MAHKEMESİ :Yatağan Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
TARİHİ :23.01.2013
NUMARASI :Esas no:2012/100 Karar no:2013/31
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı, ölen eşine ait dava konusu taşınmazda, eşinin ölümüne kadar birlikte oturduklarını, taşınmazın aile konutu olduğunu belirterek, Türk Medeni Kanununun 652. maddesinin tanıdığı haktan yararlanmaya esas olmak üzere, taşınmazın "aile konutu" olduğunun tespitine karar verilmesini istemiş; mahkemece, istek reddedilmiştir.
Mahkeme; "taşınmazın kadastral parsel niteliğinde olduğunu, tapuda “biri tek diğeri iki katlı kargir ev ve altta iki dükkan ve avlusu” vasfıyla kayıtlı bulunduğunu, imar parseli niteliğinin olmadığını, aynı taşınmaz üzerindeki ortaklığın giderilmesi davasına Belediyenin verdiği cevaba göre, yapı ruhsat süresinin dolduğunu ve yenilenmediğini, mevcut beş katlı yapı projesinin Belediyece de onaylanmasının mümkün bulunmadığını" gerekçe göstermiştir.
Mahkemece yapılan keşifle; taşınmazın birinci katının davacı ve ölen eşinin aile konutu olduğu tespit edilmiştir. Davacı, Türk Medeni Kanununun 652'nci maddesinin sağ eşe tanıdığı haktan yararlanmaya esas olmak üzere, taşınmazın "aile konutu" olduğunun tespitini istemektedir. Başka bir ifade ile istek sadece tespite ilişkindir. Mahkemenin, gerekçe olarak gösterdiği hususlar, özgülemeye ilişkin davada, "mülkiyet hakkı tanınması" suretiyle özgülenmenin istenmesi durumunda, bunun mümkün olup olmadığı açısından önem taşıyabilir. Özgüleme, taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkı tanınması suretiyle olabileceği gibi, haklı sebeplerin varlığı halinde mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınması suretiyle de olabilir. (TMK. m. 652) O halde, gösterilen gerekçe, tespit isteğinin karara bağlanması bakımından geçerli değildir. Fiilen aile konutu olarak kullanılan birinci katın "bağımsız bölüm" olarak tapuya tescili, diğer bir ifade ile taşınmaz üzerinde kat mülkiyet tesisinin mümkün olup olmadığı ayrı bir konudur. Bunun mümkün olmadığının şimdiden görülüp, bu olgudan hareket edilerek davacının tespit talebinde hukuki yararı bulunmadığı sonucuna ulaşmak da doğru olmaz. Öyleyse, taşınmazın, birinci katının, davacı ve ölen eşi tarafından aile konutu olarak kullanıldığı belirlendiğine göre, tespit isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 12.11.2013(Salı)
KARŞI OY YAZISI
Bir tespit davasının dinlenebilmesi için, öncelikle dava açanın tespit kararı almasında "hukuki yararı" bulunması gerekir. Dava konusu taşınmazın, kadastral parsel niteliğinde ve imar ruhsatının iki kat olmasına rağmen, üzerinde fiilen beş katlı bina bulunduğu anlaşılmaktadır. Bina bu haliyle ruhsatsız kaçak yapı niteliğindedir. Beş katlı binanın zemininin dükkan, birinci katın ise fiilen davacının ölen eşiyle birlikte aile konutu olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Dava, davacının açacağını belirttiği özgüleme davasının (TMK.md.652) öncülü olarak açılmıştır. Fiilen aile konutu olarak kullanılan birinci katın bağımsız olarak özgülenip davacı adına tapuya tescili mümkün olmadığına göre; davacının bu bölümü aile konutu olarak tespit ettirmesinde hukuki yararı yoktur. Mahkemenin talebin reddine ilişkin hükmü sonuç olarak isabetlidir. Hükmün onanması gerektiğini düşünüyorum.
Full & Egal Universal Law Academy