MAHKEMESİ :İstanbul 2. Aile Mahkemesi
TARİHİ :28.07.2009
NUMARASI :Esas no: 2006/738 Karar no: 2009/679
Yukarıda tarihi, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; onanmasına dair Dairemizin 15.02.2011 gün ve 19987-2431 sayılı ilamiyle ilgili karar düzeltme isteminde bulunulmakla, evrak okundu, gereği düşünüldü;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, bu Kanuna 6217 sayılı Kanunla ilave edilen Geçici 3. maddenin (1.) bendinde, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun kanun yollarına ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hükme bağlandığından, karar düzeltme talebinin incelenmesi gerekmiştir.
1-Temyiz ilamında yer alan açıklamalara göre davacı-davalı H...'in aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan karar düzeltme talepleri yersizdir.
2-Davacı-davalı H...'in yoksulluk nafakasının kaldırılması davası yönünden karar düzeltme isteminin incelenmesine gelince;
Tarafların Türk Medeni Kanununun 166/3.maddesi uyarınca anlaşmalı olarak boşanmalarına ilişkin kararda davalı-davacı kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakasının tarafların ekonomik durumlarında gerçekleşen değişiklikler nedeniyle kaldırılması talep edilmiş; 4.000 TL.olarak hüküm altına alınmış olan yoksulluk nafakasının karar tarihinden itibaren 2.000 TL.’ye indirilmesine karar verilmiştir. Tarafların temyizi üzerine Dairemizce duruşmalı olarak yapılan inceleme sonucunda hükmün onanmasına karar verilmiştir. Her dava açıldığı tarihteki şartlara göre incelenip karara bağlanır. Bu nedenle yoksulluk nafakasının indirilmesine (azaltılmasına) dava tarihinden geçerli olacak şekilde karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde karar tarihinden geçerli olacak şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Ancak bu husus ilk inceleme sırasında gözden kaçırılmış olup, davacı-davalının karar düzeltme talebinin bu yönden kısmen kabulüne, 15.02.2011 tarih ve 19987-2431 Esas ve Karar sayılı onama ilamımızın nafakanın indirilme tarihi ile ilgili kısmıyla sınırlı olarak kaldırılmasına ve hükmün bu yönden bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Davacı-davalının karar düzeltme isteminin yukarıda 2.bentte açıklanan nedenlerle kısmen kabulüne, Dairemizin 15.02.2011 tarih 2009/19987 esas-2011/2431 karar sayılı onama ilamının kısmen kaldırılmasına, hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan karar düzeltme isteklerinin ise yukarıda 1.bentte belirtilen nedenlerle REDDİNE, 1.bent yönünden oybirliğiyle, 2.bent yönünden ise oy çokluğuyla karar verildi.10.10.2011 (Pzt.)
KARŞI OY YAZISI
Yanlar, Ankara 11. aile Mahkemesine 25.11.2005 tarihinde açılan boşanma davası sonucu; Türk Medeni Kanununun 166/3.maddesi uyarınca anılan mahkemece anlaşmalı boşanma işlemi sonucu verilen 01.12.2005 tarihli 2005/531 esas, 2005/92 karar sayılı kararla boşanmışlar; boşanma hükmü 16.01.2006 tarihinde kesinleşmiştir. Boşanma kararıyla birlikte, yanların 01.12.2005 tarihli boşanma anlaşmaları da mahkemece tasdik edilmiş; bu anlaşma sonucu; çocukların velayetinin baba H... G...’e verilmesine, H... G...’in eşi E... G... (Y...)'e aylık 4.000 TL.yoksulluk nafakası ödemesine karar verilmiştir. Yanlardan Hurşit’in davasının (asıl dava) konusunu bu yoksulluk nafakasının kaldırılması istemi oluşturmaktadır.
Yoksulluk nafakasının kaldırılması davası 13.11.2006 tarihinde açılmıştır. Davacı H..., dilekçesinde özetle; davalı E...’nın Aralık 2005 Kasım 2006 tarihleri arasında eylemli olarak çalışarak toplam 134.000 TL.(70.525 Euro) kazandığını, davalı kadının İstanbul Kemerburgaz’da bulunan intifa hakkına sahip olduğu konuttan da aylık 2.550 TL.(1700 USD), Beşiktaş Fulya’da bulunan Polat Tower Residance’deki taşınmazından aylık 4.800 TL.(3200 USD) kira geliri aldığını, davalının yoksulluğundan söz edilemeyeceğini belirterek; davanın kabulünü istemiştir.
Davalı E... savunmasında 70.525 Euroluk ödeme doğru olmakla birlikte, bunun evlilik sırasında elde edilen şirket ortaklığından kaynaklı gelirin sonradan ede edilmesi niteliğinde ve brüt olduğunu, yardımcı personele ödeme yapıldığını, kalanın önemli bir tutar olmadığını ve bu kazanca esas danışmanlık hizmetinin de 2006 yılı Ekim ayında sona erdiğini ileri sürmüştür. Davalı E... ayrıca intifa hakkı sahibi olduğu taşınmaz ile bankaya kredi borcu nedeniyle ipotekli iki adet taşınmazın kira geliri dışında bir geliri olmadığını, bu gelirlerle de ipotekli kredi borcunu ödediği ve çocuklarını geçindirdiğini savunmuştur.
Dosyaya getirtilen SGK belgesine ve işverinin cevabi yazısına göre, davalı E...’nın GS Pazarlama AŞ.’de 01.07.2008 tarihinde işe başladığı, 04.11.2008 tarihinde işten ayrıldığı, yaklaşık dört aylık bir çalışmasının bulunduğu ortaya çıkmıştır. Bu çalışması nedeniyle davalı E...’nın aylık net 11.500 TL.ücret aldığı belirlenmiştir. Yine davalının kira geliri aldığı taşınmaz dışında 2002 yılında satın alınmış ½ payına sahip olduğu Beşiktaş/Arnavutköy'de bir daire ile 2004 yılında satın aldığı Beşiktaş 2.bölgede 2 adet dairesinin bulunduğu; Beşiktaş Fulya’daki 3200 TL.kira getiren iki adet bağımsız bölümü de 28.12.2007 ve 27.12.2007 tarihinde toplam 415.000 T.bedelle satmış olduğu görülmektedir.
Davacı H... G...’in de yargılama sırasında bir siyasi partiden milletvekili seçildiği; milletvekilliği ile bağdaşmayan danışmanlık yazarlık vb.işlerden ayrıldığı; gelirinin kira geliri ve milletvekili maaşından ibaret kaldığı anlaşılmaktadır.
Boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra ortak iki çocuğun mahkeme kararıyla davacı babada olan velayetinin değiştirildiği ve velayetlerin davlı anneye verildiği ve İstanbul 1. Aile Mahkemesinin henüz kesinleşmeyen 2009/764 esas sayılı dava dosyasından her bir çocuk için 3.500 TL.’den toplam aylık 7.000 TL.iştirak nafakasının baba tarafından anneye ödenmesine karar verildiği, davacı Hurşit vekili tarafından dosyaya bildirilmiştir.
Türk Medeni Kanununun 176.maddesi diğer sebepler dışında eşlerden biri lehine hükmedilip kesinleşen yoksulluk nafakasının; yoksulluğun ortadan kalması halinde mahkeme kararıyla tamamen kaldırılabileceğini; tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde irat şeklindeki nafakanın arttırılması veya azaltılmasına da karar verilebileceği hükme bağlamıştır. Hemen belirtmek gerekir ki; nafaka yükümlüsünün ekonomik durumunun olumsuz olarak değişmesi, yoksulluk nafakasının azaltılması için bir neden oluşturursa da; bütünüyle kaldırılması için bir neden oluşturmaz. Yoksulluk nafakasının bütünüyle kaldırılabilmesi için; nafaka alacaklısının yoksulluğunun ortadan kalktığının; davacı yanca usulünce kanıtlanmış olması gerekir. Kuşkusuz; nafaka alacaklısının belirli bir malvarlığı ve geliri olmasına rağmen; anlaşmalı boşanma sonucu lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmesi durumunda; davacının (nafaka yükümlüsünün) mevcut durumuna göre, davalının (nafaka alacaklısının) yoksulluğa düşeceğini baştan kabul ettiği var sayılır. Belirli bir gelir ve malvarlığı bulunduğu halde, anlaşmalı boşanmayla, lehine yoksulluk nafakası hükmedilen eşin bu yoksulluk nafakasının ortadan kaldırılabilmesi için; yükümlü eşin, ya anlaşma (sözleşme) yapılırken kendisinin irade bozukluğu (BK.md.24’teki hata, md.28’deki hile, md.29’daki korkutma hükümleri) içinde anlaşma yaptığını yasal çerçevesi içinde kanıtlaması gerekecek; ya da nafaka alacaklısının ekonomik durumunda sonradan ortaya çıkan olumlu gelişmelerin yoksulluk nafakası verilmesi gereğini ortadan kaldırdığını kanıtlaması gerekecektir. Böyle bir sonuca hukuki işlemlerde işlem temelinin çökmesi görüşüne göre de varılabilir. Boşanmanın mali sonuçlarını da içermesi gereken boşanma anlaşması; hakimin tasdik etmesiyle geçerli hale gelir. Bu nedenle, boşanma anlaşması hakimin tasdik etmesi erteleyici koşuluna bağlı bir sözleşme niteliğindedir. Böyle bir sözleşmenin değiştirilebilmesi ya da tümüyle çözülmesi (ortadan kaldırılması); sözleşme kurulurken işlem temelinin baştan eksik olmasına dayanabileceği gibi, sözleşme kurulduktan sonra da ortaya çıkan yeni durum nedeniyle de olabilir. Bu yeni durum, edimin gerçekleştirilmesini olanaksız veya aşırı güçlüğe düşürebilir ya da edimin hiçbir şekilde yerine getirilmemesini gerektirebilir. Ancak işlem temelinin çökmüş olmasını kabul etme son çaredir. Bunun için ortaya çıkan eski durum veya sonradan ortaya çıkan yeni durumla edim arasındaki ilişki, o denli çarpıcı olmalıdır ki, bunu görmezlikten gelme dürüstlük kuralına (TMK.md.2) uygun düşmemelidir. Görmezlikten gelme, açık adaletsizlik olarak kişiyi isyan ettirecek, kişiye “insaf bu kadar da olmaz” dedirtecek boyutlara ulaşmış olmalıdır (Rona Serezon, Borçlar Hukuku Genel Bölüm, 3.cilt, 5.baskı, İstanbul 2009, sh.265). Bu bakımdan, edimin ölçüsünün kaçması yönünden işlem temelinin çöktüğünün sosyal bakım ve destek amaçlı irat sözleşmelerinde özellikle uygulanması gerektiği öğretide savunulmaktadır (bkz.Serezon, age.sh.270).
Toplanan delillerden; davalı E...’nın tanık N... A...ve tanık H... G.... beyanlarında belirtildiği gibi; davacıdan gizlemek suretiyle 2003-2006 yılları arasında 80.000 USD ve 150.000 Euro arasında serbest danışmanlık ücreti alıp, ortağı N...'le paylaştığı, davalının anlaşmalı boşanmada adı geçmeyen 2002 yılında satın aldığı Beşiktaş/Arnavutköy’de ½ hisseye malik olduğu bir adet daire ile 2004 yılında satın aldığı Beşiktaş 2.Bölge de iki adet dairesinin bulunduğu, Beşiktaş Fulya’daki iki adet bağımsız bölümün kalan kredi borçlarının ise anlaşmalı boşanmadaki hüküm nedeniyle davacı kocanın üstlenmiş olduğu; bu taşınmazlardan aylık 3200 TL.kira geliri sağlamaktayken, bunları toplam 415.000 TL.bedelle 2007 yılın Aralık ayı içinde sattığı ve toplu gelir sağladığı anlaşılmaktadır.
Yine davalı Esra’nın boşanmadan sonra GS.Pazarlama AŞ.’de 01.07.2008 -04.11.2008 tarihleri arasında aylık net 11.500 TL.ücretle bir süre çalıştığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında, yoksulluk nafakasıyla ilgili boşanma anlaşmasında, gizlenen bir kısım gelir ve malvarlığı nedeniyle işlem temelinin baştan eksik olduğu; boşanmanın kesinleşmesinden sonra da davalının düzensiz de olsa çalışması nedeniyle elde ettiği bir kısım gelirin miktarı ve en önemlisi de GS.Pazarlama AŞ’de 01.07.2008 tarihinde resmi kayıtlı, düzenli ve sabit gelir getiren bir işe girmiş olması nedeniyle işlem temeli bütünüyle çökmüştür. Nafaka yükümlüsünün sonradan çalıştığı işten ayrılmış olması sonuca etkili değildir. Nitekim, Dairemizin 21.11.1995 tarihi 1995/11857 esas, 1995/12457karar sayılı ilamında da bu husus “yoksulluk nafakası almakta iken kendisini yoksulluktan kurtaracak seviyede gelir getiren bir iş bulan kişinin o işten çıkması veya çıkarılması eski eşi yeniden yoksulluk nafakası yükümlülüğü altına sokmaz” denilmek suretiyle, bu gerekliliğe işaret edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 01,02,1995 gün ve 1994/2-158 esas, 1995/29 karar sayılı ilamında benzer durumda aynı çözüme ulaşmıştır. Açıklanan nedenlerle yoksulluk nafakasının dava tarihinden geçerli olarak kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Değerli çoğunluk “her dava, açıldığı tarihteki şartlara göre incelenir ve karara bağlanır” ifadesiyle, davalı kadının dava açıldıktan sonra 01.07.2008 tarihinde aylık 11.500 TL.ücretle çalışmaya başlamasının; ancak yeni bir davanın konusunu oluşturacağını kabul etmekte ve bu hususu inceleme dışı bırakmaktadır. Kanımızca, dava açıldıktan sonraki çalışmaya başlama; aynen alacak davasında alacağın ödenmesi gibi talep sonucunu değerden düşürücü nitelikte olduğundan; nafakanın kaldırılması davasında göz önüne alınmalı; koşulları oluştuğu takdirde nafakanın kaldırılmasına dava tarihinden değil; işe başlama tarihinden geçerli olarak karar verilebilmelidir. Somut uyuşmazlıkta; en azından yoksulluk nafakasının işe başlama tarihi olan 01.07.2008 tarihinden geçerli olarak kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Sonuç olarak karar düzeltme isteminin kabulüyle, hükmün davanın kabulüyle yoksulluk nafakasının tamamen kaldırılmasına karar verilmesi için bozulması gerektiği düşüncesiyle değerli çoğunluğun bozma sebebine katılmıyoruz.