.....
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından 05.08.2015 tarihli ve 22.07.2015 tarihli ek kararlar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Mahkemece verilen boşanma hükmü temyiz edilmediğinden tarafların boşanmalarına dair karar 02.09.2014 tarihinde kesinleşmiştir. Mahkeme kararlarına kesinleşme şerhi verilmesi idari işlem niteliğinde olup, temyizi mümkün değildir. Açıklanan husus gözetilerek davalı tarafın 22.07.2015 ve 05.08.2015 tarihli ek kararlara ilişkin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz dilekçesinin yukarıda gösterilen sebeple REDDİNE, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine oyçokluğuyla karar verildi. 02.11.2015 (Pzt.)
(Muhalif)
KARŞI OY YAZISI
Mahkemece, davacının davasının kabulüyle tarafların boşanmasına karar verilmiş, hüküm davalı koca tarafından "kusur belirlemesi, diğer taraf yararına hükmedilen tazminatlar, nafakalar ve ziynet eşyası alacağı" yönünden temyiz edilmiş, hükmün boşanmaya ilişkin bölümü temyizin kapsamı dışında bırakılarak 02.09.2014 tarihinde kesinleşmiştir. Hal böyleyken mahkemece hüküm “boşanma” yönünden 13.05.2015 tarihinde kesinleştiği şerhi verilerek nüfus müdürlüğüne gönderilmiştir. Hükmün, kesinleşme tarihinin düzeltilmesine ilişkin davalının talebide 22.07.2015 tarihli ek karar ile reddedilmiş, davalının bu karara yönelik temyiz talebide kararın kesin olarak verildiği gerekçesiye 05.08.2015 tarihli karar ile reddedilmiştir. Bu kararda 22.07.2015 tarihli kararla birlikte davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş ayrılığı, davanın taraflarından birinin başvurusu üzerine, hükmün kesinleşip kesinleşmediğinin tespitiyle ilgili olarak mahkemece verilen karara veya bu yönde yapılan işleme karşı temyiz yoluna başvurulmasının mümkün olup olmadığına ilişkindir.
.../...
Bir hükmün, şeklen kesinleşip kesinleşmediğini, eş deyişle şekli kesinlik kazanıp kazanmadığını tespit etme, maddi anlamda “kesin hüküm” vasfını kazanıp kazanmadığının ve o ilamın kesin hüküm etkisine haiz olup olmadığının ön koşuludur (HMK. m. 303/1) Başka bir ifade ile, "kesin hüküm" etkisinin başlaması için ilamın usulen kesinleşmiş olması yasal olarak zorunludur. Bu hususu tespit etme, mahkemenin yargılama faaliyetinin bir parçasıdır ve bu faaliyetinin kapsamındadır. Hakim bu tespiti yapmakla, görülmekte olan davanın nihayete erdiğini belirlemiş olmaktadır. Kesinleşmiş bir karara, “kesinleşme şerhinin” kim tarafından ve nasıl verileceği ise, hukuki veya fiili bir engel bulunmadıkça kararı veren mahkemece yapılması gereken bir usul işlemidir. (HMK. m. 302/4) Bu bakımdan ilamın kesinleşip kesinleşmediğinin tespiti ile kesinleşme şerhinin verilmesine ilişkin usul işlemini, mahkemelerin “idari işlemi” kabul etmek mümkün değildir. Kesinleşme şerhinin verilmesine ilişkin usul işleminin, hata halinde her zaman geri alınması mümkün olduğundan temyize tabi olmadığı kabul edilebilir ise de, görülmekte olan davanın nihayete erdiğinin ve ilamın kesin hüküm etkisinin başladığının tespitiyle ilgili işlemin yargısal denetimin dışında olduğu kabul edilemez.
Mahkemece kesinleştirme tarihi doğru belirlenmemiş, davalının bu yöne ilişkin düzeltme talebi de mahkemece temyize konu ek kararla reddedilmiştir. Bu durumda davalının temyizden başka başvurabileceği bir kanun yolu da kalmamıştır. Bu bakımdan 05.08.2015 tarihli ek kararın kaldırılarak, usul ve yasaya uygun olmayan 22.07.2015 tarihli ek kararın yukarıda açıklanan sebeple bozulması gerektiğini düşündüğüm için sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
...
Full & Egal Universal Law Academy