MAHKEMESİ :İzmir 6. Aile Mahkemesi
TARİHİ :22.11.2011
NUMARASI :Esas no: 2011/587 Karar no:2011/1130
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, kusur belirlemesi, tazminatlar ve yoksulluk nafakası talebinin reddi yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Mahkemece, tarafların her ikisi de kusurlu olmakla birlikte davacı kadının daha ağır kusurlu olduğu kabul edilerek boşanmaya karar verilmişse de; karar gerekçesinde taraflara yüklenilen ve sabit kabul edilen kusurlu davranışlarına göre tarafların eşit kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Durum böyleyken; mahkemece davacı kadının daha ağır kusurlu kabul edilmesi ve bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak davacının yoksulluk nafakası (TMK.md.175) talebinin reddine karar verilmesi isabetsiz olmuş; bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple kusur belirlemesi ve buna bağlı yoksulluk nafakasına ilişkin bölümü yönünden BOZULMASINA, bozma kapsamı dışıda kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere yoksulluk nafakasına ilişkin bozmada sonucu bakımından oybirliği, gerekçesinde oyçokluğuyla, maddi ve manevi tazminat yönünden ise oyçokluğuyla karar verildi.19.09.2012 (Çrş.)
KARŞI OY YAZISI
Davacının güven sarsıcı davranışlarda bulunduğunu kabule yeterli delil bulunmamaktadır. Bu yönde beyanda bulunan ev sahibi olan davalı tanığı hakkında, davacı “yalan yere şahadette bulunmaktan” soruşturma açılması için Cumhuriyet Savcılığına başvurmuş, bu şahıs hakkında soruşturma yapılmıştır. Soruşturmanın sonuca bağlanmamış olması, tanığın beyanı üzerindeki şüpheyi ortadan kaldırmaz. O nedenle davacının güven sarsıcı tutum ve davranışlarda bulunduğu sabit değildir. Davalının ise, eşine ağır sözlerle hakaret ettiği, fiziki şiddet uyguladığı, çocuğun kendisinden olmadığını söyleyerek davacıyı haksız yere sadakatsizlikle itham ettiği ve evlilik birliğine ilişkin görevlerini yerine getirmediği toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre, boşanmada davalı ağır kusurludur. Maddi ve manevi tazminatla sorumlu tutulmalıdır. Bu bakımdan davacıyı davalıyla “eşit kusurlu” kabul eden ve buna bağlı olarak davacıya maddi ve manevi tazminat verilmemesini doğru bulan Sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.