20. Hukuk Dairesi 2011/13661 E., 2011/15584 K.
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı gerçek kişi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı gerçek kişi 08.07.2010 tarihli dilekçesiyle Ü... ilçesi Nuriye mahallesi Killik mevkii 947 ada 32 sayılı parselin kadastroda Emine ve Mahmut adına tesbit edildiği, 1981 yılında parseli satın aldığı, tapuda kendi adına kayıtlıyken, Orman Yönetiminin açtığı davanın kabulüne ve parselin tapu kaydının iptaliyle parselin orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline ilişkin Ü... Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.09.2002 gün 2002/128 - 419 sayılı kararının kesinleştiği, bu şekilde taşınmazı satın aldıkları tarihte orman ile ilgisini gösteren bir kayıt bulunmadığı ve kendilerinin iyi niyetle sahip oldukları halde, bedeli ödenmeden tapu kaydının iptal edilip, orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tescil edildiği, Türk Medeni Yasasının 1007. maddesi gereğince fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak şimdilik 18.000,00.- TL maddi ve 15.000,00.- TL manevi tazminatın, yasal faiziyle davalılardan alınarak kendisine verilmesini istemiştir. Mahkemece çekişmeli parselin orman sayılan yerlerden olduğu için tapu kaydının iptali ve orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği, davacının bunu bildiği, davacının üstün bir hakkının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı gerçek kişi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Türk Medeni Yasasının 1007. maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan tazminata ilişkindir.
Mahkemece çekişmeli parselin tapu kaydının iptali ile orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ne var ki; Tapu sicilinin tutulmasını üzerine alan Devlet, tapu siciline tanınan güvenden ötürü, hak durumuna aykırı kayıtlardan doğan tehlikeyi de üstlenmektedir. Tapu sicil müdürü ya da memurunun kusuru olsun olmasın, tapu sicilinin tutulmasında kişilerin çıkarlarını koruyan hukuk kurallarına aykırı davranılmış olması yeterlidir. Kusurun varlığı ya da yokluğu Devletin sorumluluğu için önem taşımamakta, sadece Devletin memuruna rücuu halinde, iç ilişkide etkisi söz konusu olmaktadır. Bu sorumluluk türü, Borçlar Yasasının 41 ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu, 55 ve devamı maddelerinde düzenlenen; adam çalıştıranın sorumluluğu ve diğer objektif sorumluluk halleri, 61 ve devamı maddelerinde düzenlenen; sebepsiz mal iktisap edenlerin sorumluluğu ile karıştırılmamalıdır. Diğer taraftan, T.M.K.nun 1007. maddesine dayanılarak açılan davalar için ayrı bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden, Borçlar Yasasının 125. maddesindeki 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanacaktır.
Mülkiyet hakkı Anayasanın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan yasalarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Yasa ile değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesiyle de güvence altına alınmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), TURGUT VE DİĞERLERİ-TÜRKİYE Davası kararında, Devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının, orantısız bir müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnai şartların bulunmadığına işaret ederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin kurulamamasını ihlal nedeni olarak saymış, KÖKTEPE-TÜRKİYE davasında ise, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak, gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının 1 No.'lu Ek Protokol'ün 1.maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatarak, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden, mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ifade etmiş, tapu kaydının iptali nedeniyle verilen ihlal kararlarının başvuranlar için yeterli ve adil tatmin oluşturduğundan söz ederek, başvuranlar için manevi zararrın oluşmadığını kabul edilmiştir. (örneğin ARDIÇOĞLU- TÜRKİYE ve ARGUNHAN -TÜRKİYE davası)
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.11.2009 gün ve 2009/4-383 E., 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4-349 E. 2010/318 K sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; Tapu işlemleri kadastro tesbit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve taup kütüğününün oluşumlu aşamasındaki kadastor işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan T.M.K. m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, Medeni Yasanın 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilirler.
Diğer taraftan, davanın niteliğine göre tazminat miktarı belirlenirken öncelikli konu, tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliğinin ve değerinin hesaplanması olup, arazi başka deyişle tarım alanlarında net gelir esas alınarak, arsa niteliğindeki taşınmazlar içinde emsal karşılaştırması yapılarak değer belirlenmelidir.
Açıklanan hususlar gözetilerek, tarafların iddia ve savunmaları sorulup delilleri toplanarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeler ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı gerçek kişinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 22.12.2011 günü oybirliği ile karar verildi.