20. Hukuk Dairesi 2011/3014 E., 2011/11892 K. TAPU SİCİLİNİN TUTULMASINDAN KAYNAKLANAN TAZMİNAT TAŞINMAZIN DEĞERİNİN EMSAL SATIŞLARA GÖRE HESAPLANMASI
4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 1007 ]
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hatice 23.12.2009 tarihli dilekçesiyle, K... Göçerler köyü 6831 ada 5 sayılı parseli 1999 yılında iyi niyetle tapuya güvenerek satın aldığı ve elinde bulundurduğu, satın aldığı tarihte tapu kaydında, parselin orman ve 2/B'lik yerler ile ilgisini belirten bir kısıtlama bulunmadığı, daha sonra Hazine tarafından taşınmazın 6831 sayılı Yasanın 2/B madde uygulamasıyla Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden olduğu, tapu kaydının iptali ve Hazine adına tescili istemiyle açılan davanın kabulüne, parselin tapu kaydını iptaline ve bu nitelikle davacı adına tesciline ilişkin kararının A... 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.12.2008 gün ve 2009/15957-15537 sayılı kararının Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 25.06.2009 gün ve 2009/7611-10736 sayılı kararı ile onanıp karar düzeltme isteminin de aynı Dairenin 23.10.2009 gün ve 2009/15957-15537 sayılı kararı ile red edildikten sonra kesinleştiği, tapu kaydını iptal edilip Hazine adına tescil edildiği, tapu sicilinin tutulması nedeniyle zarara uğradığı, fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak 100.000,00.- TL'den aşağı olmamak üzere taşınmazın değeri ve tapu iptal dosyasında ödediği giderlerin kararın kesinleştiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Hazineden alınarak kendisine verilmesini istemiştir. Mahkemece davanın KABULÜNE, 100.000,00.- TL. tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Hazineden alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya ve dosya kapsamına göre dava, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptali nedeniyle, Medeni Yasanın 1007. maddesi gereğince açılan tazminata ilişkindir.
Mülkiyet hakkı Anayasanın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan yasalarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Yasa ile değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesiyle de güvence altına alınmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), TURGUT VE DİĞERLERİ-TÜRKİYE Davası kararında, Devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının, orantısız bir müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnai şartların bulunmadığına işaret ederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin kurulamamasını ihlal nedeni olarak saymış, KÖKTEPE-TÜRKİYE davasında ise, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak, gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının 1 No.'lu ek protokol'ün 1.maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatarak, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden, mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ifade etmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1007. maddesinde (743 sayılı TKM m.917) yer alan "Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder" hükmü gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak ise, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152 E., 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E., 2010/427 K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E., 2010/668 K. sayılı kararı),
Somut olayda, tapusu iptal edilen taşınmazın arsa niteliğinde olduğu yönünde taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı gibi, mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Uyuşmazlık bu taşınmazın değerinin saptanmasında kullanılan yöntem ve bu yöntem ile belirlenen değeri, dolayısıyla davacı tarafın zararını miktarı konusundadır.
Tapusu iptal edilen taşınmaz arsa niteliğinde olduğundan değerinin, tapu iptal kararının kesinleştiği tarihten önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması zorunludur. Bu itibarla emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının, fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tesbiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak, zemin üzerindeki binaların da resmi birim fiatları esas alınarak yıpranma payı düşülmek, taşınmaz üzerindeki ağaç ve diğer muhdesatların değeri yöntemince belirlenmek suretiyle davacını gerçek zararının belirlenmesi gereklidir.
Ne var ki, hükme dayanak yapılan bilirkişi raporlarında bu yönteme uyulmadan değer biçilmiş, emsaline göre tapusu iptal edilen taşınmazın değerinin iki kat fazla olduğu söylendiği halde bunun nedeni açıklanmamış, emsal tutulan taşınmaz ile tapusu iptal edilen taşınmazın mesafe, konum imar durumu gibi özelliklerine göre karşılaştırması yapılmamıştır.
Bu durumda taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için olanak tanınması, gerekli görülürse resen emsal getirtme yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla keşif yapılarak, denetlemeye olanak veren bilimsel verileri içeren rapor alınması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve yetersiz bilirkişi raporuyla hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Hazinenin temyiz itirazlarını kabulü ile hükmün BOZULMASINA 20.10.2011 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy