(6831 S. K. m. 1) (4785 S. K. m. 1) (743 S. K. m. 639) (3402 S. K. m. 14)
Dava: Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan yargılaması sonunda; davanınn reddi yolunda kurulan 3.11.1998 günlü hükmün yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içindeki tüm belgere incelenip, güreği düşünüldü:
Karar: Davacı gerçek kişiler, Kurupelit Köyünde yer alan 1970, 1974 yılları arasında yapılan genel Kadastro sırasında orman olduğundan tapulama dışı bırakılan iki adet taşınmazın Medeni Yasanın 639. maddesine göre adlarına tescilini istemiş, yerel mahkeme taşınmazların çevresinin orman olup, zamanla ormandan açılan yer olduğunu vurgulayarak davanın reddine karar vermiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yerel mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değidir. Şöyle ki; yerel mahkemece mahallinde yapılan keşifdeki gözlemde taşınmazın mısır ekili olup, tarım arazisi vasfında bulunduğu, keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda memleket haritası ve hava fotoğraflarının uygulanmasından bahsedildiği halde, memleket haritasında ne olarak göründüğü açıklanmamış, 1971 tarihli hava fotoğrafında fundalık, 1988 tarihli amenajman planında tarım arazisi olduğu vurgulanmasına karşın, sonuç olarak kadastro paftasında arazisi olduğu vurgulanmasına karşın, sonuç olarak olduğu belirtilmiştir. Rapor bu haliyle taşınmazların orman olup olmadığı hususunda gerekli açıklıkta olmadığı gibi, sonuç itibariyle de roapor kapsamına ters düşmektedir. Anılan açıklamalar karşısında, memleket haritasındaki konumu belirlenmeyen, içerik ve sonuç olarak birbiriyle çelişkili beyanları ihtiva eden rapora dayanılarak hüküm kurulamaz.
Dosya içeriğinden, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede daha önce orman tahdidi yapılıp yapılmadığı anlaşılmamaktadır. Mahkemece bu hususta araştırma yapılmamıştır. TAhdit yapılmışsa; kural olarak, bir yerin orman olup olmadığı, kesinleşmiş tahdit haritasının uygulanmasıyla çözümlenir. Ancak, bu sınırlandırmada 4785 sayılı Yasa hükümlerinin nazara alınmış olması halinde sağlıklı çözüme ulaştırır. Zira, 3116 sayılı Yasa, sadece devlet ormanlarını belirlemiş olup; bu yasaya göre 4785 sayılı Yasanın yürürüğe girdiği 13.7.1945 tarihten önce yapılan sınırlandırmalar sonucu oluşup kesinleşen tahdit haritaları, sınır dışında kalan taşınmazların orman niteliği ve hukuki durumunu saptamakta yetersiz kalır. Bu şekildeki taşınmazların orman olup olmadığının 4785 ve 5658 sayılı Yasalara gere çözümlenmesi gerekir. 4785 sayılı Yasanın 1. maddesi gereğince 2. maddesinde sayılan istisnalar dışında bütün ormanlar hiçbir işleme lüzum olmaksızın devletleştirilmiştir. Devletleştirilen ormanlardan bazıları sonradan yürürlüğe giren 5658 sayılı Yasa ile iadeye tabi tutulmuştur. İadenin koşulları yasada gösterilmiştir.
Mahkemece, öncelikle orman sınırlandırılması 4785 sayılı Yasa hükümleri nazara alınarak yapılmış ise, haritası uygulanmak suretiyle; sınırlandırma, 4785 sayılı Yasa hükümleri nazara alınmadan, 3116 sayılı Yasaya göre yapılmış ve taşınmaz, tahdit sınırları dışında kalıyor ise veya sınırlandırma hiç yapılmamışsa, memleket haritası, eski hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında; serbest orman mühendisleri arasından seçelicek üç uzman orman yüksek mühendisi bulunamadığı takdirde, orman mühendisi ve bir fen elemanı aracılığla yeniden yapılacak keşifte çekişmeli yer ile birikte çevre arazide de uygulanmak suretiyle, bu belgilerde taşınmazın ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Yasalar karşısındaki durumu saptanmalı; tapuve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa MAhkemesinin 1..1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.31989 gün ve 35/13 E. K. ve 13.6.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş olduğundan, bu yollarla olmadan yer kazanılmayacağı, öncesi orman olan yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeyi; kesinleşmiş tahdit söz konusu olmadığı takdirde, yukarıda değinilen diğer belgeler uzman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; çekişmeli taşınmazın memleket haritasına göre, konumu saptanıp; bu harita ile irtibatını draksamaya yer vermeyecek biçimde gösteren, memleket haritasındaki renkleri ve işaretleri aynen içeren, yalnız büro incelemine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan kroki düzenlettirilip bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalıdır.
Yukarıda değinilen yöntemle yapılacak araştırma sonucu taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu saptandığı takdirde, Hazineye karşı gerçek kişinin zilyetlik yolu ile kazanma koşullarının varlığı kanıtlaması gerekir. bu sebeple, yeniden yapılacak keşifte, davacının varsa zilyetlik tanıkları taşınmaz başında dinlenip, zilyettliğin nasıl ve ne zaman başladığı; kaç yıl süre ile ne şekilde devam ettiği sorulup, yeterli ve kesin yanıtlar alınmalıdır.
Ayrıca, bu taşınmaz tapulama dışı bırakıldığına gire, tapulama paftası ile komşu parsellerin tümünün tutanak ve dayanakları getirtilip, uygulanarak, ne sebeple tapulama dışı kaldığı araştırılıp, komşu parsel tutanak ve daynaklarının, bu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri ve zilyetlik yolu ile kazanılabilecek yerlerden olup olmadığı belirlenmelmidir.
Toprak bilgisine sahip tarım uzman bilirkişi görevlendirilip, taşınmazdan muhtelif toprak numuneleri alınıp, ilgili kurumda incelettirilip, tarım toprağı olup olmadığı ve tarıp toprağı ise, kaç yıldır, ne şekilde kullanıldığı saptanıp; bu yolda, bilimsel verilere dayalı kapsamlı rapor düzenlettirilmelidir. Kamulaştırma alanı içinde kalan taşınmaz bölümünün zilyetlik yolu ile kazanılamayacağı düşünülmüledir.
3402 sayılı Yasanın 14. maddesindeki kısıtlamalar nedeniyle davacının zilyetlik yolu ile kazandığı toprak bulunup bulunmadığı; varsa, cinsi ve miktarı Tapu Sicil ve Kadastro Müdürlüklerinden ayrı ayrı araştırılıp, başka tescil davası olup olmadığı da Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulmalı, alınan maddede vurgulanan miktarların aşılıp aşılmadığı saptanmalıdır.
Ayrıca; dava tescil davası olduğundan Medeni Yasanın 639/3, maddesine göre gerekli yerel ve gazete ilanlarının da yapılarak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme, bilirkişinin yetersiz ve bilimsel verileri içermeyen raporuna dayanılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarı açıklanan nedenlerle; davacı gerçek kişilerin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 13.04.1999 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy