MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2- Mahkemece, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı kadının tamamen kusurlu olduğu kabul edilmiş ise de, yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davacı erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret ettiği ve birlik görevlerini yerine getirmede ihmal davranışlar gösterdiği, buna karşılık davalı kadının ise sadakatsiz tutum ve davranışlar sergilediği anlaşılmaktadır. Tarafların gerçekleşen bu kusurlu davranışlarına göre boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu olduklarının kabulüne karar vermek gerekir. Mahkemece, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde kusur belirlemesi yapılması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
3- Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre ve ortak çocukların ihtiyaçlarına nazaran davalı kadın ile yanında bulunan ortak çocuklar 2010 doğumlu ... ile 2011 doğumlu ... yararına takdir edilen tedbir nafakaları (TMK m. 169) azdır. Mahkemece Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
4- Davalı kadının maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174/1-2) ile yoksulluk nafakası (TMK m. 175) talepleri hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi de doğru değildir.
5- Mahkemece, tarafların ortak çocukları 01.01.2010 doğumlu ... ile 25.07.2011 doğumlu ... velayetleri, çocukların yaşamlarını baba yanında daha iyi geçirebilecekleri ve bilirkişilerin velayetlerin babaya bırakılmasının uygun olacağı yönünde raporu bulunduğu gerekçesiyle davacı babaya bırakılmıştır.
Velayet düzenlemesi yapılırken; göz önünde tutulması gereken temel ilke, çocuğun "Üstün yararı" Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m. 3; Çocuk Haklarının Kullanılmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi m. 1, TMK m. 339/1. 343/1. 346/1; Çocuk Koruma Kanunu m. 4/b) dır. Çocuğun üstün yararını belirlerken; onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Ana ve babanın yararları; boşanmadaki kusurları, ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde gözönünde tutulur. Velayet düzenlemesinde; çocukla ana ve baba yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gereklidir.
Velayet kamu düzenine ilişkin olup, re'sen araştırma ilkesi geçerlidir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. maddesi ile Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 ve 6. maddeleri, iç hukuk tarafından yeterli idrake sahip olduğu kabul edilen çocuklara, kendilerini ilgilendiren davalarda görüşlerini ifade etmeye olanak tanınmasını ve görüşlerine gereken önemin verilmesi gerektiğini öngörmektedir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür. Velayet hususu, çocukları ilgilendiren konuların en başında gelir.
Yapılan yargılama ve toplanan delillerden tarafların fiilen ayrılıklarından sonra ortak çocukların sürekli olarak anne ile birlikte yaşadıkları anlaşılmaktadır. Mahkemece alınan sosyal inceleme raporlarında; davalı annenin velayet görevini yerine getirebileceği, çocuklara yönelik ihmalinin ve istismarının bulunmadığı, annenin ahlaksız bir yaşam sürdüğüne dair iddiaların bulunduğu ve çocuklarla ilgili umursamaz bir tavır içinde olduğu, davalı babanın ise ortak çocuklardan ...'in velayetini istediği, ortak çocuk ... kendisinden olmadığı yönünde şüpheleri bulunması sebebiyle bu çocuğun velayetine DNA testi yaptırdıktan sonra karar vereceği tespitleri yapıldıktan sonra, babanın ekonomik durumunun anneye nazaran daha iyi olması sebebiyle velayetlerin davacı babaya verilmesinin uygun olacağı rapor edilmiştir. Yukarıda açıklanan ilkelere göre velayet düzenlemesi yapılırken göz önünde tutulması gereken temel ilke, çocuğun "Üstün yararı" dır. Mahkemece yalnızca babanın ekonomik durumunu esas alarak görüş bildiren bilirkişi raporu esas alınarak velayet düzenlemesi yapılması doğru değildir. Temyiz inceleme tarihi itibariyle ortak çocuklar velayet konusunda görüşlerini açıklayabilcek yaşa ulaşmış olup, eğitim, kültür ve yaşam olanakları bakımından nerede yaşamak istedikleri konusunda çocuklar bilgilendirilerek velayet hakkındaki görüşleri sorulmak ve psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan bilirkişilerden yeniden sosyal inceleme raporu alınarak tüm delillerin yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde birlikte değerlendirilip, velayet konusunda sonucuna göre karar vermek gerekirken eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi hükmün bozulmasını gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. 3. 4. ve 5. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, 5 nolu bentte gösterilen bozma sebebine göre iştirak nafakası ve kişisel ilişki düzenlemesine yönelik diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, hükmün temyize konu diğer bölümlerinin ise 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 21.05.2018 (Pzt.)
Full & Egal Universal Law Academy