MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili, davalılar Hazine ve Belediye Başkanlığı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği .... Köyü Koşmaşat mevkiinde bulunan yaklaşık 45 dönümlük taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medeni Yasanın 713. maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 26.06.2009 tarihli fen bilirkişi raporunda gösterilen 43.453,58 m2 lik bölümün davacı adına tapuya tesciline, taşınmaz içinde bulunan su kaynağından davacının hakkı olduğunun ve üzerindeki meyve ağaçlarının davacıya ait olduğunun kütüğün beyanlar hanesine yazılmasına karar verilmiş, hüküm davacı vekili, davalılar Hazine ve Belediye Başkanlığı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu yapılmamıştır. Genel arazi kadastrosu 1986 yılında yapılmış, çekişmeli yer orman niteliği ile tespit dışı bırakılmıştır.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde genel arazi kadastrosunun 1986 tarihinde kesinleştiği, orijinal kadastro paftasında, çekişmeli taşınmaz ve etrafı Devlet ormanı belirtmesi yapılarak kadastro dışı bırakıldığı anlaşılmaktadır. 3402 sayılı Kadastro Yasasının uygulanmaya başladığı tarihe kadar kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tespit dışı bırakılmışlardır.3402 sayılı kadastro Yasasının yürürlüğünden sonra ise anılan yasanın 4.maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her ne kadar orman ve yerel bilirkişi çekişmeli yerlerin orman sayılmayan yerlerden olduklarını açıklamışlarsa da kadastro işlemi olan tespit dışı bırakma işlemine ve resmi belgelere uygun düşmeyen bilirkişi sözlerine ve raporlarına değer verilemez. Zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman bitki örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez. Ormanlar üzerinde sürdürülen zilyetliğe hukuken değer verilemez. (Yargıtay HGK.nun 24.10.2001 gün, 2001/8-464/751 ile 12.5.2004 gün 2004/8-242-292 sayılı kararları). Tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Yasanın 45.maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 1.6.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.3.1989 gün ve 35/13 E.K.ve 13.6.1989 gün ve 7/25 E.K.sayılı kararları ile iptal edilmiş olup, diğer fıkraları da 3.3.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5304 sayılı Yasa ile yürürlükten kaldırıldığından bu yollarla ormandan yer kazanılamaz. Kaldı ki, somut olayda davacıların aynı yer hakkında, 23/02/1998 tarihinde Hekimhan Asliye Hukuk Mahkemesinin 1998/33-131 sayılı dosyasında açtıkları tescil davasının
takipsiz bırakılması nedeniyle 10/11/1998 tarihinde HYUY’nin 409/5 maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verildiği, yine aynı mahkeme de 05/02/1999 ve 26/04/2002 tarihlerinde aynı iddia ve aynı yer hakkında açılan davalarında takipsiz bırakılmaları nedeniyle açılmamış sayılmasına karar verildiği, 26/01/2007 tarih 2005/1-2007/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, "4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713 üncü maddesinin 1 ve 2 nci fıkraları gereğince açılan tescil davasının süre yönünden reddedilmesi halinde; aynı yerle ilgili olarak açılacak ikinci davanın olumlu sonuçlanabilmesi için, ilk kararın kesinleşmesinden itibaren taşınmaz üzerindeki zilyetliğin davasız, aralıksız ve malik sıfatıyla yeniden 20 yıl sürmesi gerekir… davacı tarafından açılan dava ile işlemekte olan zamanaşımı kesilecektir. Kaldı ki davalı tarafın tescil istemine karşı koyması da zamanaşımını keser." denildiği, önceki davaların kesinleştiği tarih ile bu dava tarihi arasında 20 yıllık zamanaşımı süresinin de geçmediği, Yargıtayın yerleşmiş içtihatları karşısında zilyetlik koşulları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Kabule göre de yargılama sırasında keşfen belirlenen değer üzerinde harç tamamlattırılmadığından dava dilekçesindeki değere göre harç ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken harcı tamamlatılmayan değer üzerinden hükmedilmesi isabetsizdir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı gerçek kişi, davalılar Hazine ve Belediye Başkanlığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine 09.11.2010 günü oybirliği ile karar verildi.