(1086 S. K. m. 429) (4721 S. K. m. 640, 647, 702/4, 706) (818 S. K. m. 18)
Dava: Taraflar arasındaki "Tapu iptali, tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Battalgazi Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 11.4.2002 gün ve 2000/139 E. 2002/50 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 4.3.2003 gün ve 2003/424-2203 sayılı ilamı ile; ( ...Davada istek, tapunun iptali ile terekeye iade biçiminde olup, olayda elbirliği halinde mülkiyet söz konusudur.
Bilindiği üzere; elbirliği ( iştirak ) halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur.
MK.nun 701-703 maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin ( ortaklığın ) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. Başka bir anlatımla ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural, MK.nun 701 maddesinde ( ...Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir.
Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır. ) biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği ( iştirak ) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği ( iştirak ) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların ( iştirakçilerin ) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır.
MK.nun 702/2 maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne varki, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir. ( 11.10.1982 tarih 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ) nitekim bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir. Medeni Kanunun 702/4 maddesinde de "...ortaklardan herbiri, topluluğa giren hakların korunmasına sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır" hükmü öngörülmüştür.
Somut olayda miras bırakanın davacılar dışında mirasçısı olan karısı, iki kızı ve iki oğlu davada yer almamışlardır. Hal böyle olunca, davaya katılmayan ortakların olurlarının alınması yada miras şirketine MK.nun 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerekirken, davanın görülebilirlik koşulu gözardı edilerek yazılı olduğu üzere davanın esası hakkında hüküm kurulması doğru değildir. Davalının temyiz itirazı yerindedir. ... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava muvazaa ( danışık ) nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacılar, dava konusu taşınmazların murisleri tarafından 12.6.1997 tarihinde erkek kardeşleri M.Naci'nin oğluna satıldığını, murisin 2.10.2000 yılında öldüğünü, bu satış işleminin muvaazalı olup, kız çocuklarından mal kaçırma amacına yönelik olduğunu ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile veraset ilamında isimleri geçen mirasçılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Yerel mahkeme, dava konusu taşınmazların kız çocuklarından mal kaçırmak amacıyla yapılan muvazaalı ( danışıklı ) bir satış olduğu kanısına vararak davanın kabulüne, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile veraset ilamında adı geçen mirasçılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar vermiştir.
Yüksek Özel Daire, yukarıda açıklanan nedenlerle, taraf teşkili yönünden kararı bozmuştur.
Yerel mahkemece önceki kararında direndiğini açıklamakla birlikte, hüküm kurarken, önceki hükmü değiştirerek, tapu kayıtlarının iptali ile sadece veraset ilamında adı geçen davacılar adına, payları oranında tapuya kayıt ve tesciline karar vermiştir.
Bu durumda, mahkemece; ilk hüküm kurulurken dava dışı mirasçılar da dahil edilerek tüm mirasçılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmişken, direnme hükmü sırasında, yalnızca dava açan mirasçılar bakımından hüküm kurulmuş olmakla, yeni bir hüküm oluşturulmuştur.
Hal böyle olunca kurulan bu yeni hükmün incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
Sonuç: Davalı vekilinin kurulan yeni hükme ilişkin temyiz nedenlerinin incelenmesi için dosyanın Yargıtay 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine 29.9.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy