MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ :Boşanma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı koca tarafından; tamamına yönelik temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Evlilik birliğine ilişkin yükümlülüklerden biri olan "sadakat yükümlülüğü" (TMK md. 185/3) boşanma hükmünün kesinleşmesine kadar devam eder. Eşlerden birinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışı, boşanma davasının açılmasından sonra meydana gelmiş olsa bile, bu hususun diğer eş tarafından iddiadan ibaret kalmayacak şekilde delillendirilmesi durumunda, mahkemece bu iddianın davayı etkileyen önemli bir hadise olduğu kabul edilerek üzerinde durulması gerekir. Zira sadakatsizlik iddiasının sabit olması, kusur belirlemesi ve buna bağlı olarak takdir edilecek boşanmanın sonuçlarından olan nafaka (TMK md.175) ve tazminat (TMK md. 174/1-2) taleplerinin bundan etkilenmesi söz konusu olacaktır. Davalı yargılama sırasında davacı eşinin güven sarsıcı davranış içine girdiğini ileri sürmüş, bu iddiasını delillendirmek için temyiz dilekçesi ekinde davacı eşine ait olduğunu iddia ettiği bir kısım fotoğraflar sunmuştur. Açıklanan nedenlerle; mahkemece, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun yürürlüğe girmesinden önce 29.03.2011 tarihinde açılan davanın yargılaması sırasında yeni hadise şeklinde ileri sürülen ve davada verilen hükmü önemli ölçüde etkileyecek nitelikteki sadakat yükümlülüğüne aykırılık iddiası üzerinde durulup, sonradan sunulan delillerin bu çerçevede incelenerek bu konuda hakimin davayı aydınlatma ödevi (HMK md. 31) gereğince taraflardan açıklama istenilmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirilip gerçekleşecek sonucuna göre, kusur dağılım ve derecesinin belirlenmesi, boşanmanın sonuçları olan tazminat ve nafaka taleplerinin buna göre karara bağlanması için hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalı kocanın diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 05.06.2013 (Çrş.)
KARŞI OY YAZISI
Yerel mahkeme boşanma davasından ELİNİ ÇEKTİKTEN SONRA temyiz aşamasında davalı tarafından temyiz dilekçesine fotoğraflar eklenerek Yargıtay'a gönderilmiştir.
Değerli çoğunluk bu fotoğrafları incelemiş ve temyiz aşamasında sunulan bu YENİ DELİLLERE bakarak bozma kararı vermiştir.
Bozma kararında bir usul hukuku normuna atıf yapamayan Yargıtay "Boşanma davalarında hakim işten elini çektikten sonra temyiz aşamasında delil sunulabilir." şeklinde Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Türk Medeni Kanununun 184. maddesi hükmünde yer almayan bir USUL KURALI ihdas etmiştir. Kanun koyucu böyle düşünseydi Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Türk Medeni Kanununun 184. maddesi hükmü ile istisna getirebilirdi. Oysa Kanun koyucu böyle olmasını istememektedir.
Yerel mahkeme hakiminden "OLMAYAN BİR USUL KURALINI uygulamasını istemek aynı zamanda Hukuk Muhakemeleri Kanununun 33. maddesi hükmünü yok saymak anlamına da gelir.
Yargıtay'ın bozma kararında yazdığı gibi DELİL SUNMA SINIRINI boşanma hükmünün KESİNLEŞMESİ TARİHİNE kadar çekmesi ise boşanma davalarında SONSUZ SAYIDA delil sunma hakkını beraberinde getirir ki bu KURAL hem Hukuk Muhakemeleri Kanununun hem de Türk Medeni Kanununun 184. hükmünün dolaylı olarak ortadan kaldırılması sonucunu doğurur.
SONUÇ:Boşanma davalarında TEMYİZ AŞAMASINDA yeni delil sunma hakkı yoktur. Hükmün bu gerekçe ile bozulması düşüncesine katılmam mümkün değildir.
KARŞI OY YAZISI
Davalı koca, davalı eşinin açtığı boşanma davasına karşı verdiği cevap dilekçesinde, davacının iddialarını kabul etmediklerini, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına davacı eşinin sebep olduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalı kusurlu kabul edilerek davacının davasının kabulüne karar verilmiştir. Davalı koca cevap dilekçesinde, yargılama aşamasında ve temyiz dilekçesinde davacı eşinin sadakatsizliğine ilişkin bir vakıaya dayanmadığı gibi buna ilişkin bir delilde göstermemiştir.
Hükmün temyiz edilmesinden ve dosyanın dairemize gelmesinden sonra 11.03.2013 tarihinde dairemeze gönderdiği dilekçesinde; davacı kadının kendisini aldattığını sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını beyan ederek davacıya ait resimler ibraz etmiştir.
Sayın çoğunlukla aramızdaki fark cevap dilekçesinde ve yargılama aşamasında dayanılmayıp, temyiz aşamasında bile ileri sürülmeyen vakıaların ve delillerin, temyiz aşamasında Yargıtay tarafından değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu deliller değerlendirilmek üzere hükmün bozulup bozulamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Cevap dilekçesinde ileri sürülmemiş olan vakıalar, davadan sonra kendiliğinden incelenemeyeceği gibi, hakim onları hatırlatacak hallerde dahi bulunamaz (H.U.M.K m75, HMK. m. 25/1). O halde, sadece dava ve cevap dilekçesinde bildirilmiş olan vakıalar davanın sınırını çizmekte ve mahkemece ancak, bu vakıalar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılabilmektedir. İşte bu nedenledir ki, her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre karara bağlanır. Bir başka ifadeyle hüküm, davacının dava dilekçesinde, davalının da cevap dilekçesinde dayandığı olayları kapsar.
Aksinin kabulü; davacının ve davalının dayandıkların olguların, dolayısıyla elde etmek istedikleri amacın dışına çıkılması sonucunu doğuracağı gibi; temyiz ve karar düzeltme süreçleri de dâhil, yargılamanın hangi aşamasına kadar gerçekleşecek hukuki ve fiili olguların nazara alınması gerektiği sorununu ortaya çıkaracaktır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 184. maddesinde “Boşanmada yargılama usulü” ayrıca düzenlenmiş; anılan maddenin ilk fıkrasında “Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tabidir” hükmüne yer verilerek, maddede sayılan istisnalar dışında, boşanma davalarının genel yargılama usulüne tabi olduğu belirtilmiştir.
Boşanmada genel yargılama usulünün uygulanmasına ayrık olan kurallar ve uygulanması gereken özel usuller, Türk Medeni Kanunu’nun 184. maddesinde sınırlı olarak belirtilmiş olmasına karşın; bu sınırlamalar ve istisnalar içinde, davadan sonra ortaya çıkan ve dava veya cevap dilekçesinde dayanılmayan fiili ve hukuki olguların değerlendirmede esas alınacağına dair özel bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Şu hale göre; her dava ve bu bağlamda -eldeki davada olduğu gibi- boşanma davaları, açıldığı tarihteki hukuki ve maddi olgulara göre sonuçlandırılmalıdır. Öyle ki, bu husus vazgeçilmez temel bir hukuk kuralıdır.
Cevap dilekçesinde, davanın açıldığı tarihe kadar davacının sadakatsiz davranışlar sergilediğini gösterir bir olayın varlığı da ileri sürülmemiştir. Bu itibarla, dava tarihinden sonra ileri sürülen bir vakıanın ve temyizden sonra ibraz edilen delillerin değerlendirilmesi ve hükme esas alınması olanaklı değildir.
Nitekim Hukuk Genel Kuruluda 2010/2-227 esas ve 2010/324 karar sayılı 16.06.2010 tarihli kararında da her davanın açılmasına kadar gerçekleşen ve dava ve cevap dilekçesinde dayanılan hukuki ve maddi vakıalara göre sonuçlandırılması gerektiği benimsenmiştir.
Cevap dilekçesinde gösterilmeyen bir vakıanın, davadan sonra ileri sürülüp, karardan ve temyizden sonrada bu vakılara ilişkin delil bildirilemeyeceği ve hükmün bu deliller değerlendirilmek üzere bozulamayacağı düşüncesiyle usul ve kanuna uygun hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiğini düşündüğüm için sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy