MAHKEMESİ :Kadınhanı Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
TARİHİ :12.02.2008
NUMARASI :Esas no: 2006/149 Karar no: 2008/20
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Yapılan soruşturma, toplanan delillerle *davalı kocanın birlik görevlerini yerine getirmediği, sürekli alkol aldığı, kumar oynadığı, şiddet uyguladığı, hakaret ettiği, davacı kadının ise Türk Medeni Kanununun 185/3. maddesi uyarınca evlilik birliğinin devamı sırasında sadakat yükümlülüğüne uygun hareket etmediği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK.md. 166/1)karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Davacının temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 03.07.2008 Prş.
KARŞI OY YAZISI
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma (TMK. m. 166 f. I-II) davasından sonra ki olaylara dayanılarak boşanma kararı verilebilir mi?
Yargıtay’da yapılan yerleşik uygulamaya göre buna olumlu yanıt verme olanağı yoktur. Her dava açıldığı gün ki şartlarına tabidir. Davadan sonra oluşan olaylar boşanma kararına esas alınamaz.
Dairemin yerleşik uygulamasına göre de;
-Her boşanma davası açıldığı gün ki şartlarına tabidir,
-Davadan “sonraki” olaylar boşanma hükmüne esas alınamaz.
(Emsal kararlarımız: GENÇCAN-Boşanma-2, s. 345-346’da yayınlanmıştır.)
Sadakatsizlik bu konuda acaba bir istisna oluşturur mu? Dairemin yerleşik uygulamasında bu konuda da bir istisna yoktur:
“...Her dava açıldığı gün ki şartlarına tabidir. Davadan sonraki hadiseler boşanmaya esas alınamaz. Davalının sadakatsizliğini gösterir, otel kayıtları ve fotoğraflar ‘davadan sonraki’ döneme ilişkindir. Bu davaya esas alınamaz.” (Y2HD, 28.06.2004, 7534-8492, GENÇCAN-Boşanma-2, s. 345, dip not: 1278’de yayınlanmıştır.)
Dairemin değerli çoğunluğu “cinsel sadakatsizliği” boşanma davasından sonra ki olaylara dayanılmasına rağmen boşanma sebebi kabul etmiş gözükmektedir.
Kaldı ki TMK m. 185 f. III hükmünde yer alan sadakat yükümü sadece cinsel sadakati içermemektedir ki! TMK m. 185 f. III hükmünde yer alan sadakat yükümü aynı zamanda duygusal sadakati ve ekonomik sadakati de içermektedir. Dairemin değerli çoğunluğu boşanma davasından sonra ki olaylarda sadakat yükümlüğüne aykırı davranışlar eğer duygusal sadakat ve ekonomik sadakate aykırı davranışlar ise boşanma sebebi kabul etmemiştir.
Örnek vermek gerekirse;
“...Her dava açıldığı tarihteki şartlara tabidir. Dava 16.9.2003 tarihinde açılmış olup, dava tarihinden önce kocadan kaynaklanan ve boşanmayı gerektiren maddi bir hadisenin varlığı kanıtlanmış değildir. Tanıkların ifadesinde geçen davacı kadının dövülmesi olayı dava tarihinden sonra Aralık 2003 tarihinde olup, bu davada nazara alınamaz. Gerçekleşen bu durum karşısında davanın reddi gerekirken boşanmaya karar verilmesi doğru olmamıştır.” (Y2HD, 13.06.2005, 5995-9026)
- Davadan sonra oluşan olayların boşanma kararına esas alınamayacağı kişisel görüşümüzden ibaret de değildir.
Nitekim Yüce Hukuk Genel Kuruluna göre de davadan sonra oluşan olayların boşanma kararına esas alınamayacağı “vazgeçilemez temel bir usul kuralı” sayılır.
“..Belirtmek gerekir ki; her dava açıldığı tarihteki hukuki ve maddî vakıalara göre sonuçlandırılır. Bu husus vazgeçilemez temel bir usul kuralıdır. Somut olayda, boşanma isteğinin kabulüne ilişkin yerel mahkeme kararına ağırlıklı olarak 17.5.1993 gününde açılan davadan sonra, tanık ifadelerinde açıkça belirtilen 19.5.1993 günü cereyan eden olay gerekçe yapılmıştır.Oysa; davanın açıldığı tarihe kadar taraflar arasında müşterek hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını gösterir bir olayın varlığı iler sürülemediği gibi, buna dair bir kanıt da getirilebilmiş değildir.” (YHGK, 19.4.1995, 128-399)
Bu sebeplerle değerli çoğunluğun “farklı görüşüne” katılmıyorum.