(4721 S. K. m. 715) (743 S. K. m. 641) (3621 S. K. m. 9)
Dava: Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında Kışlacık Köyü 101 ada 190 parsel sayılı 13073 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, 23.5.1991 tarih 42 sıra nolu tapu kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle Naci T. adına tespit edilmiştir. Davacı Hazine, tapu miktar fazlasının Hazine adına tescili, Orman Yönetimi de taşınmazın kısmen kesinleşen orman sınırları içinde kaldığı iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece Orman Yönetiminin davasının kabulüne, Hazinenin davasının kısmen kabulüne, müşterek bilirkişi raporunda ( A ) ile gösterilen 240 m2'lik bölümün ifrazı ile orman niteliğinde Hazine adına, geriye kalan 12832.08 m2'nin ise tespit gibi davalı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tespit tarihinden önce 9.3.1972 tarihinde yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 30.3.1986 tarihinde yapılıp kesinleşen aplikasyon ve 2/B uygulaması vardır.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve kesinleşmiş tahdit haritasının uygulanmasına dayalı keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporları ile çekişmeli taşınmazın ( A ) ile gösterilen 240 m2 bölümünün orman sınırları içinde kalan 12832 m2 bölümün de orman sınırları dışında kaldığı belirlendiğine göre, Hazine'nin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Çekişmeli parselin kadastro tespitine esas alınan ve davalı tarafın tutunduğu 23.5.1991 tarih ve 42 sıra numaralı tapu kaydı, Hazine ve Orman Yönetiminin de taraf olduğu, Asliye Hukuk Mahkemesinin, 14.11.1989 gün ve 1982/17-175 sayılı tescil hükmü ile oluşturulmuştur. Tapu kaydının doğusu, uçurum, uçurumdan sonra kanara, sonra deniz, batısı, kanara ve deniz okumakta, tescil krokisinde de doğu ve güney yönde birden alçalan arazi kesimi ve deniz bulunmakta, tapunun dayanağı tescil krokisi kadastro çapına şeklen benzemekte ise de aynen uymamaktadır. Tutanağın edinme sütununda tapu kaydından başka 4000 m2 yüzölçümlü taşınmazın, 16.9.1983 tarihli zilyetliğin devrine ilişkin satış senedin de söz edilmiştir. Bu durumda tapu kaydı kapsamı dışında zilyedliğe dayalı olarak davalı adına tespit edilen bir arazi kesiminin de bulunduğu anlaşılmaktadır.
Türk Medeni yasasının 641. maddesi hükmüne göre denizin uzantısı olan kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup, zamanaşımı zilyetliği ile kazanılması ve özel mülkiyete konu olması mümkün değildir. Bu nedenle, somut olayda kıyı kenar çizgisi ve kıyı şeridinin belirlenmesi zorunludur.
Kıyı kenar çizgisinin tesibitinde hangi yolun izleneceği Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Bölümünün 28.11.1997 gün 1996/5 E., 1997/3 K. Sayılı kararında açıklanmıştır. Buna göre mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisini belirleme görevi adli yargıya aittir. Ancak, mahkemece öncelikle 3621 sayılı Kıyı Kanununun 9. maddesi hükümlerine göre idare tarafından belirlenmiş kıyı kenar çizgisi olup olmadığı, yasa gereği kesinleşip kesinleşmediği tespit edilmelidir. Bu cümleden olarak taraflara tebliğ edilmiş, idari yargı yolu kullanılmamış ya da kullanılmakla birlikte idari yargı kararı kesinleşerek oluşmuş kıyı kenar çizgisi mevcut ise haritası ilgili yönetimden getirtilmeli, mahkemece yeniden yapılacak keşifte fen elemanı bilirkişi ve Jeolog bilirkişi marifetiyle uygulanmalı, çekişmeli taşınmazın kıyı haritası kapsamında kalıp kalmadığı belirlenmeli, bilirkişilere çekişmeli taşınmazın kıyı haritasındaki konumunu gösteren, denetime imkan veren, irtibatlı müşterek imzalı kroki düzenlettirilmeli; İdarece yapılmış kıyı kenar çizgisinin bulunmaması veya bulunmakla birlikte dava tarihi itibariyle kesinleşmemiş olması halinde, kıyı kenar çizgisi, İçtihatları Birleştirme Kararında açıklanan ilkeler ve 3621 sayılı yasa hükümleri ile 13.3.1972 tarih ve 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklanan kural ve yöntemlerle, 3621 sayılı yasanın 4. maddesindeki tanımlamalar ve 9. madde hükmü gözetilerek, jeolog ve jeomorfologlardan oluşacak üç kişilik kurul ve bir fen bilirkişi marifetiyle uygulama yapılarak kıyı kenar çizgisi belirlenmeli, bilirkişilere uygulamayı denetlemeye imkan veren kroki düzenlettirilmeli, 3402 Sayılı Yasanın 20/A maddesi hükmüne göre yapılacak uygulama ile çekişmeli taşınmazın tescil krokisi kapsamında kalan bölümü ile zilyetliğe dayanılarak tespit edilen bölümleri ayrı ayrı krokisinde işaretlettirilmeli, kıyı kapsamında ve fakat Hazine ve Orman Yönetiminin taraf olduğu dava sonucu düzenlenen tescil krokisi kapsamı dışındaki bölümlerin zamanaşımı zilyetliği ile kazanılamayacağı ve özel mülkiyete konu olamayacağı düşünülmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin eksik araştırmaya dayanılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle; davacı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile Hükmün BOZULMASINA, 12/04/2001 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy