(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 4, 18)
Dava: Taraflar arasındaki tescil ve kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda, davanın reddi yolunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2.7.1993 tarih, 1992/11335-1993/5793 sayılı bozma kararında özetle; "Kirazlı Mahallesi 101/69 parsel ile ilgili olarak açılan tescil davasında davanın kabulüne karar verilmişse de taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığının belirlenmediği, öncelikle bu hususun yöntemine uygun olarak belirlenmesi" gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra zilyetlikle ilgili iktisap şartları oluşmadığından davanın reddine ve dava konusu parselin tespitteki niteliği ile Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tescil ve kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tespit tarihinden önce 27.10.1958 tarihinde yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır.
Mahkemece taşınmazın öncesi tarla olup Sabahattin Ç.'a ait olduğu ve onun tarafından satıldığı, satın alanlar tarafından taşınmazın özel parselasyon sonucu 11 adet küçük parsele bölünüp çeşitli kişilere arsa niteliği ile satıldığı ancak bu parsellerden dava konusu olan yerin davacıya satılmışsa da kullanılmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir ne var ki öncesi bütün olan ve birbirinden ayrılan diğer on adet parselde de mahkemelerde davalar görülmüş ve zilyetlik koşulları oluştuğundan özel parselasyonla satın alanlar adına tespit edilip kesinleşmiş olduğu anlaşılmaktadır. Taşınmaz 228 numaralı değişmez sınırlı vergi kaydı kapsamında ve kesinleşmiş orman tahdit sınırı dışında bulunduğu dairenin 2.7.1993 tarihli bozma kararı sonrası yapılan araştırma ve uygulama sonucu belirlenmiştir. Sözü edilen bozma kararında çekişmeli taşınmazın sadece kesinleşen orman sınırı dışında olup olmadığının araştırılmasına değinilmiş, zilyedlik konusunda yeniden araştırma yapılmasına işaret edilmemiştir. Bozma kararı öncesi yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazda davacının 50-60 yıldan beri çekişmesiz, aralıksız malik gibi eklemeli zilyetliğinden söz etmişler, mahkeme de bunu yeterli görerek davayı kabul etmiştir. Daire bozma kararında sadece kesinleşen orman tahdit haritası uygulanarak sonucuna göre karar verilmesi yönünden hüküm bozulduğuna göre bozma kararı dışında kalan konularda davacı yararına usulü kazanılmış hak oluşmuştur. Kaldı ki bozma kararından sonra dinlenen yerel bilirkişi de taşınmazın kadim tarla olduğunu davalıya satıldığını bildirmiştir. Taşınmazın 740 m2 yüzölçümünde olup özel bir parsel olması bu yerden ayrılan diğer taşınmazların kişiler adına yapılan tespit ve tescillerinin kesinleşmiş olması, davacının son yıllarda arsa niteliği kazanan taşınmaza zilyet etmemesi zilyetliğin terki anlamına gelemez. O halde davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken değişik gerekçelerle Hazine adına tesciline karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulmasını gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine 09/05/2002 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy