MAHKEMESİ :Alucra Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ :19.10.2012
NUMARASI :Esas no:2012/67 Karar no:2012/250
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı, Türk Medeni Kanununun 356/2. maddesine dayanarak annesinin velayeti altına bırakılmış ergin kısıtlıya ait taşınmaz mallar için yasal işlemler yapmak üzere izin talep etmiştir. .. çocuk Ünal zihinsel engeli nedeniyle kısıtlanmış ve Türk Medeni Kanununun 335/2. maddesi gereğince davacı annesi Yeter'in velayeti altına bırakılmıştır. Davanın çözümünde uygulanacak olan hüküm Türk Medeni Kanunun ikinci kitabının ikinci kısmında düzenlenmiş bulunduğundan inceleme görevi 4787 ve 5133 sayılı Kanunlar uyarınca aile mahkemesine aittir.
Görev, kamu düzenine ilişkindir. Mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun, 5133 sayılı Kanunla değişik 4. maddesi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere (m.118-395) kaynaklanan bütün davaların, aile mahkemeleri kurulan yerlerde bu mahkemelerce bakılacağını; aynı Yasanın 2. maddesi de, aile mahkemesi kurulmayan yerlerde bu kanun kapsamına giren dava ve işlerin asliye hukuk (aile) mahkemelerinde bakılacağını hükme bağlamıştır. Şu halde Aile Mahkemesi kurulmayan yerlerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemelerinde davanın Aile Mahkemesi sıfatı ile görülüp karara bağlanması gerekir. (H.G.K. 16.11.2005 tarih ve 2/673-617 sayılı kararı) Bu açıklama karşısında; davaya “Aile Mahkemesi” sıfatıyla bakılması gerekirken, bu husus düşünülmeden Asliye Hukuk Mahkemesi olarak yargılamaya devam edilip, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 16.09.2013 (Pz
KARŞI OY YAZISI
Dava, "akıl hastalığı" sebebiyle vesayet makamının kararıyla medeni haklarını kullanma ehliyeti kısıtlanarak annesinin velayeti altında bırakılan ergin çocuğa, murisinden intikal eden iki parça taşınmazın tapudan intikal işlemlerinin yaptırılması, bedelsiz olarak parka ve yola terki, cins tashihi ve taksim ve satışı için vasiye izin verilmesi isteğine ilişkin olup, Türk Medeni Kanununun 462/2. maddesine dayanmaktadır. İzin isteğini inceleyip, bu hususta izne gerek bulunup bulunmadığı da dahil olmak üzere karar verecek olan merci vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesidir. Vesayet makamının görevine giren bir hususta "aile mahkemesinin görevli" olduğu kabul edilemez Kısıtlanan ergin çocuğun, velayet altına bırakılması hali, ana ve babanın ergin olmayan çocukları üzerinde kanundan doğan velayet hakkından farklıdır. Bu ikincilerde velayet kanundan doğmaktadır. İlkinde ise velayet altına bırakılma, kanundan doğmamakta,vesayeti gerektiren halin varlığı sebebine bağlı olarak vesayet makamının kararına dayanmaktadır. Aile mahkemeleri, aile hukukundan (TMK.m.118-395) doğan dava ve işlerde görevlidir (4787 s. K.m.4). Ergin kişinin yasada gösterilen sebeplerle kısıtlanması halinde, kısıtlanan, "velayet altında" bırakılsa da, ilişkide aile hukuku hükümleri değil, vesayet hukuku hükümleri etkili, belirleyici ve önde gelir. Aksinin kabulü, kısıtlı ile velisi arasındaki ilişkiyi "vesayet makamının" denetimi dışında bırakmak olur ki, Yasa koyucunun 419. maddenin (3.) fıkrası ile bunu amaçlamadığı açıktır. Bu bakımdan işin esası hakkında karar verme görevi, vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesine aittir. Kararın bu sebeple bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun "aile mahkemesinin görevli olduğuna" ilişkin bozma gerekçesine açıklanan sebeple katılmıyorum.