(4721 S. K. m. 231) (818 S. K. m. 245, 246) (HGK. 22.11.1989 T. 1989/2-448 E. 1989/603 K.)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre kocanın ve kayınpederin temyiz itirazları yersizdir.
2- Hibeden rücu şartlarının oluşmasına, davanın boşanma kararının kesinleşmesini takip eden bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmasına (BK. m. 245, 246, Y.H.G.K. 31.1.1986 tarihli 1-490-73 sayılı ve 22.11.1989 tarihli 2-448-603 sayılı kararları) göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
3- Toplanan delillerden ve özellikle tanık K.'ın sözlerinden davanın konusunu oluşturan yatak odası takımının kadın tarafından götürülmediği, kocada kaldığı anlaşılmaktadır. Bu eşya hakkındaki davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün üçüncü bentte gösterilen sebeple bozulmasına, kararın bozma kapsamı dışında kalan yönlere ilişkin itirazlarının ise reddine, aşağıda yazılı harcın H. ve İ.E'e yükletilmesine peşin harcın mahsubuna, temyiz peşin harcının yatıran Ş.'e geri verilmesine oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Davacı davalı H. ve İ. E. 5.2.1999'da açtıkları dava ile Ş. ile H.'un evlenmeleri sırasında düzenlenen 16.7.1993 tarihli Mehir Senedi başlıklı senedin terk nedeni ile Borçlar Kanunun 244.maddesi şartları oluştuğundan iptaline, bu senede konu eşya Y. elinde bulunduğundan istirdadına, almadığında bedelinin tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Ş. ile H. evli iken Ş. kendisine Medeni Kanunun 132.maddesi uyarınca gönderilen ve kadına 8.5.1997 günü tebliğ edilen ihtara uymaması sebebiyle boşanmışlar. Karar temyiz edilmeyerek 18.12.1998 tarihinde kesinleşmiştir.
Bu davada davacıların Borçlar Kanunun 246.maddesinde gösterilen hak düşürücü süreyi geçirip geçirmediklerinin belirlenmesi önem kazanmaktadır.
Borçlar Kanunun 244.maddesi uyarınca Bağışlanan, bağışlayana yahut yakınlarından birince karşı ağır bir cürüm irtikap ederse ya da bağışlanan, bağışlayana veya ailesi için kanunen mükellef olduğu vazifelere karşı ehemmiyetli bir surette riayetsizlikte bulunur ise bağışlayan rücu ile bağışlananın elinde ne kalmış ise onun iadesini dava edebilir.
Görüldüğü gibi rücu sebebi, bağışlanan fiilidir. Rücu sebebi fiilin başka bir hukuki sonucu değildir. Fiilin tamamlandığı anda bağışlananın rücu hakkı doğar. Borçlar Kanunun 246.maddesinde gösterilen hak düşürücü sürede o fiilin tamamlandığı ve buna davacıların muttali olduğu anda işlemeye başlar. Bu süre hak düşürücü nitelikte olduğundan (Y.H.G.K. 31.1.1986 tarihli 1-490-73 sayılı kararı) hâkim bu yönü kendiliğinden dikkate almak zorundadır.
Şüphesiz aile görevlerini yerine getirmemek için eşlerden birinin diğerini terk etmiş olması Borçlar Kanunun 244. maddesi kapsamında bağıştan rücu sebebidir. Bu olgu terk edilen eşin terk edene Medeni Kanunun 132. maddesi kapsamında ihtar kararı göndermesi ve bunun tebliğinden itibaren bir ay geçmesiyle kesinlik kazanır. Bu terk olgusuna istinaden Borçlar Kanunun 244. maddesindeki imkandan ihtar kararının tebliğinden itibaren bir yıl bir ay içinde yararlanılmalıdır. Kanunda rücu sebeplerinin hükmen ve kesin bir biçimde belirlenmesini şart koşan bir açıklama bulunmadığından sayın çoğunluğun emsal nitelikte bulunduğu Yargıtay Hukuk Genel kurulunun 31.1.1986 tarihli 1-490-73 sayılı kararı ile 22.11.1989 tarihli 2-448-603 sayılı kararlarında yer alan Terkin haklı olup olmadığının bu sebebe dayalı boşanma davası sonucu verilen kararın kesinleştiği tarihte belli olacağından, bağışlayan, ancak o tarihte bağıştan rücu sebebine vakıf almış sayılabilir görüşüne iştirak edilmemiştir. Bu görüş hak düşürücü sürenin işlemesini davacının ihtiyarına bırakır ki bu hal hak düşürücü sürenin ihtarı amacı ile bağdaşmaz.
Davacının taraflarından Ş.'ye Medeni Kanunun 132.maddesi uyarınca gönderilen ihtar 8.5.1997 tarihinde tebliğ edilmiş, terk olgusu ve rücu sebebi 8.6.1997 tarihinde kesinleşip davacılar buna muttali olmuşlardır. Şu halde 5.2.1999 tarihinde açılan rücu davasında Borçlar Kanunun 246. maddesindeki süre geçirilmiştir. Davacı davalı H. ve İ. E.'in davaları ret edilmelidir. Karar Ş. yararına bu sebeplerle bozulmalıdır. Çoğunluk kararına bozma sebebinden dolayı katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy