MAHKEMESİ :Malatya 2. Aile Mahkemesi
TARİHİ :27.02.2013
NUMARASI :Esas no:2012/66 Karar no:2013/133
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı koca tarafından kusur belirlemesi, nafakalar, tazminatlar ve velayet yönünden; davalı-karşı davacı kadın tarafından ise kocanın kabul edilen boşanma davası, kusur belirlemesi, nafakaların ve tazminatların miktarı ile ziynet alacağı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Davalı-karşı davacı kadın tarafından 02.06.2009 tarihinde açılan boşanma davası, evliliğin çekilmez hal aldığı ispatlanmadığından reddedilmiş ve red kararı temyiz incelemesinden geçerek 29.12.2011 tarihinde kesinleşmiştir. Eldeki dosyada dinlenen davalı-karşı davacı kadın tanıkları reddedilen davadan önceki olayları anlatmışlardır. Reddedilen davadan önceki olaylardan dolayı kocaya kusur atfedilemeyeceği gibi, bu davadan sonra taraflar bir araya gelmemiş olup ayrılık döneminde kocadan kaynaklanan kusurlu bir davranışın varlığı da ispat edilmemiştir. Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir.Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer.Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK.md.166/2).
Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davalı-davacı kadının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davacı-davalı kocaya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle davalı-davacı kadının davasının reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Ancak bu yön temyiz edilmediğinden bozma nedeni yapılmamış, yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir.
2-Tarafların temyiz sebeplerine hasren yapılan incelemede;
a-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
b-Toplanan delillerden birlikte yaşamaktan kaçınan davalı-karşı davacı kadının boşanmaya sebep olan olaylarda tamamen kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. O halde olayda 174/1-2. madde ve 175. madde koşulları oluşmadığı halde tam kusurlu kadın yararına maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
c- Davalı-karşı davacı kadın karşı dava dilekçesinde; ziynetlerin tarafına verilmediğini beyan etmiş, 10.01.2013 tarihli dilekçesinde ise kendisine 1 adet set, 5 adet bilezik, 3 adet yüzük, 20 çeyrek altın ve 2500 TL para takıldığını belirterek bunların iadesini talep etmiştir. Davacı-karşı davalı koca 25.02.2013 tarihli dilekçesinde; 5 bilezik, 1 set ve 1 adet yüzüğün kadının rızası ile bozdurularak araba alımında kullanıldığını belirtmiştir. Davacı karşı davalı kocanın bu ikrarı dava konusu edilen bu ziynetler yönünden kendisini bağlar. Somut olayda kadının rızası ile bozdurulmak ve tekrar iade edilmemek üzere ziynet eşyalarının kocaya verildiğine dair herhangi bir delil bulunmamaktadır. Bu durumda bozdurularak harcandığı davacı-karşı davalı koca tarafından ikrar edilen ve dava dilekçesinde talep konusu edilen ziynetler yönünden davanın kabulüne karar vermek gerekirken, ziynetlerin tamamının reddi isabetsiz olup, bozmayı gerekmiştir.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda 2/b ve 2/c bentlerinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarıda 2/a bendinde gösterilen sebeple ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 25.11.2013 (Pzt.)
Full & Egal Universal Law Academy