ÖZET: BOŞANMA DAVASI DEVAM EDERKEN KESİNLEŞEN YABANCI MAHKEME BOŞANMA KARARI, TANIMA KARARI İLE KESİNLEŞTİĞİ ANDAN İTİBAREN KESİN HÜKÜM İFADE EDER.
TEDBİR NAFAKASINA İSE BOŞANMA VEYA AYRILIK DAVASININ DEVAMI SÜRESİNCE HÜKMOLUNABİLİR. EVLİLİĞİN SONA ERMESİNDEN SONRA TEDBİR NAFAKASINA HÜKMEDİLEMEZ. TARAFLARIN YABANCI MAHKEME KARARI İLE BOŞANDIKLARI DİKKATE ALINARAK, DAVACI YARARINA DAVA TARİHİNDEN BU TARİHE KADAR GEÇERLİ OLACAK ŞEKİLDE TEDBİR NAFAKASINA HÜKMEDİLMESİ GEREKİR.
UZUN YILLAR İSVİÇRE’DE ÇALIŞIP EMEKLİ OLAN, DÜZENLİ VE GEÇİMİNE YETERLİ EMEKLİLİK GELİRİ BULUNAN DAVACININ BOŞANMA YÜZÜNDEN YOKSULLUĞA DÜŞECEĞİ KABUL EDİLEMEYECEĞİNDEN YOKSULLUK NAFAKASI İSTEĞİNİN KABULÜ İSABETSİZDİR.
ÇOCUK ÜZERİNDEKİ VELAYET HAKKI ÇOCUĞUN ERGİN OLMASIYLA SONA ERMİŞ OLAN ANNENİN, BABADAN ÇOCUK ADINA NAFAKA TALEP ETMESİ YASAL OLARAK MÜMKÜN DEĞİLDİR. ÖZÜRLÜ OLDUĞU İDDİA EDİLSE DE DOSYADA BUNA İLİŞKİN BİLGİ VE BELGE BULUNMADIĞI GİBİ, ÇOCUK TARAFINDAN AÇILMIŞ BAĞIMSIZ BİR NAFAKA DAVASI DA BULUNMADIĞINDAN TARAFLARIN ERGİN OLAN ÇOCUĞU İÇİN DAVA TARİHİNDEN İTİBAREN TEDBİR, KARARIN KESİNLEŞMESİNDEN SONRA DA İŞTİRAK NAFAKASINA HÜKMEDİLMESİ İSABETLİ DEĞİLDİR.
BOŞANMADA MANEVİ TAZMİNATIN AMACI, BOŞANMAYA SEBEP OLAN OLAYLAR YÜZÜNDEN KİŞİLİK HAKKI SALDIRIYA UĞRAYAN TARAFIN, BOZULAN RUHSAL DENGESİNİ TELAFİ ETMEK, MANEVİ DEĞERLERİNDEKİ EKSİLMEYİ KARŞILAMAKTIR. ONUN İÇİN, KİŞİLİK HAKLARINI İHLAL EDEN FİİLLE, TAZMİNAT MİKTARI ARASINDA MAKUL BİR ORANIN BULUNMASI GEREKİR.
Taraflar arasındaki boşanma davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı tarafından tazminatlar ve nafakalar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2- Boşanma davası 25.04.2005 tarihinde açılmıştır. Bu dava devam ederken yabancı mahkemece 05.09.2005 tarihinde tarafların boşanmalarına karar verilmiş, 03.10.2005 tarihinde kesinleşen yabancı mahkeme kararı, boşanma davasının devamı sırasında tanınmış; tanımaya ilişkin karar 18.10.2011 tarihinde kesinleşmiştir. Tanıma kararı, yabancı ilama kesin hüküm vasfı kazandırır (5718 s. MÖHUK md. 58) ve bu halde yabancı ilamın kesin hüküm etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder (5718 s. MÖHUK md. 59). Yabancı mahkeme kararı 03.10.2005 tarihinde kesinleştiğine göre, az önce açıklanan yasal hüküm gereği taraflar bu tarihte boşanmışlar demektir. Tarafların evliliği bu tarihte “boşanma” ile sona erdiğine göre, birbirlerine karşı evlilik birliğinden doğan yasal yükümlülükleri de aynı tarihte ortadan kalkmıştır. Tedbir nafakasına ise boşanma veya ayrılık davasının devamı süresince hükmolunabilir (TMK md. 169). Evliliğin sona ermesinden sonra tedbir nafakasına hükmedilemez. Tarafların 03.10.2005 tarihinde boşandıkları dikkate alınarak davacı yararına dava tarihinden bu tarihe kadar geçerli olacak şekilde tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.
3- Davacının uzun yıllar İsviçre’de çalıştığı ve o ülkeden emekli olduğu, düzenli ve geçimine yeterli emeklilik gelirinin bulunduğu toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Bu halde, davacının boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği kabul edilemez. Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi şartları bu yönüyle oluşmamıştır. Öyleyse davacının yoksulluk nafakası isteğinin reddi gerekirken, kabulü isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.
4- Ana ve babanın çocuklarına karşı bakım borcu kural olarak çocuğun ergin olmasına kadar devam eder (TMK m. 328/1). Çocuk ergin olduğu halde, eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre, kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler (TMK m. 328/2). Tarafların müşterek çocuğu Nilhan, 15.06.1981 doğumlu olup, dava tarihinde ergindir. Özürlü olduğu ileri sürülmüş ise de, bu sebeple kısıtlandığına ve annesinin velayeti altında bırakıldığına ya da vasi atandığına ilişkin dosyada bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Ergin çocuk, ancak şartlarının varlığı halinde kendisi nafaka talep edebilir. Çocuk üzerindeki kanuni velayet hakkı çocuğun ergin olmasıyla sona ermiş olan annenin, babadan çocuk adına nafaka talep etmesi yasal olarak mümkün değildir. Çocuk tarafından açılmış bağımsız bir yardım nafakası (TMK md. 364) davası da bulunmamaktadır. Bu husus gözetilmeden tarafların ergin olan çocuğu için dava tarihinden itibaren tedbir, kararın kesinleşmesinden sonra da iştirak nafakasına hükmedilmesi doğru bulunmamıştır.
5- Boşanmada manevi tazminatın amacı, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, bozulan ruhsal dengesini telafi etmek, manevi değerlerindeki eksilmeyi karşılamaktır. Onun için, kişilik haklarını ihlal eden fiille, tazminat miktarı arasında makul bir oranın bulunması gerekir. Bir tarafın zenginleşmesine yol açacak sonuçlar doğurur miktarda manevi tazminat takdiri, müesseseyi amacından saptırır. Hakim, tazminat miktarını saptarken, bir yandan kişilik hakları zedelenen tarafın, ekonomik ve sosyal durumunu ve boşanmada kusur bulunup bulunmadığını ve varsa kusur derecesini, fiilin ağırlığını; öbür yandan da, kişilik haklarına saldırıda bulunanın kusur derecesini, ekonomik ve sosyal durumunu gözönünde bulundurmak zorundadır. Açıklanan ilkeler gözetildiğinde davacı yararına takdir edilen manevi tazminat miktarı orantısız ve çoktur. Daha uygun miktarda tazminat takdiri gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
S o n u ç: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2, 3, 4 ve 5. bentlerde gösterilen sebeplerle (BOZULMASINA), bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple (ONANMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 12.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy