(3533 S. K. m. 4) (6831 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasındaki tespit davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında Kesre (Özdere) Köyü 1692 parsel sayılı 13110 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, zeytinli tarla niteliğiyle Hazine adına tesbit edilmiştir. Davacı Orman Yönetimi, parselin 1949 yılında yapılan orman kadastrosunun kısmen sınırları içerisinde olduğunu, 1744, 2896 ve 3302 Sayılı Yasalara göre yapılan 2/B madde uygulamalarında da taşınmazla ilgili bir değişiklik yapılmadığını, taşınmazın kısmen kesinleşen tahdit sınırları içerisinde kaldığının tesbiti iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne ve dava konusu parselin fen ve uzman orman bilirkişi krokisinde yeşil boyalı A=1331.50 m2'lik bölümünün kesinleşen orman tahdit sınırları içerisinde kaldığının tesbitine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece, Hazinenin temyiz itirazları reddedilmiş, bu kez red kararı temyiz edilmiştir.
Dava, orman kadastro sınırları içerisinde kalan taşınmaz bölümünün tespiti istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tespit tarihinden önce 3116 Sayılı Yasaya göre 23.07.1949 tarihinde ilanı yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 1744, 2896 ve 3302 Sayılı Yasalara göre 1975 - 1986 yıllarında kesinleşen aplikasyon ve 2/B uygulaması vardır.
Davacı ve davalının 3533 Sayılı Zorunlu Tahkim Yasasının 4. maddesinde belirtilen kurumlardan olduğu anlaşılmakta ise de, zorunlu tahkim usulüyle görülecek davalarda hakemin görevi, taşınmazın nitelik ve mülkiyetinin hangi kuruma ait olduğunun belirlenmesinden ibarettir. Somut olayda; davanın açılmasından önce yörede yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ile taşınmazın nitelik ve mülkiyetinin hangi kuruma ait olduğu belirlenmiştir. O halde, halli gereken sorun, kesinleşen orman kadastro harita ve tutanaklarının yerine uygulanarak taşınmazın orman sınırı içinde kalıp kalmadığının belirlenmesi olduğuna göre, görev genel mahkemelere aittir. Her ne kadar hakem kararları aleyhine temyiz yoluna başvurulamazsa da, hakemlerin yetki aşımı nedeniyle verdiği kararların temyize tabi olduğu kararlılık kazanan Yargıtay uygulamaları gereğidir. Görev hususu kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her aşamasında göz önünde bulundurulması gerekir. Hal böyle olunca, mecburi tahkim yoluyla görülme olanağı bulunmayan dava nedeniyle Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğundan bahisle görevsizliğe karar verilmesi gerekirken, işin esası incelenerek yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkemenin 22.11.2002 günlü 2000/579 Esas, 2002/563 Karar sayılı ek kararının kaldırılarak, 19.09.2002 günlü esas kararın bozulmasına, 05.05.2003 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy