MAHKEMESİ :Nevşehir Aile Mahkemesi
TARİHİ :24.10.2011
NUMARASI :Esas no:2010/760 Karar no:2011/684
Taraflar arasındaki "boşanma" ve "nafaka" davalarının birleştirilerek yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Davalı-davacı kadının temyiz dilekçesi davacı-davalı koca vekiline 7.12.2011 tarihinde tebliğ edilmiş, söz konusu karar davacı-davalı koca tarafından yasada öngörülen 10 günlük süre geçtikten sonra 22.12.2011 tarhinde verilen dilekçe ile katılma yoluyla temyiz edilmiştir. Bu sebeple davacı-davalı kocanın katılma yoluyla temyiz isteminin reddine (HUMK.md.433/2) karar vermek gerekmiştir.
2-Davalı-davacı kadının temyiz itirazlarına hasren yapılan incelenmede;
a-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalı-davacı kadının birleşen nafaka davasında hükmedilen nafaka miktarına ilişkin temyiz itirazları yersizdir.
b-Toplanan delillerle, boşanmaya neden olan olaylarda sadakat yükümlülüğüne aykırı davranan, davacı-davalı kocanın tamamen kusurlu olduğu, davalı-davacı kadının ise boşanmayı gerektirir nitelikte bir kusurun ispatlanamadığı anlaşılmaktadır.
Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir.Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer.Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalı-davacının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır.(TMK.md.166/2)
Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacı-davalının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalı-davacıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen davacı-davalı kocanın boşanma davasına ilişkin hükmün yukarıda 2/b bendinde gösterilen sebeple davalı-davacı kadın yararına BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan bölümlerinin ise yukarıda 2/a bendinde gösterilen sebeple ONANMASINA, davacı-davalı kocanın temyiz dilekçesinin yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple REDDİNE, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 25.06.2012 (Pzt.)
Full & Egal Universal Law Academy