(743 S. K. m. 134) (YHGK 24.10.2001 T. 2001/2-1019 E. 2001/753 K.)
Dava: Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kaş Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 6.6.2001 gün ve 2000/204 E. 2001/142 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 25.10.2001 gün ve 2001/13203-14577 sayılı ilamıyla;
...Davalının tek eylemi oğlunun ölümü nedeniyle tepki niteliğinde olup, tek başına boşanma sebebi olamaz.(YHGK'nun 24.10.2001 tarihli 2/1019-753 sayılı ve 02.2.1994 tarihli 2/787-12 sayılı kararları) Boşanmayı gerektirir başka bir olayın varlığı kanıtlanamamıştır. Medeni Kanunun 134/1-2 maddesi uyarınca; Boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, müşterek hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa ki dinlenen davacı tanıklarının sözlerinin bir kısmı Medeni Kanunun 134/1 maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.... gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davasına ilişkindir.
Davacı, davalının geçimsiz olduğunu, sürekli problemler çıkardığını, seracılık sonucu kendilerine verilen senetleri süresinden önce kırdırıp aile ekonomisini olumsuz etkilediğini, müşterek çocukları Ahmet'in kalp krizi geçirip vefat ettiği, günü birlikte hastaneye gittiklerini, orada bulunan öğrenci ve öğretmenlerin gözlerinin önünde davalının kendisinin kravatından tutup çekiştirerek Allahsız kominist, Allah neredeymiş gördün mü, sen geberseydin, pezevenk diye hakaret ettiğini, kendisinin bu duruma dayanamayarak bayıldığını, davalının bu olaydan sonra evi terkedip gittiğini ve arkasından davalının boşanma davası açtığını, fakat daha sonra davayı takip etmediğinden açılmamış sayılmasına karar verildiğini, tüm bu durumlar karşısında evlilik birliğinin temelden sarsılmış olduğunu belirterek şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmalarına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme; taraflar arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı konusunda bir uyuşmazlık bulunmadığını, tanık beyanlarına göre, davalı kadının kocasına güvenmediği, kredi işlemlerini davacının rızası dışında yapıp, bu durumun davacıyı zor durumda bıraktığını, davalının herkesin gözü önünde davacıyı aşağılayıp Hakaret ettiği anlaşıldığından olayda kadının tam kusurlu bulunduğu sonucuna vararak davanın kabulüne dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıdaki gerekçelerle bozulmuştur.
Somut olayda; tarafların seracılık yaptıkları, bunun için gerekli kredi alımlarında davalının zorluklar çıkardığı, kredi borçlarını davacının ödediği görülmektedir.
Davacının başka bir kadınla ilişkisi olduğu ve buna ilişkin mektuplar bulunduğu belirtilmişse de bu olayın 1992 yılında olduğu ve o tarihten sonra da dava açılıncaya kadar yaklaşık 8 sene yanların birlikte oturdukları anlaşıldığından, ayrıca davalı vekilinin beyanı da dikkate alındığında, davalının bu olayı affetmiş sayılacağı sonucuna varılmıştır. Artık davacı bu sava dayanamaz. Dosyadaki belgelere göre; davacı müşterek çocukları Ahmet'in tedavisi ile ilgilendiği Antalya'da, İzmir'de ve Ankara'daki hastahanelere tedavi için götürdüğü saptanmıştır.
Buna rağmen davalı, davacının da elem ve ıstırap duyacağı ölüm olayı nedeniyle davalının öğretmen ve öğrencilerin önünde, kocasını, Ahmet'in ölümünden sorumlu tutup, kravatından çekiştirip ağır hakaret etmesi, kocayı ağır şekilde rencide edici ve onurunu zedeleyici bir davranıştır. Nitekim davacının bu olayın etkisiyle bayıldığı anlaşılmaktadır.
O halde hakaret ve çekiştirme biçimindeki eylem davalının bir olayın etkisiyle fevren yapılan tek bir eylem olmayıp, yanlar arasında bu eylemden önce var olan şiddetli geçimsizliğin bir sonucu olduğu bu nedenle de Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.10.2001 gün ve 2/1019-753 sayılı kararının kapsamı dışında kaldığı sonucuna varılmıştır.
Bu olaydan sonrada yanlar yeniden bir araya gelmemiş, davalı evi terkedip gittiği yerden boşanma davası açmıştır. Bu durum karşısında; artık taraflar arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı ve yanların yeniden bir araya gelmesinin beklenemeyeceği derecede şiddetli geçimsizliğin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan olgular karşısında, tarafların karşılıklı sav ve savunmaları, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 26.06.2002 gününde yapılan 2. görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy