MAHKEMESİ :Kadıköy l. Aile Mahkemesi
TARİHİ :10.10.2012
NUMARASI :Esas no:2010/324 Karar no:2012/767
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı kadın tarafından kusur belirlemesi, reddedilen manevi tazminat ile maddi tazminatın miktarı yönünden; davalı koca tarafından ise kusur belirlemesi, kadın lehine hükmolunan maddi tazminat ile yoksulluk nafakası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı kocanın tüm, davacı kadının ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.2-Türk Medeni Kanununun 174/2 maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK. md.4 TBK. md. 50, 51, 52, 58) dikkate alınarak davacı kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple davacı kadın yararına BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın davalıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna ve 103.50 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcını yatıran davacıya geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 16.05.2013 (Per.)
KARŞI OY YAZISI
Mahkemece, tarafların bir yıl kadar bir arada yaşamalarına rağmen aralarında cinsel ilişkinin sağlanamadığı, tarafların her ikisinin de cinsel ilişki kurmalarına engel bir durumlarının bulunmadığı, davacının halen bakire olduğu, davalının tedaviden kaçındığı, birlikteliğin gerçekleştirilmesi konusunda kendisine yönelik yükümlülükleri yerine getirmediği ve davacı vekilinin 04.07.2011 tarihli dilekçe ekinde ibraz edilen davalıya ait fotoğraf gerekçe gösterilerek davalının daha ağır kusurlu olduğu kabul edilmiştir.
Mahkemece taraflara delillerini bildirmeleri için 16.06.2010 tarihli duruşmada kesin süre verilmiş, davacı vekili de 27.07.2010 tarihinde delil listesini ibraz etmiştir. Bir davada birden fazla delil listesi verilemez. O halde davacı vekilinin 27.07.2010 tarihli ilk delil listesinde bulunmayan 04.07.2011 tarihli dilekçe ekinde ibraz edilen davalıya ait fotoğraf delil olarak değerlendirilemez. Kaldı ki dava dilekçesinde davacının cinsel tercihlerine ilişkin bir vakıaya da dayanılmamıştır.
Davacı taraf cinsel ilişki kurulamamasının davalıdan, davalı taraf ise davacıdan kaynaklandığını ileri sürmüşlerdir. Taraflar bu iddialarını her türlü şüpheden uzak delillerle ispatlayamamıştır. Tarafların fiziki, anatomik ve psikolojik olarak cinsel ilişki kurmalarına engel bir hallerinin bulunmadığı Adli Tıp Kurulu Raporu ile tespit edilmiştir. Aynı raporda davacının muayene olmaktan kaçındığı da vurgulanmıştır. Her iki tarafında, cinsel ilişki kurmalarına fiziki ve anatomik bir engellerinin bulunmaması halinde, cinsel ilişkiyi sağlama görevinin cinsel ilişkide aktif olan erkeğe ait olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Davacı kadının cinsel ilişki kurmaktan herhangi bir sebeple kaçınması halinde erkekten, aktif olanın kendisi olduğundan bahisle ilişkiden kaçınan eşine karşı güç kullanmasını beklemek doğru değildir. Bu düşünce paralelinde 5237 sayılı TCK’nun da evlilik içerisinde zorla kurulan cinsel ilişkilerde ırza geçme suçu olarak kabul edilmiştir. Bir başka deyişle artık erkeğin cinsel ilişkide aktif olduğu gerekçesiyle ilişkiden kaçınan eşine karşı zor kullanabileceği ilkesi yasa koyucu tarafından da terk edilmiştir. Cinsel ilişki evlilik içerisinde de olsa iki tarafın isteği ve rızası ile olur. Her iki tarafında cinsel ilişki kurmasına fiziki, anatomik ve psikolojik bir engellerinin bulunmadığının anlaşılması karşısında davacı eşiyle güç kullanarak onun isteği dışında cinsel ilişki kurmadığı için davalı kocayı tek başına kusurlu kabul etmek hukuken mümkün değildir. Davacı kadın ile ve davalı koca arasında cinsel ilişki kurulamamış olmasının evlilik birliğini taraflar açısından çekilmez hale getirdiği kuşkusuzdur. Bu durumda taraflardan birinin kusurunu diğerinin kusurundan ağır kabul etmek imkansızdır. O halde taraflar arasında cinsel ilişkinin kurulamamış olmasında ve evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında her iki tarafında eşit kusurlu olduğu kabul edilmelidir.
Taraflar arasında cinsel ilişki kurulamamasında davalı kusurlu kabul edilse bile, davalının bu kusurlu davranışı davacı kadının kişilik haklarına saldırı niteliğinde değildir.
Yukarıda açıklanan sebeplerle, temyiz edilen hükmün yoksulluk nafakası yönünden onanmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılmakla birlikte, kusur belirlemesi ve davacı kadın lehine hükmedilen maddi tazminat yönünden davalı koca yararına bozulması gerektiğini düşündüğümüz için sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy