MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma-Nafaka
Taraflar arasındaki "boşanma" davası ile davalı tarafından bağımsız olarak açılan "nafaka" davasının birleştirilerek yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-davacı (...) tarafından, boşanma davası, nafaka talebinin reddi, çocuklar için takdir edilen tedbir nafakasının miktarı ve çocuklardan ... için nafakaya hükmedilmemiş olması yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-davacı'(nın), müşterek çocuklardan ... ve ... için takdir edilen tedbir nafakasının miktarına ilişkin temyiz itirazları yersizdir.
2-Diğer yönlere ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
a-Mahkemece, "evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı, bu sonuca tarafların eşit kusurlu tutum ve davranışlarıyla ulaşıldığı" kabul edilerek boşanma kararı verilmiştir. Oysa, davacı-davalı'(nın), eşini belirli bir tarzda giyinmeye zorladığı, erkek akrabalarıyla görüşmesini istemediği, evde "şeytan işi" diyerek televizyon, bilgisayar gibi elektronik aletleri bulundurmadığı, eşinin kendi istediği tarzda giyinmesi halinde araç kullanabileceğini söylediği ve balkona dahi çıkmasına izin vermediği yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Mahkeme "davalının evlilik birliğini devam ettirme yönünde bir çabası olmadığı ve ayrı yaşadığı" gerekçesiyle davalıyı kusurlu kabul etmiş ise de, davacı-davalı'(nın) yukarıda açıklanan ve gerçekleşen aşırı baskıcı ve eşinin tercihlerini gözetmeyen tutumu karşısında, davalı-davacı'(nın) Almanya'ya ailesinin yanına döndüğü anlaşıldığına göre, bu durum davalı-davacı'(ya) bir kusur olarak atfedilemez. Davacı-davalı'(nın) terke dayalı bir davası da bulunmamaktadır. Bu bakımdan davacı-davalı tam kusurlu olup, davalı-davacıya atfedilebilecek bir kusur gerçekleşmemiştir.
Türk Medeni Kanununun 166. maddesinde "evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerin her birinin boşanma davası açabileceği" hükme bağlanmıştır. Bu hükmü, tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamak ve değerlendirmek doğru değildir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır.
Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp, daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK md.166/2).
Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken, yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
b-Davalı-davacı'(nın) ayrı yaşamakta ve nafaka talep etmekte haklı olduğu toplanan delillerden gerçekleşmiştir. O halde davalı-davacı'(nın), bağımsız açtığı nafaka davasında kendisi için nafaka talebi haklı olup, lehine uygun miktarda tedbir nafakası (TMK.m.197/2) takdir ve tayini gerekirken, isteğin reddi doğru bulunmamıştır.
c-Tarafların 2002 doğumlu "..." isimli üçüncü bir çocuklarının daha olduğu bu çocuğun yurtdışında doğduğu ve halen yurtdışında bulunan annenin yanında olduğu anlaşılmaktadır. Varlığı konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmayan bu çocuğun nüfusa tescil edilmemiş olması, ebeveynin bakım yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. O halde bu çocuk için de uygun mikktarda tedbir nafakası tayini gerekirken, bu hususun nazara alınmaması doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda (2.) maddenin (a), (b) ve (c) bentlerinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.25.06.2015(Prş.)