(3402 S. K. m. 4, 16, 45) (6831 S.K. m. 2, 7)
Taraflar arasındaki tapulama tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda; davanın reddi yolunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Orman Yönetimi temsilcisi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
KARAR
Dava konusu taşınmaz, tapulama yolu ile davalı adına tespit edilmiş, Orman Yönetimi itiraz etmiştir. Yerel Mahkeme davayı reddetmiş, Orman Yönetimi hükmü temyiz etmiştir.
İncelenen dosya kapsamına göre, taşınmazın 3116 Sayılı Yasa uyarınca 1948 yılında yapılan tahditte taşınmazın orman sınırları içine alındığı ve bu tahdidin kesinleştiği; 25.08.1951 tarihinde ise, maki tefrik komisyonu tarafından 5653 sayılı yasa uygulaması ile makiye tefrik edilip; 4753 sayılı yasa uyarınca, dağıtıma tabi tutularak tapu oluşturulduğu anlaşılmıştır.
Yapılan keşifte ilgili belgeleri ve tutanakları uygulayan uzman bilirkişi orman yüksek mühendisi de bu olgunun varlığını ifade etmiş, taşınmazın bir kısmında halen dahi (kısmen pırnal meşeleri, kocayemiş, erica ve benzeri bitkilerle kaplı olduğunu) belirtmiştir.
Taşınmazın geçirdiği evre itibariyle 3116 Sayılı Yasa uyarınca 1948 yılında yapılan tahditte orman sayılan yer olarak kabul edilip, tahdit sınırları içine alındığı ve bu tahdidin kesinleştiği tartışmasızdır.
Ne var ki, daha sonra 1950 yılında çıkarılan 5653 sayılı yasanın uygulanması yolunda ihdas edilen maki tefrik komisyonu tarafından maki sayılarak, belirlenen 9443 hektarlık bir alanın içinde kaldığı ve bu uygulama esas alınarak 4753 Sayılı Yasa gereği dağıtılmış olduğu gözlenmiştir.
1744 Sayılı Yasa uygulamasının sözkonusu olmadığı da yine raporda açıklanmıştır.
Şimdi olayda temel dayanak 5653 Sayılı Yasa uygulaması ve buna bağlı maki tefrik komisyonunun yaptığı çalışmadır.
Gerek 3116 Sayılı, gerek 4785 Sayılı Yasalarda makinin orman olmadığı yolunda hiçbir hüküm yer almamış, aksine orman sayılmıştır. Esasen ülkemizin önemli bölümlerinde maki hakim orman bitkisi şeklinde yaygındır.
Ne var ki, 5653 Sayılı Yasanın 1. maddesine eklenen orman sayılmaz şeklinde bilimsel dayanağı tartışmalı bir fıkra ile orman sayılmamıştır.
Yasanın bu hükmüne rağmen makilerin tefrik edilip, orman rejimi dışına çıkarılması ve bu uygulama için görevlendirilecek (maki tefrik komisyonu) adı altında bir komisyon kurulacağı yolunda aynı yasaya bir hüküm konulmamış olduğu gibi, 5653 Sayılı Yasa uygulaması ile ilgili bir yönetmelik ya da talimatname çıkarılacağına da işaret edilmemiştir.
5653 Sayılı Yasanın 5., 3116 Sayılı Yasanın 5.maddesi, 6831 Sayılı Yasanın 7.maddesine göre orman tahdidi yapılması ve 2.madde uygulaması yalnız orman tahdit komisyonlarına tanınmış bir hak ve verilmiş bir görevdir. Orman tahdit komisyonları dışında hiçbir kuruluş tahdit ve orman rejimi dışına çıkarma işlemi yapamaz. Kaldı ki, maki tefrik komisyonları 5653 ve 6831 Sayılı Yasalarda yeri olan bir komisyon değildir. Ayrıca, 5653 Sayılı Yasada tahdidi kesinleşmiş orman olanları içindeki makilerin tefrikini öngören bir hüküm de mevcut değildir.
Buna rağmen, ilk olarak 17.08.1950 tarihli yönetmelikle ve Orman Genel Müdürlüğünün 24.12.1959 gün ve şb. 2 - 2802 sayılı teklifleri üzerine Bakanlığın 24.12.1965 günlü oluru ile bir talimatname çıkarılmış ve bu yönetmelik ve talimatname ile maki tefrik komisyonu adı altında bir komisyon oluşturulmuştur.
Bu komisyonun yasal dayanağı yoktur. Yasal dayanaktan yoksun olduğu için yaptığı işlemlere geçerlilik tanımak da olanaksızdır.
Orman tahdit komisyonları dışında hiçbir kuruluş, tahdit ve çıkarma işlemi ile görevli kılınmamıştır. Bu sebeple, maki tefrik komisyonlarının yaptığı işlemler ve kesinleşmiş orman alanları içindeki makilik bölümlerin dışarı çıkarılması ve bunlar dayanak alınarak tapu oluşturulması olanaksızdır.
Maki tefrik komisyonları yasal dayanaktan yoksun olduğu gibi, 4753 Sayılı Yasanın 8. maddesinde dağıtılacak yerler belirlenmiş olup, ormanlar dağıtılacak yerlerden değildir. Kamu malı olan ormanların dağıtımı düşünülemez. Yasal engeller ve yetkisizliğine rağmen bir an için maki tefrik komisyonları görevli sayılsa dahi, yapabileceği iş yalnız makilik alanları belirlemekten ibarettir. Bu işlem sadece bir nitelik belirleme ile sınırlı olarak kalacaktır. Zira, kesinleşmiş orman rejiminin dışına çıkarma işlemi prosedürü tamamen ayrı bir olaydır. 6831 Sayılı Yasanın değişik 2. maddesi ve 1744 Sayılı Yasanın 2.maddesinin uygulanması yalnız orman tahdit komisyonlarının görevindedir. Olayda 1744 Sayılı Yasa uygulamasının söz konusu olmadığı belirlendiği gibi, 6831 Sayılı Yasanın değişik 2/B maddesinin uygulaması da söz konusu değildir. Konu bu çerçevede ele alındığında dahi maki tefrik komisyonu sadece belirtme yapmakla yetinmek zorundadır. Dışarı çıkarma işlemi yapamaz ve yaptığı işlem dışarı çıkarma işlemi sayılamaz. Maki olduğu belirlenen alanlar yine orman tahdit sınırları içinde kalır. Yasanın görevli ve yetkili kıldığı gerçek orman tahdit komisyonu gelip, bu yerleri dışarı çıkarıncaya kadar bu yerler tahdit sınırları içinde kalan orman durumundadır. Orman tahdit sınırları dışına çıkarılmayan yerlerin 4753 Sayılı Yasa ile dağıtımına da yer yoktur. Bu yolla oluşturulmuş tapuya aynı sebeplerle geçerlilik tanınamaz. Ayrıca, orman tahdit sınırları içinde kalan yerlerin zilyetlik yolu ile kazanılmasına da yer olmayıp, tapu ve zilyetlik yolu ile ormandan yer kazandıran 3402 Sayılı Yasanın 45.maddesinin ilgili fıkraları dahi Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. Bu durumda, yasal dayanağı olmayan maki tefrik komisyonlarının yaptığı işlemlere geçerlilik tanınamaz. Bu komisyonların işlemleri esas alınarak tapu oluşturulamaz. Orman olmadığı yasal yollarla saptanmamış yerler 4753 Sayılı Yasa uyarınca dağıtılamaz ve tapuya bağlanamaz.
Değinilen bütün bu sebepler gözetilmeksizin davanın REDDİ usul ve yasaya aykırı olduğu gibi, kabule göre de dava 766 sayılı yasanın yürürlük tarihinde açılmıştır. Anılan yasaya göre dava harca tabi değildir. Ne var ki hüküm tarihi itibariyle Harçlar Yasasının 13.maddesindeki harçtan bağışık kalma olgusu Hazine için söz konusudur. Anılan madde Orman Yönetimini kapsamadığı halde, bu maddeye dayanılması da doğru değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde Yönetime iadesine, 28.04.1993 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy