MAHKEMESİ :Söke 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ :03.06.2010
NUMARASI :Esas no:2009/400 Karar no:2010/297
Yukarıda tarihi, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; düzeltilerek onanmasına dair Dairemizin 06.03.2013 gün ve 4160-5910 sayılı ilamıyla ilgili karar düzeltme isteminde bulunulmakla, evrak okundu, gereği düşünüldü;
Davacı, boşandığı kocasına karşı açtığı dava ile; dava konusu taşınmazın 1/2 payının; hakim tarafından tasdik edilip boşanma hükmüne geçirilen boşanma protokolüyle davalı tarafından kendisine temlikinin taahhüt edildiğini, davalının bu taahhüdünü yerine getirmediğini ileri sürerek, taşınmazın 1/2 payının tapu kaydının iptali ile kendi adına tesciline karar verilmesini istemiş; davalıdan alacaklı olan üçüncü şahıs (A.N.. A.) tarafından da; davacı Serpil ve Bekir'e karşı bağımsız olarak açılan dava ile, borçlusu olan davalı Bekir'in, aleyhine yürütülen icra takibinin kesinleşmesinden sonra kendisinden mal kaçırmak amacıyla taşınmazını, boşanma protokolüyle eşine devretmeyi taahhüt ettiğini, bu ikisi arasındaki “gayrimenkul temlik vaadi”ne ilişkin işlemin muvazaalı olduğunu ileri sürerek, davacı tarafından boşandığı eşine karşı açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Üçüncü kişi tarafından açılan dava, asıl dava ile birleştirilerek görülmüş; mahkemece; asıl davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın 1/2 payının tapu kaydının iptali ile davacı Serpil adına tapuya tesciline; üçüncü kişi tarafından açılan birleştirilen davanın ise reddine karar verilmiş; ret gerekçesi olarak “davacı A. N. A.'ın taşınmazın aynına dair bir talebinin bulunmadığı, kendisinden mal kaçırıldığı iddiasında ise, bunu tasarrufun iptali davası açmak yolu ile ileri sürebileceği “ gösterilmiştir. Karar, birleşen davanın davacısı Ahmet Nuri Acar tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay'ca; “1- Sair temyiz itirazlarının reddine, 2- Mahkemenin gerekçesinde de belirtildiği gibi, birleştirilen davanın davacısı A..N.A.'ın bu davada aktif husumet ehliyeti bulunmamaktadır. Bu sebeple birleşen davası reddedilmiştir. O halde, adı geçen davacının Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7. maddesi gereğince maktu vekalet ücretiyle sorumlu tutulması gerekirken, aleyhine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır”, gerekçesiyle sorumlu tutulacağı vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanmıştır.
Bu karara karşı birleşen davanın davacısı karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Asıl dava; boşanma protokolüyle temliki taahhüt edildiği halde, devredilmeyen taşınmaz payının davacı adına tescili talebine; birleşen dava ise, boşanma protokolünün muvazaalı olduğu iddiasına dayanmaktadır. Başka bir ifade ile, dava ve birleştirilen dava; boşanma protokolünden kaynaklanmaktadır. Bu durumda dava ve birleşen davada, 4787 sayılı Kanun gereğince aile mahkemeleri görevlidir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir. Yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir. O halde, müstakil aile mahkemesi kurulan yerlerde, davaya bu mahkemelerce, kurulmayan yerlerde ise, 4787 sayılı Yasanın 2. maddesinin (2.) fıkrası uyarınca “aile hukukundan doğan dava ve işlere” Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemesince bakılacaktır. Mahkemenin bulunduğu yargı çevresinde müstakil aile mahkemesi kurulmadığına göre, davaya “aile mahkemesi” sıfatıyla bakılması gerekirken, bu yön gözetilmeden asliye hukuk mahkemesi olarak bakılıp sonuçlandırılması usul ve yasaya aykırıdır. Ne var ki ilk incelemede bu husus gözden kaçtığından, asliye hukuk mahkemesince verilen hüküm düzeltilerek onanmıştır. Bu durumda, birleşen davanın davacısının karar düzeltme talebinin açıklanan sebeple kabulüne, Dairemizin düzelterek onamaya ilişkin kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme kararının yukarıda gösterilen sebeple bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440/1-4. maddesi gereğince karar düzeltme talebinin KABULÜNE, Dairemizin 06.03.2013 tarihli ve 2012/4160 esas, 2013/5910 karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, yerel mahkeme kararının yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, istek halinde karar düzeltme harcının yatırana geri verilmesi oyçokluğuyla karar verildi.08.07.2013
KARŞI OY YAZISI
Birleştirilen, taraflardan A.N.. A.'ın açtığı dava, eski karı-koca olan diğer taraflar S.Y.ve B. A.'ın evliliklerini anlaşmalı boşanma kararıyla sona erdirdikleri, anlaşmalı boşanmadaki, boşanmanın mali sonuçlarıyla ilgili taşınmaz deviriyle ilgili anlaşmalı boşanma protokolü hükmüne yönelik, Türk Borçlar Kanununun 19 (önceki MK. md. 18) ve İcra ve İflas Kanununun 277 vd. maddelerine dayalı "muvazaa sebebiyle tasarrufun iptaline" ilişkindir. Birleştirilen davada Ahmet Nuri Acar'ın talebi, bu kişi "eş" sıfatında olmadığından, Aile hukukuna dayalı bir talep niteliğinde olmayıp; bu sebeple Aile mahkemesi görevli değildir. Davaya görevli olması sebebiyle, Asliye hukuk mahkemesi tarafından bakılmış; ancak mahkeme talebin esasını incelememiş, davayı yarar yokluğundan reddetmiştir. A. N. A., taraflardan B.r A.'ın alacaklısı olup, Bekir'e karşı yaptığı icra takibi semeresiz kalmıştır. Bileştirilen davası kabul edildiği takdirde; alacağını kısmen veya tamamen karşılama olanağına kavuşacaktır.
O halde, A.N. A.'ın bu davayı açmakta hukuki yararı mevcuttur. Mahkemenin, taşınmaz devrine ilişkin anlaşmalı boşanmadaki taahhüt işleminin sırf eşlerden birinin alacaklısından korunmak için yapılmış bir muvazaalı işlem niteliğinde olup olmadığını, gösterilen deliller çerçevesinde inceleyip, sonuca bağlaması gerekir. Açıklanan yönde işlem yapılmak üzere, birleştirilen dava hakkındaki hüküm bozulmalıdır. Bu amaçla bu yöne ilişkin karar düzeltme istemi kabul edilmelidir. Taahhüdün ifası için eşler arasındaki ilk dava yönünden aile mahkemesi görevli olduğundan; bu dava hakkında ayırma kararı verilerek, davaya aile mahkemesi sıfatıyla bakılması gerektiğine ilişkin değerli çoğunluğun karar düzeltme isteğinin kabulüne ilişkin kararına katılmakla birlikte; birleştirilen davaya ilişkin kararına açıkladığım sebeplerle katılmıyorum.
KARŞI OY YAZISI
Dava, anlaşmalı boşanma davasına esas olmak üzere düzenlenen protokole bağlı tapu iptali ve tescil talebine, birleşen dava ise tasarrufun iptaline ilişkin olup, asıl dava 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun, üçüncü kısmı hariç, ikinci kitabından kaynaklanmaktadır.
4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun, 5133 sayılı Kanunla değişik 4. maddesi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere (md.118-395) kaynaklanan bütün davaların, aile mahkemesi kurulan yerlerde bu mahkemelerce bakılacağını; aynı yasanın 2. maddesi de, aile mahkemesi kurulmayan yerlerde bu kanun kapsamına giren dava ve işlerin asliye hukuk mahkemelerinde bakılacağını hükme bağlamıştır. Dolayısı ile bu davalara aile mahkemesi kurulan yerlerde bu özel düzenleme sebebiyle aile mahkemesi, aile mahkemesi kurulmayan yerlerde ise asliye hukuk mahkemelerinde bakılacaktır.
Davanın görüldüğü yerde aile mahkemesi kurulmamıştır. Bu sebeple dava 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 2. maddesine uygun olarak bu Kanun hükümleri de uygulanarak görevli asliye hukuk mahkemesinde görülerek karara bağlanmıştır.
Kanunda aile mahkemesi kurulmayan yerlerde aile mahkemesinin görev alanına giren davalara “aile mahkemesi sıfatıyla” bakılacağına dair bir düzenleme yoktur. Karar görev yönünden bozulsa bile davanın görevli başka bir mahkemeye gönderilmesine karar verilemeyecek, dava aynı mahkemede bakılıp sonuçlandırılacak, gerekçeli kararın başlığına davaya “aile mahkemesi sıfatıyla” bakıldığı yazılacak, yani karar tarihinde yürürlükte bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388/1. (HMK mad. 297/1) maddesindeki usul eksikliği giderilmiş olacaktır. Bu sebeplerle görevli asliye hukuk mahkemesinin bu davaya “aile mahkemesi sıfatıyla” baktığının karar başlığında gösterilmemiş olması usulü bir eksiklikten ibaret olup görevle bir ilgisi bulunmamaktadır.
Sayın çoğunluğun kararına dayanak olarak gösterilen H.G.K. 16.11.2005 tarih ve 2/673-617 sayılı kararına da katılma imkanı bulunmamaktadır.
Öte yandan 07.11.1982 Tarihli ve 2709 Numaralı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141/3. Maddesinde “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğu”, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. Maddesinde “Herkesin, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde sonuçlandırılmasını isteyebileceği,” 6100 sayılı HMK. 30. Maddesinde “Hâkimin, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu” hüküm altına alınmıştır. Yakarıda belirtilen kurallar ilk derecede mahkemeleri olduğu gibi Yargıtayı' da bağlayıcı niteliktedir. Bu açıklamalar karşısında kararın görev yönünden bozulması eldeki dava için gereksiz gider yapılmasına ve davanın makul sürede sonuçlandırılmasına da engel olacak niteliktedir.
Sonuç olarak dava aile mahkemesi kurulmayan yerde, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 2. Maddesine uygun olarak görevli Asliye Hukuk Mahkemesinde görülerek hükme bağlanmıştır. Hükümde, görev yönünden kanuna aykırı, bozmayı gerektirecek bir usulsüzlük yoktur. Bu sebeple davanın görevli mahkemede bakılıp sonuçlandırıldığının kabul edilerek karar düzeltmeye yönelik inceleme yapılması gerektiğini düşündüğüm için sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy