MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın tarafından manevi tazminatın miktarı yönünden; davalı-davacı erkek tarafından ise her iki davanın tamamı yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 25.06.2018 günü duruşmalı temyiz eden davalı-davacı ... vekili Av. ... geldi. Karşı taraf temyiz eden davacı-davalı ... ve vekilleri gelmedi. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Mahkemece; "davalı-davacı erkeğin eşine harçlık vermediği, evin ihtiyaçlarını yeterince karşılamadığı, eşine karşı ekonomik şiddet uyguladığı, tarafların ayrı bir evleri bulunmasına rağmen sürekli davalı-davacının ailesine gidip geldikleri, onlarla vakit geçirdikleri, 2013 yılında davalı-davacı erkeğin babasının davacı-davalı kadına cinsel tacizde bulunduğu, bu konu hakkında yapılan soruşturma sonucu kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş ise de bu derece hassas bir konuda namus ve iffetini ortaya atarak kayın pederinin kendisine cinsel tacizde bulunduğunu iddia eden davacı-davalı kadının iftira etmesi için sebep bulunmadığı, davalı-davacı erkeğin 14.09.2014 tarihinde meydana gelen tartışma sırasında eşinin kolundan sıkarak onu darp ettiği, bu olaydan sonra da tarafların ayrı yaşamaya başladıkları, bu olaya ilişkin olarak açılan kamu davasında davalı-davacı erkeğin suç işleme kastının bulunmadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmesine karşın ceza mahkemesi kararlarının hukuk hakimini bağlamayacağı" gerekçesiyle boşanmaya sebep olan olaylarda davalı-davacı erkeğin tamamen kusurlu olduğu kabul edilerek, davalı-davacı erkeğin davasının reddine, davacı-davalı kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer'ilerine karar verilmiştir.
Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz (TBK m.74). Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen, beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak, hemen belirtilmelidir ki, gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (Yargıtay HGK. E.2013/4-1008-K.2014/490). Davalı-davacı erkeğe kusur olarak yüklenen fiziksel şiddet olayına ilişkin olarak açılan kamu davasında, davalı-davacı erkeğin tartışma sırasında eşini sakinleştirmek için kolundan tutması şeklinde gerçekleşen olayda suç işleme kastının bulunmadığı gerekçesiyle verilen beraat kararı Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 18.01.2016 tarihli ilamı ile onanarak kesinleşmiş olup, maddi olgunun ceza mahkemesinde yapılan bu tespiti karşısında fiziksel şiddet vakıasının davalı-davacı erkeğe kusur olarak yüklenmesi mümkün değildir.
Davalı-davacı erkeğe kusur olarak yüklenen davalı-davacı erkeğin babasının cinsel tacizine maruz kaldığı vakıası ise toplanan delillerle ispatlanamadığı gibi varlığı iddia edilen bu olaydan sonra evlilik birliğinin bir yıldan fazla bir süre daha devam ettiğinin ve mahkemenin de kabulünde olduğu üzere tarafların davalı-davacı erkeğin ailesi ile ilişkilerinin onların evine sık sık gitmek şeklinde devam ettiğinin anlaşılması karşısında eldeki boşanma davasında davalı-davacı erkeğe kusur olarak yüklenmesi doğru değildir.
Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı-davacı erkeğin birlik görevlerini yerine getirmediği ve ekonomik şiddete yönelik davranışlarda bulunduğu, buna karşılık davacı-davalı kadının ise varlığını iddia ettiği kayınpederinin cinsel taciz olayını, eşinin ailesi ile yoğun şekilde sosyal ilişkilerini devam ettirdiği halde olayın gerçekleştiğini ileri sürdüğü tarihten çok uzun bir süre sonra davalı-davacı erkeğin ailesinin komşusuna ve akrabalarına anlatarak eşinin şeref ve saygınlığına yönelik olumsuz davranışta bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Gerçekleşen olaylar karşısında davalı-davacı erkek de dava açmakta haklıdır. O halde, davalı-davacı erkeğin boşanma davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple davalı-davacı erkeğin reddedilen boşanma davası yönünden BOZULMASINA, bozma sebebine göre yeniden hüküm kurulması zorunlu hale gelen davacı-davalı kadının boşanma davası ve boşanmanın fer'ilerine yönelik tarafların diğer temyiz itirazlarının ise şimdilik incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 1630 TL vekalet ücretinin ...den alınıp...'e verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 25.06.2018 (Pzt.)