MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı kadın tarafından kusur belirlemesi, nafakalar ve tazminatların miktarı yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 22.10.2019 günü temyiz eden davalı-karşı davacı ... vekili Av. ... ve karşı taraf davacı-karşı davalı ... vekili Av. ... geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı erkek tarafından Türk Medeni Kanunu’nun 166/son maddesine ve davalı kadın tarafından ise davacı erkeğe karşı Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesine göre karşılıklı boşanma davaları açılmış, ilk derece mahkemesince boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkek eşin tam kusurlu olduğu kabul edilerek, her iki boşanma davası ve fer'ilerine ilişkin hüküm kurulmuş, ilk derece mahkemesinin bu kararı; erkek tarafından, kusur belirlemesi, velayet, tazminatlar, nafakalar ve kadın tarafından, kusur belirlemesi, nafakalar ile tazminatların miktarı yönünden istinaf edilmiştir. Tarafların istinaf talebi üzerine inceleme yapan bölge adliye mahkemesi; erkeğin, kadın yararına hükmolununan manevi tazminata yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile kadının manevi tazminat talebinin reddine ve tarafların sair itirazlarının ise esastan reddine karar vermiştir. Bölge adliye mahkemesince, tarafların kusur belirlemesine ilişkin itirazlarına karşı yapılan incelemede “Yargıtay HGK'nın 2011/2-890 E.-2012/239 K. sayılı kararında ayrıntılı şekilde belirtildiği üzere, boşanma kararına itiraz edilmemesi sebebiyle boşanma kararı kesinleştirilmiş ise artık boşanma kararı kusur durumu ile birlikte kesinleşmiştir. Kesinleşmiş mahkeme kararı ile tarafların kusurları belirlendiğinden, bundan sonra bu konuda kesin hükmün bağlayıcılığı kuralı gereği yeniden inceleme yapılamaz, kesinleşen boşanma kararındaki kusur belirlenmesi tarafları bağlar. Bu aşamadan sonra kusur durumunun değişmesi mümkün değildir.” gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kusur belirlemesinin kesinleşmiş olması nedenine dayalı işin esasını incelemeksizin, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge adliye mahkemesinin kararı taraflara tebliğ edilmiş ve bu hüküm yasal süresi içerisinde davalı-karşı davacı kadın tarafından aynı sebeplerle temyiz edilmiştir.
Kesin hüküm, hem bireyler için hem de devlet için hukuki durumda bir kararlılık ortaya koyar. Bunlar hukuki güvenlilik ve yargı erkine güven sağladığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir. Kesin hüküm; şekli anlamda kesin hüküm ve maddi anlamda kesin hüküm olmak üzere ikiye ayrılır. Bir hükmün şekli anlamda kesinleşmiş olması, sözü edilen hükme karşı tüm olağan yasa yollarının kapandığı anlamına gelir. Maddi anlamda kesin hükmün koşulları ise 6100 sayılı HMK’nun 303/1. maddesinde “Bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.” şeklinde açıklanmıştır. Madde metninden; bir kararın maddi anlamda kesinleşmesi için öncelikle şekli anlamda kesinleşmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
6100 sayılı HMK’nun 297. maddesin göre bir mahkeme kararında, tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakılar hakkında toplanan delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Bu kısım hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe mahkemenin tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar, tarafların sundukları maddi vakıaların hukuki niteliği, hükmün dayandığı hukuk kuralları ve bunun nedenleri açıklanır.
Hemen belirtmek gerekir ki; hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı olan gerekçe kesin hüküm teşkil eder. Hangi gerekçenin hüküm fıkrasına sıkı sıkıya bağlı olduğu, her olayın özelliğine göre belirlenir. Kesin hüküm kural olarak hüküm fıkrasına münhasırdır ve gerekçeye sirayet etmez. Ancak gerekçe, hükme ulaşmak için mahkemece yapılan hukuki ve mantıki tahlil ve delillerden ibaret kalmayıp, hüküm fıkrası ile ayrılması imkansız bir bağlılık içinde bulunuyor ise, istisnaen bu kısmın da kesin hükme dahil olduğunu kabul etmek gerekir.
Somut olayın açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirilmesine gelince;
Davacı erkek tarafından Türk Medeni Kanunu’nun 166/son maddesine ve davalı kadın tarafından ise davacı erkeğe karşı Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesine göre karşılıklı boşanma davaları açılmış, ilk derece mahkemesince boşanmaya neden olan olaylarda erkek eşin tam kusurlu olduğu kabul edilerek, her iki boşanma davası ve fer'ilerine ilişkin hüküm kurulmuş, ilk derece mahkemesinin bu kararı; taraflarca verilen boşanma kararına itiraz edilmeksizin, erkek tarafından; kusur belirlemesi, velayet, tazminatlar, nafakalar ve kadın tarafından, kusur belirlemesi, nafakalar ile tazminatların miktarı yönünden istinaf edilmiştir.
Türk Medeni Kanunu’na göre; boşanma davalarının eki niteliğinde sayılan yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminatlar “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz” (TMK.m.175) ve “mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” (TMK.m.174/1-2) denilmek suretiyle madde metinlerinde kusur unsuruna açıkça yer verilmiştir. Belirtilen kusur unsurunun boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların kusur durumunu yorumladığı şüphesizdir.
Boşanma davasının eki niteliğinde ki nafaka ve tazminat taleplerine ilişkin uygulamada; isteklerin tümü yasadan kaynaklı birbirlerinin eki niteliğinde bulunduklarından boşanma kararı ve boşanmanın fer'ilerine ilişkin kararlar, hükmün gerekçesiyle ve de gerekçede belirlenen “Boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların kusur durumu” ile birbirlerine sıkı sıkıya bağlıdırlar. Boşanma davası ile nafaka ve tazminat davaları arasında hukuki sebep birliği yoksa da birbirlerinin eki olması itibariyle aralarında sıkı sıkıya bağlı, biri olmadan diğerinin varlık kazanamayacağı sebep ve sonuç ilişkisi vardır. Tarafların, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda kusur unsurunun tespit edilmiş olunduğu gerekçe; münhasıran boşanma hükmüne değil, boşanma ve eki niteliğinde talep edilen istemlere ilişkin kurulan hükümlerin tümünün gerekçesidir. Kesinlik sadece hüküm fıkraları için söz konusu ise de; hüküm fıkraları ile gerekçe arasında anlatıldığı şekilde zorunlu bir bağ varsa hükmün gerekçeside kesinlik kazanır. Boşanma davasıyla belirlenen “Kusur unsurunun” tespit edildiği gerekçe bölümünün; kesin hüküm ve kesin delil oluşturduğundan söz edilebilmesi için yukarıda anlatıldığı şekilde, kusur belirlemesi aleyhine olağan kanun yoluna başvurulmaksızın ve yahut olağan kanun yollarına başvurularak tüketilmiş olması sonucunda ancak şekli anlamda kesin hüküm oluşturduğundan söz edilebilir. Dolayısıyla "Kusur belirlemesi" bağımsız olarak kanun yolu başvurusuna konu yapılabilir. Somut olayda; boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı erkek tam kusurlu bulunmuş, buna ilişkin gerekçeye dayalı olarak da boşanmaya ve fer'ilerine karar verilmiştir. Hüküm taraflarca açıkça kusur belirlemesi, nafaka ve tazminatlara ilişkin istinaf edildiğinden ilk derece mahkemesince tespit edilen kusur durumunun yazılı olduğu gerekçe bölümü aleyhine olağan kanun yoluna başvurulmuş olması nedeniyle şekli anlamda kesinleşmediği ve HMK.m.303/1 maddesi gereği şekli anlamda kesinleşmeyen bir hükmün maddi anlamda da kesin hüküm oluşturmadığı dikkate alınmaksızın, kesin hükmün varlığından bahisle bölge adliye mahkemesince; tarafların kusur belirlemesine ilişkin itirazının esası incelenmeksizin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. O halde bölge adliye mahkemesince yapılacak olan iş; istinaf isteminin kusur belirlemesi ve kusura bağlı olarak boşanmanın fer'i niteliğinde bulunan istemler yönünde de incelemesinin yapılarak bu konularda olumlu olumsuz bir karar vermekten ibarettir. Bu husus gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 2.037 TL vekalet ücretinin Şaban'dan alınıp Miray'a verilmesine,
temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 22.10.2019 (Salı)
Full & Egal Universal Law Academy