(4721 S. K. m. 713) (743 S. K. m. 639) (766 S. K. m. 2) (3402 S. K. m. 7, 12, 14, 17) (HG. 19.02.1997 T. 1996/8-768 E. 1997/100 K.) (HG. 18.02.1998 T. 1998/8-15 E. 1998/129 K.) (HG. 11.10.2000 T. 2000/8-1264 E. 2000/1250 K.)
Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Orman Yönetimi, Hazine ve Gümüşhacıköy Belediyesi Tüzelkişiliği tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdikleri Tekke Mahallesi Kabadere mevkiinde bulunan tapunun Tekke Mahallesi Haziran 1977 tarih 53 sırasında kayıtlı taşınmazın, 1974 yılındaki kadastroda kadastro harici bırakıldığı ve tespitinin yapılmadığı, kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararlarına oluştuğunu iddia ederek adlarına tescilini istemişlerdir. Mahkemece, fen elemanı bilirkişinin 24.11.2000 tarihli raporunda (A) ile gösterilen 8900 m2 yüzölçümündeki taşınmaz hakkındaki davanın kabulü ile tamamı 32 pay kabul edilip, 16 payın Necati K., 4 payın Hatice K., 3'er payın da Nuran K., Nurcihan B., Fatma ve Emine K. adlarına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm Orman Yönetimi, Hazine ve Gümüşhacıköy Belediyesi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 639. maddesi hükmü uyarınca tapulama harici alandaki uygulanmayan tapuları kapsamında kalan taşınmazın tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tespit tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamıştır.
Taşınmazın bulunduğu yerde genel arazi kadastrosu işlemi 1974 yılında yapılmıştır.
Davacıların tutunduğu, K. Sani 1935 tarih ve 15 sıra numaralı kök tapu kaydı 1974 yılında başlayan kadastro çalışmaları sırasında, orman alanları içinde kaldığından uygulanmamış ve Haziran 1977 tarih ve 53 sıra numarasında satımla davacılara intikal etmiştir. Keşifte ifadesine başvurulan yerel bilirkişi, tapunun doğu, batı ve kuzeyinde okunan Salih'in taşınmazın kuzey tarafında eskiden Salih tarafından kireç ocağı olarak işletilen taşlık ve kayalık alan olduğunu, güneydeki Mehmet oğlu Süleyman'ın da güneyde akan dereden sonra gelen şimdi Zaim'in kullandığı yer olduğunu bildirmiş, fen elemanı bilirkişi bu beyana göre çekişmeli taşınmazın tutunulan tapu kapsamında olduğunu raporunda bildirmiştir. Ziraat uzmanı bilirkişi ve orman mühendisi bilirkişi raporlarından, çekişmeli taşınmazın doğu, kuzey ve batısında kayalık ve taşlık alanların, güneyinde yaz kış akan dere ötesinde kısmen orman kısmen de açık tarım alanlarının olduğu, kuzeyde taşlık ve kayalık alandan önce gelen yolun evvelde patika iken sonradan araba yolu haline geldiği anlaşılmaktadır. Buna göre yerel bilirkişi ve tanık anlatımları ile çekişmeli taşınmazın mevcut fiili sınırları birlikte değerlendirildiğinde tutunulan tapu kapsamında olduğu söylenemez.
Davacı taraf, tapu kaydı yanı sıra, tespit dışı bırakma işlemi ile dava tarihi arasında 20 yıldan fazla süre geçtiğini ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği koşullarının yararlarına gerçekleştiğini iddia etmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, Dairece de benimsenen, esas olarak 19.02.1997 gün 1996/8-768 E. - 1997/100 K. ve 18.02.1998 gün ve 1998/8-15 E. -129 K. sayılı kararları ile aynı doğrultudaki, 10.11.2000 gün ve 2000/8-1264 E., 2000/1250 K. sayılı kararında açıklandığı üzere; tespit dışı bırakılan taşınmaz hakkında zilyetlikle kazanma koşullarının oluşması halinde Medeni Yasa hükümlerine göre tescili istenebilir.
Kadastro/Tapulama dışı bırakma işlemi, taşınmazın geometrik durumu belirlenmediğinden bir tespit işlemi değilse de, görevlilerce bir yerin tescile tabi olmadığının saptanarak hukuksal durumunun belirtilmesi nedeniyle öncelikle bir Kadastro/Tapulama işlemidir. Tespit dışı bırakılan taşınmazların her ne kadar kadastroca/tapulamaca hukuksal durumu belirlenmekle birlikte, haklarında kadastro/tapulama tespit tutanağı düzenlenmemekte, sadece paftasında gösterilmektedir. Bu olgu, 3402 sayılı yasanın 7/4 maddesindeki "çalışma alanı sınırı içinde veya bitişiğindeki taşınmaz mallar ile dışında tapulu olarak bulunan taşınmaz mallardan kadastro tutanağı düzenlenmeyen yerlerin..." hükmüyle doğrulanmaktadır.
Kadastro/Tapulama sırasında, adadaki taşınmazların, hukuksal durumu tespit edildikten sonra, tespit ve sınırlandırılması yapılmayan ve bu nedenle tutanağı düzenlenmeyen taşınmaz, paftasında gösterilmek suretiyle tespit dışı bırakma işlemi hukuken tamamlanmış olur. Bunun yanı sıra, Kadastro Yasası 12/1 maddesi, sırf tespit ve sınırlandırması yapılan taşınmazlara ilişkin tutanakların kesinleşmesinin söz konusu olabileceğini öngörmektedir. O halde, tespit dışı bırakılan bir taşınmaz hakkında, kadastro tutanağı düzenlenmediği için, işlemin kesinleşmesi ile ilgili 12/1 madde hüküm içermez. Şu durum karşısında, tespit dışı bırakılan bir taşınmaz hakkında kadastro tespit tutanağı düzenlenmediğinden paftasının düzenlenmesi ile işlemin tamamlandığının kural olarak kabulü zorunludur. Ancak tespit dışı bırakılan bir taşınmaz hakkında itiraz üzerine kadastro yasasının 7/4 maddesine göre tutanak düzenlenerek, komisyonca tespit dışı bırakılmasına karar verilmesi veya kadastro mahkemesi kararı ile tespit dışı bırakılması hallerinde, kadastro komisyonu veya mahkeme kararı ile taşınmazın hukuki durumu belirlenmiş olacağından bu kararların kesinleştiği tarihte tespit dışı bırakma işlemi kesinlik kazanır ve bu tarih mülk edinme zamanının başlangıcında esas alınır. Olayımızda bu durum söz konusu değildir.
Tespit dışı bırakılan bir taşınmazın, tespit veya sınırlandırılan komşu veya yakın parsellerin tutanaklarına dayanılarak yorum yoluyla kesinleştiğini kabul etmek doğru olmayıp yasal dayanağı yoktur.
Öte yandan, çekişmeli taşınmazın 1974 yılında başlayan tapulama sırasında tespit harici bırakıldığı kadastro müdürlüğünce bildirilmiştir. O halde mahkemece tapulama paftasının düzenlendiği ve tapulama dışı bırakma işleminin kesinleştiği tarih araştırılmadığı halde, 1974 yılının ilk günü düzenlense ve kesinleşse bile dava tarihi itibariyle 20 yıllık sürenin dolmadığı ortadadır. Tespit dışı kalan bir yer hakkında kadastro tutanağı düzenlenmemekle beraber, bu işlem bir kadastro işlemidir. Bu tür taşınmazlar üzerinde hak iddia edenler için izlenmesi gereken yol, eski 766 sayılı yasanın 2. Maddesinde ve halen yürürlükte olan ve uygulanan 3402 sayılı yasanın 7/4 maddesinde belirtilmiştir. Anılan maddelerde öngörülen süreler içerisinde hak iddiasında bulunulmaması halinde, tespit dışı bırakılma işlemi kesinleşir. Tespit dışı bırakılan bir yerin Medeni yasanın 639/1 maddesi ve 3402 sayılı yasanın 14 ve 17. Maddeleri hükümlerine göre tapuya tescil edilebilmesi için, tespit dışı bırakma işleminin kesinleştiği tarihten dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile yasada belirtilen koşullar altında tasarruf edilmesi gerekir. Somut olayda toplanan delil ve belgelere göre, tespit dışı bırakılma işleminin yapıldığı 1974 yılı ile temyize konu davanın açıldığı 11.01.1993 tarihleri arasında 20 yıllık yasal edinme süresi dolmamıştır. Bu açıklamalara göre, kazanma koşullarının davacı yararına gerçekleştiğinden söz edilemez.
Yukarda açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında, davanın bu yönden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle davalı Orman Yönetimi ve Hazine ile Gümüşhacıköy belediyesinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıran yönetime ve belediyeye iadesine 10.05.2001 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy