(743 S. K. m. 639, 641) (3402 S. K. m. 14, 16/B)
Dava: Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda; davanın kabulü yolunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılardan Hazine vekili tarafından istenilmekle; süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı; satın alıp zilyet olduğu taşınmazın adına tescilini talep etmiş, yerel mahkeme davayı kabul etmiştir. Ancak yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir.
Şöyle ki; bir taşınmazın tescile konu olabilmesi için öncelikle tapuda kayıtlı olmaması; orman, mera, yaylak ve kışlak gibi kamu malı niteliğindeki yerlerden bulunmaması ve 3402 sayılı Kadastro Yasasının zilyetlikle taşınmaz kazanmaya ilişkin 14 ve ilgili maddelerindeki koşulların davacı yararına gerçekleşmiş olması gerekmektedir.
Tapu Sicil Müdürlüğünce mahkemeye yazılan 7.1.1992 tarihli cevabi yazıda (...Akça Köyünde 3402 sayılı Kanun gereğince kadastro çalışmaları yapılmadığından, davacı Selahattin ve bayisi/murisi yandaşları adlarına müdürlüğümüzde yapılan sicil araştırmasında 3402 sayılı Yasanın 14. maddesi gereğince kadastroca MY.nın 639. maddesine istinaden zamanaşımı nedeniyle ve mahkeme kararıyla bu bölgede tescil davası açılarak zilyetlik tesbit ve tescil edilmiş; sulu ve susuz gayrimenkul kayıtlarına rastlanmamıştır) denilmiş, mahkemede bununla yetinmiştir.
Bu cevap, kadastro işlemlerinin kadastro müdürlüğünce yapılması nedeniyle dava konusu parselin genel kadastrodaki konumunun tespitine ilişkin soruya cevap olmadığı gibi, davacının parseli satın aldığı kişinin ismi bilinmeksizin "yandaşlarının" da zilyetlik yoluyla taşınmaz edinimi yoktur denmesi doğru değildir.
Yine, mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünden davacılar ve önceki maliklerinin bu taşınmazla ilgili tescil davaları bulunup bulunmadığı sorulmuş; 2.7.1990 ve 13.4.1992 tarihli cevabi yazılarda adı geçen kişilerin davalı yerle ilgili önceden açtıkları bir tescil davalarının bulunmadığı bildirilmiştir. Oysa, araştırılması gereken husus; başka taşınmazlarla ilgili ayrı tescil davaları olup olmadığıdır. Zira, amaç; belgesizden kazanılacak toprak miktarının belirlenmesi suretiyle 3402 sayılı Yasanın 14. maddesindeki kısıtlamanın aşılmasını önlemektedir.
O halde, davacı ve önceki maliklerin bunun dışında tescil davaları olup olmadığı sorulup, tesbit edilmeli; gerek davacılar Selahattin, İsmail, Bedir, Ali gerekse önceki malikler Ali, Kemal, Şakir, Adeviye, Nazife, Fadime adına belgesizden kayıtlı taşınmaz olup olmadığı araştırılmalı; kadastro işlemlerinin Kadastro Müdürlüğünce yapıldığı gözetilerek, taşınmazın bulunduğu yerde daha önce ve sonra tapulama yapılmış olup olmadığı; yapılmış ise, taşınmazın tapulamaya tabii tutulup tutulmadığı veya hangi neden ve nitelikle tapulama dışı bırakıldığı adı geçen kuruluştan sorulmalı; varsa kesinleşmiş paftalar da istenilmelidir.
Yine dosyadaki orman tahdidi ile ilgili tutanaklar da yetersizdir. Taşınmazın bulunduğu yörede yapılmış orman tahdidi ile ilgili işe başlama, bitirme ve askı ilan tutanaklarının Orman İşletme Müdürlüğünden getirtilip, tahdidin ne zaman kesinleştiği, hangi yasaya göre yapıldığı saptanarak, bu tahdit dışında sonradan çıkan yasalar gereği ormanlarla ilgili olarak başka bir işlem yapılıp yapılmadığı sorulmalı; yapılmış ise, bunlara ait belgeler de getirtilip, incelenerek uygulanmalıdır. Tahditte 4785 sayılı Yasa nazara alınmamış ise, taşınmazın memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planı uygulaması ile belirlenecek niteliğine göre bu yasanın kapsamı içinde kalması olasılığı gözetilmelidir.
Bu açıklamalar karşısında, mahkemece yeniden yapılacak keşifte evvelce görev almış bilirkişiler dışında öncelikle serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç uzman bilirkişi ve bir harita mühendisine, yerel bilirkişi yardımıyla kesinleşen orman tahdit haritası ve diğer tutanaklar uygulattırılmalı; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenerek, uzman ve fenni bilirkişilere düzenlettirilecek tahdit hattı ile irtibatlı krokide taşınmazın durumu gösterilmeli; çizdirilecek kroki keşfi izlemeye ve infaza olanak sağlayacak şekilde açık ve yeterli olmalı, bilimsel açıklanmaları içeren rapor alınmalıdır. Taşınmaz uygulamaya göre tahdit sınırları içinde kaldığı takdirde, davanın dinlenme olanağı bulunmadığı gözetilmelidir. Yapılacak inceleme sonucu, çekişmeli yerin orman tahdit sınırları dışında kaldığı; başka bir işleme de tabii tutulmadığı belirlenirse, bu kez yayla kavramı üzerinde durulması gerekmektedir.
Yayla, genel bir tanımıyla, bir veya birkaç köy kasaba halkının yaz aylarında hayvanlarını otlatmak ve serinlemek için tahsisen veya kadimen yararlandığı arazi parçaları olarak ifade edilmektedir. Bu nitelikteki yerler MY.nın 641 ve 3402 sayılı Kadastro Yasasının 16/B madde hükümleri uyarınca kamu malı niteliğinde olup, zilyetlikle kazanılamaz. Doğal olarak yararlanabilmenin gereği, yaylalar üzerinde geçici nitelikte basit bina ve hayvan ağılı bulunabilir; ancak, yerleşim amacına yönelik kalıcı inşaat, gerek kısmi tarım yapılmış olması sonucu zilyetlik süresi ne olursa olsun, yaylalarda özel mülk olarak toprak kazanılamaz.
Öyle ise, taşınmaz ve çevresinin niteliği, öncesinin ne olduğu yöntemince araştırılmalı; bunun için bir yayla tahsis kararı veya genel yayla tapusu ve aynı köyle ilgili yaylaya ait özel idare kaydı olup olmadığı soruşturulmalı; varsa, bu belgeler ve dayanağı haritada ilgili yerden getirtilip, zemine uygulanmalı; taşınmazın tahsis kararı, tapu, özel idare kaydı ve haritasına göre durumu saptanmalıdır. Araştırmaya rağmen bu tür belgeler bulunamazsa, bu kez taşınmaz ve çevresinin kadim kullanım şekli araştırılmak üzere, komşu köylerden seçilecek yaşlı ve tarafsız bilirkişiler ve Hazinenin çevre köylerden göstereceği tanıklar taşınmaz başında dinlenip, bilgilerine başvurularak, çekişmeli parsel ve çevresinden davacı ve komşu köyler ve kasaba halkının nasıl yararlandığı, öncesinin ne olduğu sorulup; eski keşifteki anlatımlar göz ardı edilmeksizin niteliği belirlenip, kamunun yararlandığı yayla niteliğindeki yerlerde zilyetlikle toprak kazanılamayacağı özel mülkün söz konusu olmayacağı düşünülmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 03.01.1994 günü oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy