(1163 S. K. m. 16, 27) (11. HD. 03.04.2000 T. 2000/1736 E. 2000/2631 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 7. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 18.10.2001 tarih ve 2000/374-2002/669 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatif üyeliğinden 25.05.1998 tarihinde ihracı üzerine açtığı dava sonunda kararın iptal edilip kesinleştiğini, davalının bundan sonra 05.05.2000 keşide tarihli ihtarname göndererek toplam 10.113.412.500 lira borç bildiriminde bulunduğunu ve yeni bir ihraç prosedürü başlattığını, oysa ihtarname tarihi itibariyle ödemelerinin fazla dahi olduğunu ileri sürerek, 05.05.2000 tarihine kadar müvekkilin ödemesi gereken ve ödenmiş bulunan üye aidat miktarlarının tespitine, 25.05.1998 tarihi ile 05.05.2000 tarihi arasında faiz uygulamasının yapılamayacağının tespitine karar verilmesini asıl davada istemiş, birleşen davada, 24.07.2000 tarihli ihraç kararının iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, davacının asıl davada, somut bir miktar belirtmeden salt borcun miktarının tespitini istediği, menfi tespit isteminde bulunmadığı, asıl davanın bu durumda reddi gerektiği, kooperatifin gerçek borç miktarı altında, ihtarnamelerde bildirdiği ve bu bildirimlere dayalı olarak ihraç kararı aldığı, kararın yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, her iki davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Asıl dava dilekçesindeki istem sonucu, olumlu tespit kararı verilmesi şeklinde kaleme alınmış gibi bir izlenim vermekte ise de, dilekçedeki anlatım ve özellikle istem sonucu bölümünde faiz uygulaması yapılamayacağının tespiti istemine de yer verilmesi karşısında, davacının, asıl dava tarihinden sonra alınan ihraç kararına dayanak yapılan 5.5.2000 keşide tarihli ilk ihtarnamede bildirilen toplam 10.113.412.500 lira ile borçlu olmadığının tespitini asıl davaya ihraç öncesinde konu ettiğinin kabulü ile miktarın harçlandırılmasının sağlanması suretiyle, asıl davanın menfi tespit olarak ele alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu davanın olumlu tespit davası olarak ele alınması sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
2- Davacı vekilinin, müvekkilinin üyelikten ihraç kararının iptali istemine ilişkin birleşen davanın reddine yönelik temyizine gelince; Asıl davanın açıldığı 5.6.2000 tarihinden önce 5.5.2000 tarihinde keşide edilen ilk ve bu davadan sonra 7.6.2000 tarihinde keşide edilen ikinci ihtarname dayanak yapılmak suretiyle 24.7.2000 tarihinde yönetimce ihraç kararı verilmiştir. Davacı, ilk ihtarnamelerde yazılı borç miktarına ilişkin olarak daha önce asıl davada menfi tespit davası açmış olduğundan, bu davanın sonucu beklenmeden, ortak hakkında ihraç kararı alınmaması gerekir. Eğer, menfi tespit davasının varlığına rağmen ihtarnamelerde yazılı borcu ödemediğinden bahisle üye hakkında ihraç kararı alınmışsa, alınan ihraç kararı geçersiz bulunmaktadır. Ancak, menfi tespit davası ihraç kararının alınmasından sonra açılmışsa, bu durumda da, davacıya gönderilen ihtarnamelerde yazılı borcun doğru olup olmadığı hususu, o davanın sonucunda verilecek karar ile belirleneceğinden, mahkemece anılan dava dosyasının ihraç kararının iptali davası için bekletici sorun kabul edilmesi, anılan davada verilen karar kesinleştikten sonra bu davanın karara bağlanması gerekmektedir. Zira, ortağa bildirilen borç miktarı, gerçek borç miktarını yansıtmalıdır. Aksi halde, ortak, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 16 ncı ve 27 nci maddesi hükümlerine uygun şekilde temerrüde düşürülmüş olmaz. Gerçek borcun tespiti için açılmış bir dava varken, bu sonuçlanmadan, ihtarname ile bildirilen borç miktarının gerçek borç miktarı olup olmadığı henüz ortaya çıkmamış olacağından, bu ihtarnamelerin dayanak yapılması suretiyle ihraç kararı verilemeyeceğinin kabulü gerekir. Dairemizin yerleşik uygulaması bu yöndedir. (03.04.2000 tarih ve 1736-2631 sayılı; 29.09.2005 tarih ve 2004-11534 esas, 2005-8927 karar sayılı; 21.11.2005 tarih ve 2004-13635 esas, 2005-11269 karar sayılı, 23.01.2006 tarih ve 2005-483 esas, 2006-356 karar sayılı ilamları)
Bu itibarla, mahkemece, asıl davanın menfi tespit davası olduğu gözetilerek, ihtarnamelerin temerrüt bakımından, incelenmesine gerek görülmeden, açıklanan bu gerekçe ile birleşen davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, asıl davanın olumlu tespit davası olarak ele alınması nedeniyle, ihtarnamelerin değerlendirilmesine geçilmesi sonucu, yazılı gerekçe ile birleşen davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
3- Öte yandan, Dairemiz`in yerleşik uygulamasına göre, ortağa tebliğ edilen her iki ihtarnamede bildirilen borç miktarlarının aynı olması, farklı ise bunun nedeninin ihtarnamelerde açıklanması, dolayısıyla ortağın borç miktarlarında tereddüde düşmemesi gerekmekte olup, aksi halde ortağın 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu`nun 16. ve 27. maddelerine uygun olarak temerrüde düştüğü kabul edilemeyeceğinden, ihracı da hukuka uygun sayılamayacaktır.
Somut olayda, ihraç kararına dayanak yapılan ikinci ihtarnamede hangi tarih itibariyle hesaplanan borç miktarının ödenmesinin istendiği anlaşılamadığı gibi, ilk ihtarnamede, borç miktarı asıl ve faiz toplamı olarak 10.113.412.500 lira, ikinci ihtarnamede ise asıl ya da faiz olup olmadığı belirtilmeden 6.513.412.500 lira olarak gösterilmiş olup, davacının yasaya uygun olarak temerrüde düşürülmediği açıktır.
Diğer yandan, mahkemece, kooperatifin gerçek borç miktarı altında, borç bildirimi yaptığı sonucuna bilirkişi raporu benimsenmek suretiyle varılmış ise de, raporda 5.5.2000 tarihi itibariyle gerçek borcun miktarı hesaplanmıştır. Oysa, bu tarih ilk ihtarnamenin keşide tarihi olup, bu ihtarnamede 31.3.2000 tarihi itibariyle borç bildiriminde bulunulmuştur. Bu itibarla, 31.3.2000 tarihi itibariyle gerçek borç miktarının hesaplatılması gerekirken, birleşen davanın reddine dayanak yapılan yazılı gerekçede de isabet bulunmamaktadır.
O halde; mahkemece, birleşen davanın kabulüne karar verilmek gerekirken, ihtarnamelerin yasaya uygun olduğu gerekçeyle, birleşen davanın kabulü kabul şekli bakımından da doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle, davacı vekilinin asıl davaya, diğer bentlerde açıklanan nedenlerle, birleşen davaya ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile asıl ve birleşen davada verilen kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 20.02.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy