MAHKEMESİ :Bursa 2. Aile Mahkemesi
TARİHİ :1.11.2012
NUMARASI :Esas no:2011/192 Karar no:2012/987
Yukarıda tarihi, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; kısmen bozulmasına, kısmen onanmasına dair Dairemizin 13.05.2013 gün ve 1521-13343 sayılı ilamıyla ilgili karar düzeltme isteminde bulunulmakla, evrak okundu, gereği düşünüldü;
Mahkemece "davalının kusurlu olduğu" kabul edilerek tarafların boşanmalarına karar verilmiş, davacı lehine dava tarihinden itibaren aylık 100 TL tedbir nafakası tayin edilmiş, yoksulluk nafakası talebi reddedilmiş, davacı yararına hükümde gösterilen miktarlarda maddi ve manevi tazminata hükmolunmuştur. Aynı hükümle 7.052 TL tutarındaki ziynet eşyalarının da davalıdan alarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hüküm davalı tarafından temyiz edilmiş, Dairemizce "davacı kadının da boşanma davasının devamı sırasında başka erkeklerle samimi görüntü veren fotoğraflar çektirdiği, bunu da sosyal medya ortamında sergilediği, bu yüzden güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu" belirtilerek gerçekleşen bu duruma göre tarafların her ikisinin de boşanmaya sebep olan olaylarda eşit oranda kusurlu oldukları kabul edilip boşanma hükmünün gerekçesi açıklanan şekilde değiştirilerek onanmış, hüküm "eşit kusurlu olan davacı yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu" gerekçesi ile bu yönden bozulmuştur. Karara karşı davacı (kadın) "düzeltilen gerekçeye esas alınan olayların doğru olmadığını, dosyaya sunulan fotoğraflarda görülen kişilerin yakın akrabaları olduğunu, bu fotoğraflara bakılarak kusurlu kabul edilmesinin doğru olmadığını" belirterek karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Yargılama sırasında sondan bir önceki oturumda davalı tarafından dosyaya sunulan ve bozma kararına esas teşkil eden davacıyı başka erkeklerle görüntüleyen fotoğraflara karşı, davacının ve vekilinin herhangi bir beyanının alınmadığı görülmektedir. Kuşkusuz evlilik birliğindeki eşlerin sadakat yükümlülüğü (TMK md. 185/3) boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar geçerlidir. Davadan sonra ve davanın devamı sırasında eşlerden birinin bu yükümlülüğe aykırı tutum ve davranışı boşanmaya esas alınan kusur olarak değerlendirilir. Bunun için sonradan ortaya çıkan sözü edilen hadisenin sadakat yükümlüğünün ihlal edildiğini duraksamasız olarak göstermesi gerekir. Somut olayda sunulan fotoğraflar konusunda davacı ve vekilinin herhangi bir beyanı alınmamış, bu fotoğraflarla ilgili bir açıklama ve savunma hakkı tanınmadığı görülmüştür. Bu halde mahkemece yapılacak iş, davalı tarafından sunulan ve bozma kararına esas alınan fotoğraflar ile sosyal paylaşım sitesinden elde edilen çıktıların davacıya gösterilmesi, bununla ilgili savunmasının alınması, göstermesi halinde buna ilişkin delillerinin toplanması ve toplanan diğer delillerle değerlendirilerek tarafların kusur durumlarının sonucuna göre tespit ve tayini gerekir. Hüküm böyle bozulacakken kesin bozma yapılarak sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.
Bu bakımdan davacının karar düzeltme talebi haklı ve yerinde olduğundan kabulüne, Dairemizin kısmi onama ve kısmi bozmaya dair ilamının kaldırılmasına, yukarıdaki şekilde araştırma yapmak üzere yerel mahkeme kararının bozulmasına, bozma sebebine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440/I-4. maddesi gereğince davacının karar düzeltme talebinin yukarıda açıklanan sebeplerle kabulüne, boşanma hükmünün gerekçesi değiştirilmek suretiyle onanmasına ve maddi ve manevi tazminat yönünden bozulmasına mütedair olan Dairemizin 13.05.2013 tarihli 2013/1521 esas, 2013/13343 karar sayılı ilamının bütünüyle kaldırılmasına, yerel mahkeme kararının yukarıda gösterilen sebeple değişik gerekçe ile BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer yönlerden incelenmesine yer olmadığına, istek halinde karar düzeltme harcının yatırana geri verilmesine oyçokluğuyla karar verildi. 13.11.2013 (Çrş.)
KARŞI OY YAZISI
Dava 21.03.2011 tarihinde açılmış, davalı 10.06.2011 tarihinde delil listesi ibraz etmiş, yargılama sırasında esasa ilişkin beyanda bulunmak üzere süre verilmesinden sonra 31.10.2012 tarihinde verdiği dilekçesinde ise davacının güven sarsıcı davranışlarının bulunduğunu ileri sürmüş ve bu iddialarına ilişkin bir kısım resimler ibraz etmiştir. Davalı cevap dilekçesi vermemiş ve 10.06.2011 tarihli ilk delil listesinde bu bu resimleri delilleri arasında göstermemiştir.
Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş ayrılığı cevap dilekçesi verilip ileri sürülmeyen vakıaların ve delil listesinde ibraz edilmeyen delillerin, daha sonra ileri sürülüp sürülemeyeceği ve bu delillerin kusur tespitinde esas alınıp alınamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Cevap dilekçesi vermeyen davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkar etmiş sayılır. Davalı tarafından ileri sürülmemiş olan vakıalar, davadan sonra kendiliğinden incelenemeyeceği gibi, hakim onları hatırlatacak hallerde dahi bulunamaz (H.U.M.K m75, HMK. m. 25/1). O halde, sadece dava ve cevap dilekçesinde bildirilmiş olan vakıalar davanın sınırını çizmekte ve mahkemece ancak, bu vakıalar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılabilmektedir. İşte bu nedenledir ki, her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre karara bağlanır. Bir başka ifadeyle hüküm, davacının dava dilekçesinde, davalının da cevap dilekçesinde dayandığı olayları kapsar. Aksinin kabulü; davacının ve davalının dayandıkların olguların, dolayısıyla elde etmek istedikleri amacın dışına çıkılması sonucunu doğuracağı gibi; temyiz ve karar düzeltme süreçleri de dâhil, yargılamanın hangi aşamasına kadar gerçekleşecek hukuki ve fiili olguların nazara alınması gerektiği sorununu ortaya çıkaracaktır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 184. maddesinde “Boşanmada yargılama usulü” ayrıca düzenlenmiş; anılan maddenin ilk fıkrasında “Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tabidir” hükmüne yer verilerek, maddede sayılan istisnalar dışında, boşanma davalarının genel yargılama usulüne tabi olduğu belirtilmiştir.
Boşanmada genel yargılama usulünün uygulanmasına ayrık olan kurallar ve uygulanması gereken özel usuller, Türk Medeni Kanunu’nun 184. maddesinde sınırlı olarak belirtilmiş olmasına karşın; bu sınırlamalar ve istisnalar içinde, davadan sonra ortaya çıkan ve dava veya cevap dilekçesinde dayanılmayan fiili ve hukuki olguların değerlendirmede esas alınacağına dair özel bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Şu hale göre; her dava ve bu bağlamda -eldeki davada olduğu gibi- boşanma davaları, açıldığı tarihteki hukuki ve maddi olgulara göre sonuçlandırılmalıdır. Öyle ki, bu husus vazgeçilmez temel bir hukuk kuralıdır.
Davalı tarafından davanın açıldığı tarihe kadar davacının güven sarsıcı davranışlar sergilediğini gösterir bir olayın varlığı ileri sürülmemiştir. Bu itibarla, dava tarihinden sonra meydana geldiği ileri sürülen bir vakıanın ve buna ilişkin ibraz edilen delillerin değerlendirilmesi ve hükme esas alınması olanaklı değildir. Davalı, davadan sonra meydan gelen bu olaylara dayanarak davalıya karşı dava açabilirdi.
Nitekim Hukuk Genel Kuruluda 2010/2-227 esas ve 2010/324 karar sayılı 16.06.2010 tarihli kararında da her davanın açılmasına kadar gerçekleşen ve dava ve cevap dilekçesinde dayanılan hukuki ve maddi vakıalara göre sonuçlandırılması gerektiği benimsenmiştir.
Cevap dilekçesi verilip dayanılmayan bir vakıanın, davadan sonra ileri sürülüp, bu vakılara ilişkin delil bildirilemeyeceği ve bu delillerin değerlendirilemeyeceği düşüncesiyle karar düzeltme talebinin reddine karar verilmesi gerektiğin düşündüğüm için sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.