MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/1535 E., 2025/1650 K.
DAVA TÜRÜ : Boşanma
İLK DERECE MAHKEMESİ : Tavşanlı Aile Mahkemesi
SAYISI : 2024/173 E., 2025/290 K.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, reddedilen nafakalar ve tazminatlar, iştirak nafakası miktarı ve kişisel ilişki tesisi yönünden temyiz dilmiş olup, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Davacı kadın tarafından açılan evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davasının yapılan yargılaması sonucunda İlk Derece Mahkemesince erkeğin ''evlilik birliğine zarar verecek şekilde alkol ve uyuşturucu madde kullandığı, kadına küfrettiği''; kadının ise ''ailesinin erkeği istemediği, evliliklerine müdahale ettiği, kadının bu duruma sessiz kaldığı, kadının babasının erkeği tehdit ettiği, eşine hastalık sürecinde destek olmadığı'' vakıaları kusur olarak yüklenmiş, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüyle tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer'ilerine karar verilmiştir. Kararın davacı kadın vekilince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Karar davacı kadın vekili tarafından yukarıda gösterilen şekilde temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince her ne kadar boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları kabul edilmiş ise de yapılan yargılama, dinlenen tanık beyanları ve toplanan delillerden davalı erkeğin kabul edilen ve kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşen kusurlu davranışlarının yanında ayrıca evin ihtiyaçlarını yeterince karşılamadığının anlaşıldığı, ispatlanan bu vakıanın da erkeğe kusur olarak yüklenmesi gerektiği, yanı sıra İlk Derece Mahkemesince kadına kusur olarak yüklenen "kadının babasının erkeği tehdit ettiği" vakıası yönünden de; taraflar dışında bir üçüncü kişinin eyleminin tarafa kusur olarak yüklenemeyeceği, kadının bu olaya bir dahli bulunduğunun ispatlanamadığının anlaşıldığı, bu nedenle bu vakıanın da kadına kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşılmıştır.
O halde tarafların belirlenen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışları birlikte değerlendirildiğinde boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı erkeğin ağır, davacı kadının ise az kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyleyken, Mahkemece hatalı değerlendirme ile tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
3.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 174 üncü maddesinin birinci fıkrasında mevcut ve beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz ya da daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir tazminat isteyebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında boşanmaya sebebiyet vermiş olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevî tazminat isteyebileceği öngörülmüştür. Yukarıdaki paragrafta açıklandığı üzere, evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O halde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddelerinde düzenlenen "hakkaniyet kuralları" da dikkate alınarak davacı kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde isteğin reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
4..Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesinin 08.03.2021 tarih, 2020/153 Esas, 2021/170 Karar sayılı ilk kararında kadın yararına aylık 200,00 TL tedbir ve aylık 300,00 TL yoksulluk nafakasına hükmedilmiştir. Hükme karşı sadece davacı kadın tarafından istinafa başvurulmuş, Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı sonrası yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen son kararda kadın yararına hükmedilen aylık 200,00 TL tedbir nafakasının kaldırılmasına, kadının yoksulluk nafakası isteminin reddine hükmedilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin 08.03.2021 tarih, 2020/153 Esas, 2021/170 Karar sayılı kararına karşı sadece kadın tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğundan, kadın yararına hükmedilen tedbir ve yoksulluk nafakası yönünden kadın lehine usulî kazanılmış hak oluşmuştur. Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı sonrası İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümde, kadın lehine tedbir ve yoksulluk nafakasının kabulü yönünden oluşan usulî kazanılmış hak dikkate alınmaksızın, kadın lehine hükmedilen tedbir nafakasının kaldırılmasına ve yoksulluk nafakasının reddine hükmedilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi, kadının reddedilen maddî ve manevî tazminat talepleri ile reddedilen tedbir ve yoksulluk nafakası yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının kusur belirlemesi, kadının reddedilen maddî ve manevî tazminat talepleri ile reddedilen tedbir ve yoksulluk nafakası yönünden BOZULMASINA,
3.Davacı kadın vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
31.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.