20. Hukuk Dairesi 2011/6931 E., 2011/15805 K.
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı gerçek kişiler tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı gerçek kişiler, 26.02.2007 tarihli dilekçeleriyle G…
… köyü 1294 ada 1 sayılı parselin tapuda kendi adına kayıtlıyken, Orman Yönetiminin açtığı davanın kabulüne ve parselin 4.766,55 m2 bölümünün tapu kaydının iptaliyle Hazine adına tapuya tesciline ilişkin Ü... Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.01.2005 gün 2003/450 Esas ve 2005/22 sayılı kararının kesinleştiği, bu şekilde taşınmazı satın aldıkları arihte orman ile ilgisini gösteren bir kayıt bulunmadığı ve kendilerinin iyi niyetle sahip oldukları halde, sözü edilen bölümün bedeli ödenmeden tapu kaydının iptal edilip, orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tescil edildiği, Türk Medeni Yasasının 1007. maddesi gereğince fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak şimdilik 95.000,00.- TL maddi ve 15.000,00.- TL manevi tazminatın, yasal faiziyle davalılardan alınarak kendisine verilmesini istemiştir. Mahkemece davanın REDDİNE karar verilmiş, hüküm davacı gerçek kişiler tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Türk Medeni Yasasının 1007. maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan tazminata ilişkindir.
1) Mahkemece çekişmeli parselin orman sayılan yerlerden olduğu için tapu kaydının iptali ve orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği, davacıların bunu bildikleri, korunması gereken üstün bir haklarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ne var ki; mülkiyet hakkı, Anayasanın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan yasalarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Yasa ile değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesiyle de güvence altına alınmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), TURGUT VE DİĞERLERİ-TÜRKİYE davası kararında, Devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının orantısız bir müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnai şartların bulunmadığına işaret ederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin kurulamamasını ihlal nedeni olarak saymış, KÖKTEPE - TÜRKİYE davasında ise, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının 1 No.'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatarak, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağ ödenmeden, mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ifade etmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.11.2009 gün ve 2009/4-383 E., 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4-349 E. 2010/318 K sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi, tapu işlemleri kadastro tesbit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan T.M.K. m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, Medeni Yasanın 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini için Borçlar Yasasının 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilirler.
Diğer taraftan, tapusu iptal edilen taşınmazın değeri, mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde, ekilecek ürünlerin ve bu ürünlerin elde edilmesi için yapılacak harcamalar gözönünde tutularak, net gelirin hesaplanması ve bilimsel yolla değerinin bulunması, bedel tespitinde etkisi olan diğer tüm unsurlar dikkate alınarak her unsurun gerekçeleri ve değere katkı oranları ayrı ayrı belirtilip dayanakları gösterilmek suretiyle değerlendirilerek saptanması gerekirken, hükme dayanak yapılan bilirkişi raporlarında bu yönteme uyulmadan değer biçilmiştir.
Bu durumda, net gelir esasına göre değer biçilmesi için yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla keşif yapılarak, denetlemeye olanak veren bilimsel verileri içeren rapor alınması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve yetersiz bilirkişi raporuyla hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
2) Yukarıda birinci bendde açıklandığı gibi Medeni Yasanın 1007. maddesi gereğince, tapu kaydına güven ilkesi gereğince oluşacak gerçek zararın tazmini istenebilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ARDIÇOĞLU- TÜRKİYE ve ARGUNHAN -TÜRKİYE ve daha bir çok kararında kabul edildiği gibi, tapu kaydının iptali nedeniyle verilen tazmin kararları başvuranlar için yeterli ve adil tatmin oluşturacağından, tapusu iptal edilen davacıların manevi zarararının tazmini isteminin reddi doğrudur.
SONUÇ: 1) Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı gerçek kişinin temyiz itirazlarının kabulü ile maddi tazminat isteminin reddine ilişkin hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
2) Yukarıda ikinci bendde açıklanan nedenlerle, davcının manevi tazminat isteminin reddine ilişkin hükmün ONANMASINA 27/12/2011 günü oybirliği ile karar verildi.