır. Bu zorunluluk öncelikle çocuğun sağlıklı eğitim ve gelişmesini sağlamaya yönelik olup, hiç bir zaman temel hakların kısıtlanması anlamına gelmez. Davalı Avustralya'da oturmaktadır. Davalının ve müşterek çocuğun aynı zamanda Avustralya tebaalı oldukları iddia edilmektedir. Davalının küçük ile Türkiyede şahsi ilişki kurması sağlanmalı ve davalının küçüğü Türkiyeden çıkarmasını önleyici tedbirler alınmalı bunlar karar yerinde gösterilmelidir.
Bu yönlerin düşünülmemesi doğru bulunmamıştır.
Sonuç: 1- Davacının şahsi ilişkisinin kuruluş biçimi dışındaki temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacının temyiz itirazının 2.bentte açıklanan sebeple kabulü ile hükmün çocukla şahsi ilişkinin kuruluş biçimine yönelik bölümünün BOZULMASINA, 28.04.1992 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy