MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı kadın tarafından temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 13.10.2015 günü tebligata rağmen taraflar adına kimse gelmedi. Temyiz eden davalı ... adına çıkarılan tebligatın adresten taşındığından bahisle bile tebliğ iade edildiği anlaşıldı. İşin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
11.01.2011 tarihinde 6099 Sayılı Kanunun 3. maddesiyle 7201 sayılı Tebligat Kanununun 10. maddesine eklenen 2. fıkraya göre; "Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır." Tebligat Kanununun uygulanmasına dair yönetmeliğin bilinen adreste tebligat başlıklı 16/2. maddesinde "bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır" denilmiştir.
Yukarıda açıklanan kanun ve yönetmelik hükümlerine göre öncelikle bildirilen adrese tebligat çıkarılacak, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde ise, bu kez muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine Tebligat Kanununun 21/2. maddesine göre çıkarılacaktır. Tebligat Kanununun 10/2 ve 21/2. maddelerini farklı şekilde yorumlayarak muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine başka adresi bilinmiyor diyerek doğrudan doğruya 21/2. maddesine göre tebligat çıkartılması doğru olmaz. Bu davranış Anayasanın 36. maddesine aykırı olur ve muhatabın savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelir.
Mahkemece, davalı kadının bilinen en son adresi araştırılmadan dava dilekçesi ve ön inceleme duruşma günü doğrudan davalının mernis adresine Tebligat Kanunun 21/2. maddesi uyarınca tebliğ edilmiştir. Bu durumda dava dilekçesi ve ön inceleme duruşma günü tebliğleri usulsüz olup, davalının savunma hakkı kısıtlanmıştır. O halde mahkemece öncelikle Tebligat Kanununun 10/2. maddesi gözetilerek davalının bilinen en son adresi tespit edilerek dava dilekçesinin usulüne uygun tebliği ile, dilekçeler teatisi tamamlandıktan sonra, ön inceleme duruşmasına taraflar davet edilip, ön inceleme aşaması tamamlandıktan sonra taraflara tahkikata geçildiği bildirilip, gösterdiği takdirde delillerinin toplanması ve gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken; bu husus gözetilmeden tebligatların doğrudan doğruya Tebligat Kanununun 21/2. maddesine göre çıkartılması ve davalının katılımı sağlanmadan yokluğunda yargılama yapılıp, hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalı tarafın diğer yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 13.10.2015 (Salı)
Full & Egal Universal Law Academy