MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ :Soybağının Reddi
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dosyadaki yazılara, bozmaya uygun işlem ve araştırma yapılmış olmasına, delillerin takdirinde bir yanlışlık bulunmamasına *ve özellikle davacının çocuğunun olmayacağını ve kandırıldığını 31.7.2007 günlü rapor ile öğrendiği ve daha önce bilgi sahibi olduğu yönünde kanıt bulunmadığının anlaşılmasına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz istemlerinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 24.10.2007 Çrş.
KARŞI OY YAZISI
Taraflar 1985’de evlenmişler, 19.9.1996 tarihinde boşanmalarına karar verilmiş, boşanma kararı 13.2.1997’de kesinleşmiştir.
Dava; evlilik devam ederken dünyaya gelen 12.9.1993 doğumlu Habibe ve 28.1.1995 doğumlu Hacer ile davacı (koca) arasındaki soybağının reddi isteğine ilişkin olup, 27.8.2001 tarihinde açılmıştır.
Mahkemece; davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine dair verilen ilk hüküm; davacının temyizi üzerine Yargıtay’ca bozulmuştur. Bozmada, “..davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Kanunu Medenisinin 246’ncı maddesinde, soybağının reddi davası açmak için azami bir süre öngörülmediği, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 289’ncu maddesinde öngörülen beş yıllık azami dava açma süresinin; 4722 sayılı Yürürlük Kanununun 20. maddesi karşısında, Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlaması gerektiğine..” işaret edilerek “ davacının, dava açma konusunda kandırıldığı (iğfal edildiği) iddiası yönünden taraf delillerinin toplanıp... sonucu uyarınca karar verilmesi gerektiği..” belirtilmiş, bozma sebebine göre sair yönlerin incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Bozma, münhasıran, iğfalle ilgili taraf delillerinin toplanmasına ve sonucu uyarınca karar verilmesine ilişkindir. Davanın, müddeti içinde ikame edilmemesinin haklı bir sebepten ileri geldiği (TKM. m.246/3) iddiasıyla ilgili değildir.
Mahkemece, bozmaya uyulmuştur.
Bozmadan sonra davacıya, dava açma konusunda iğfal edildiği iddiası yönünden delil bildirmesi için mahkemece, süre tanındığı halde, davacı; müddetinde reddetmemek hususunda davalı veya üçüncü şahıslarca iğfal olunduğu (kandırıldığı) yönünde bir delil getirmemiştir. Çocuk yapabilme kabiliyeti olmadığını sonradan öğrenmiş olmak, haklı sebeple ilgilidir ve bu husus bozmanın dışındadır. Bozmanın dışında olan bir hususun ele alınıp değerlendirilmesi, bozmaya uymakla, ispat edilecek hususla ilgili davalı yararına oluşan usulü kazanılmış hakkı zedeler. Kaldı ki, boşanma davasını, karısının bir başka erkekle ilişkisi bulunduğu yönünde ciddi şüphelerine dayandıran davacının, boşanma davasından sonra bu yönde bir tetkik yaptırması olanağı varken ve dava açmasını engelleyici bir durum da yokken vaktinde dava açmamış olması da kendi kusurundan kaynaklanmaktadır. Davacının kendi kusuru ile yol açtığı gecikmeden lehine sonuç çıkarmak Medeni Kanunun 2. maddesindeki dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz.. Yasa koyucunun, soybağının reddi davasını hak düşürücü nitelikte kısa süreye bağlaması, çocuklarının nesebi üzerindeki tartışmayı mutlak olarak bitirme, bu suretle çocukları koruma amacına yöneliktir. Davacı, müddetinde dava açmamak hususunda kandırıldığını ispat edememiştir. Dava açma süresi geçirilmiştir. O halde davanın açıklanan sebeple reddi gerekir. Bu nedenle sayın çoğunluğun aksi yönde oluşan görüşüne katılmıyorum.