(818 S. K. m. 18, 213, 237) (743 S. K. m. 634) (1086 S. K. m. 238)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan 17.4.2002 günü temyiz eden Hamdi Çullu vekili Av. Hıdır Özcan ve karşı taraf vekili Av. Sema Güleç geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Sözleşme tarafların karşılıklı olarak birbirlerine uygun şekilde iradelerinin birleşmesi ile gerçekleşir. Kural olarak irade ile beyanın birbirine uygun olması asıldır. Ancak irade ile beyanın birbirine uygun düşmediği durumlar da olabilir. Tarafların bilerek, isteyerek iradeleri ile beyanları arasında uygunsuzluk yaratmaları muvazaadır. Muvazada taraflar bilerek iradelerine uymayan görünüşte sözleşme yapmakta, bu sözleşme ile gerçek irade ve amaçlarını gizlemektedirler.
Borçlar Yasasının 18. maddesi; bir sözleşmenin şartlarının belirlenmesinde tarafların gerek yanılarak, gerekse sözleşmedeki gerçek niyetlerini gizlemek için kullandıkları sözlere ve isimlere bakılmaksızın onların gerçek ve ortak maksatlarını aramak gerekeceğini öngörmüştür. Görünüşteki sözleşme tarafların gerçek iradelerini aksettirmediği surette geçersizdir. ( 1.4.2947 gün 1/2 sayılı İç. B.Kararı )
Muvazaa sözleşmesinde şekil aranmaz. Yazılı yahut sözlü yapılabilir. Ancak muvazaa sözleşmesi görünürdeki sözleşmeyi değiştirdiğine ve hükümsüz kıldığına göre, görünüşteki yazılı sözleşmenin aksinin bu nitelikteki bir belge ile ispatlanması zorunludur. ( HUMK. md.289, BK.m.12 )
Muvazaa sözleşmesi görünüşteki sözleşme ile aynı anda veya ondan önce yapılmalıdır. Muvazaanın ispatı halinde herkes aldığını iade ile sorumlu olacaktır.
Davacı ( koca )14.2.2000'de 3. parselde kayıtlı 21 numaralı bağımsız bölümünü üç milyon lira bedel karşılığında eşine ( davalıya )satmıştır. İradesini resmi memur huzurunda bu şekilde açıklamıştır. Dava açarken de satışın olmadığını bağışlandığını ileri sürmüş ve davayı kendi muvazaasına dayandırmıştır. Davalı da satışın olmadığını işlemin bağış olduğunu muhtelif defa ikrar etmiştir.
Tapulu taşınmazların devrine ilişkin sözleşme 743 sayılı Medeni Kanunun 634, Borçlar Kanunun 213, Tapu Kanununun 26. maddesine göre tarafların gerçek iradelerini aksettirmediğinden, satış sözleşmesi geçersizdir. Tarafların iradesi olan bağış da Borçlar Yasasının 237. maddesine uygun olarak resmi şekilde yapılmadığından geçersizdir.
Davalı işlemin satış olmayıp bağış olduğunu ikrar etmiştir. İkrar aleyhe hukuki netice husule getirilebilen maddi bir hadisenin doğruluğunu tasdiktir. Vakaya taalluk eder ve bu vakanın başka bir delille ispatına gerek kalmaz. Kati delildir. ( HUMK.m.238 )En azından Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 298. maddesindeki delille eş değerdir. Bu sebeple de muvazaa sözleşmesinin ( bağış )görünüşteki satış akti ile aynı anda yapıldığının kabulü gerekmiştir.
Gerçekleşen bu durum karşısında satış sözleşmesi muvazaalı olduğundan, bağış sözleşmesi de şekle uygun yapılmadığından geçersizdir. ( 7.10.2953 gün 8/7, 1.4.1934 gün 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları, 9.2.1982 gün ve 464/77 sayılı Hukuk Genel Kurulu Kararı )Davanın kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile isteğin reddedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, duruşma için takdir olunan 250.000.000 Tl. vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, oyçokluğuyla karar verildi. ( Prş. )
MUHALEFET ŞERHİ:
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanması gerekir.
Full & Egal Universal Law Academy