MAHKEMESİ : Manisa 1. Aile Mahkemesi
TARİHİ : 20/03/2014
ESAS-KARAR NO : 2013/492-2014/235
Yukarıda tarihi, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; kısmen bozulmasına-kısmen onanmasına dair Dairemizin 18.12.2014 gün ve 15475-25959 sayılı ilamıyla ilgili karar düzeltme isteminde bulunulmakla, evrak okundu, gereği düşünüldü;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, bu Kanuna 6217 sayılı Kanunla ilave edilen geçici 3. maddenin (1.) bendinde, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun kanun yollarına ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hükme bağlandığından, karar düzeltme talebinin incelenmesi gerekmiştir.
Temyiz ilamında yer alan açıklamalara göre Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440. maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE, aynı Kanunun 442/3. maddesi gereğince; bu maddede gösterilen para cezasının miktarı 5252 sayılı Kanunun 4. maddesiyle artırıldığından ve aynı yasanın 7. maddesiyle; ceza, idari para cezasına dönüştürüldüğünden, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17. maddesinin 7. fıkrasıyla da idari para cezaları her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yıl uygulanan miktarın, o yıl için belirlenmiş olan yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanacağı öngörülmüş olmakla, bu suretle hesaplanan 250.60 TL. idari para cezasının ve Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 57.60 TL. ilam harcının karar düzeltme talep edene yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna, aşağıdaki kayıtla oybirliğiyle karar verildi.03.04.2015 (Cuma)
FARKLI GÖRÜŞ
Hüküm, taraflarca temyiz edilmiş, Daire, “boşanmaya esas alınan kusuru davalı (kadın) yararına değiştirerek” hükmün bu bölümünü onamış, “davalının maddi ve manevi tazminat talebini, ön inceleme duruşmasından sonra ileri sürdüğü, bu sebeple savunmanın genişletilmesi niteliğinde olduğu, savunmanın genişletilmesine diğer tarafın açık muvafakatinin bulunmadığı, bu durumda tazminat taleplerinin esası hakkında davalı aleyhine kesin hüküm oluşturacak şekilde ret kararı verilemeyeceği” gerekçesiyle hükmü tazminatlar
bakımından usulden bozmuştur. Bu yönde bozma kararı verirken de “evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında koca ağır kusurlu olup, davalı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekli ise de” diyerek davalının tazminat taleplerinde haklı olduğunu bu ifade ile benimsemiştir.
Davacı karar düzelteme talebinde bulunmuştur.
Öncelikle şu hususu belirtmeliyiz. Eğer tazminat talepleri, savunmanın genişletilmesi yasağı başladıktan sonra ileri sürülmüş ve diğer taraf buna muvafakat etmemiş ise, hiçbir şekilde davalının bu taleplerinde haklı olup olmadığına bakılmaz. Böyle bir durumda bu taleplerin dikkate alınamayacağı belirtilip, davalı aleyhine “kesin hüküm” oluşturacak şekilde ret kararı verilmesinin hatalı olduğunun belirtilmesiyle yetinilir. Bu bakımdan, bozma kararında bir taraftan “kadın lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekli ise de” açıklamasına yer verilip, ardından taleplerin ileri sürüldüğü aşama dikkate alınıp, savunmanın genişletilmesi yasağı başladıktan sonra talep edildiğine ve diğer tarafın da genişletmeye muvafakatinin bulunmadığına değinilerek tazminat isteklerinin dikkate alınamayacağı yönünde bozma tesis edilmesi, usul tekniği bakımından doğru olmamıştır. Bozma sebebine göre böyle bir ifadeye lüzum yoktur. Bu bakımdan bu cümlenin ilama yazılmış olmasını ilke olarak doğru bulmuyorum. Ancak, yerel mahkemenin boşanmada kabul ettiği kusuru Yargıtay, ilamının birinci bendinde davalı lehine değiştirdiğine ve hükmün boşanmaya ilişkin bölümünü kusur bakımından gerekçeyi değiştirmek suretiyle onadığına göre, sözü edilen cümlenin ilama yazılmış olmasının artık sonuca bir etkisi de kalmamıştır.
İşin esasına gelince;
Mahkemece, “taraflar eşit kusurlu” kabul edilerek boşanma kararı verilmiştir. Toplanan delillerden, kocanın ağır kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Davalı, buna dayanarak davaya karşı çıktığına göre, bu halde, boşanma kararı verilebilmesi, davalının itirazının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olması ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamış bulunması halinde mümkündür (TMK.md.166/2). Toplanan delillerin bu çerçevede değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yönde bir değerlendirme yapılmadan hüküm kurulması doğru bulunmamıştır. Hüküm, bu sebeple bozulmalı, bozma sebebine göre de; tarafların tazminatlara ilişkin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmeliydi. Çünkü, boşanmaya sebep olan kusur, boşanmanın fer’ilerine de etkilidir ve fer’iler boşanmadaki kusura göre karara bağlanır. Boşanmadaki kusurun değiştirilerek bu yönün onanıp, hükmün boşanmaya bağlı fer’ileri yönünden bozulması ise, hakimin bozmaya “uymama” konusundaki yasal takdir yetkisinin (HUMK.md.429/2) elinden alınması demektir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438’nci maddesinin son fıkrasında yer alan “sonucu bakımından usul ve yasaya uygun hükmün” dayandığı gerekçenin değiştirilebileceğine veya düzeltilebileceğine ilişkin düzenleme, boşanma gibi, birden çok hükümden oluşan kararlarda, böyle bir uygulamaya imkan vermez. Bu bakımdan, boşanmaya esas alınan kusurun değiştirilerek bu bölümün onanmasına kararı verilmesi usul açısından doğru olmamıştır. Böyle olmakla birlikte, olayda boşanma kararı verilmiş kararın bu bölümü kusura ilişkin gerekçe davalı lehine değiştirilmek suretiyle onanmıştır. Bu aşamada karar düzeltme talebinde bulunan taraf aleyhine yukarıda açıklandığı gibi bir karar tesisi de söz konusu olamayacaktır. Bu açıklamalarla karar düzeltme talebinin reddine iştirak ediyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy