(2709 S. K. m. 43) (3621 S. K. m. 6, 9, 10)
Dava: Taraflar arasındaki "tapu iptal" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Datça Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 06.06.2002 gün ve 2000/245 E. 2002/113 K. sayılı kararın incelenmesi davacı ( Maliye Hazinesi ) vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 15.01.2003 gün ve 2003/150 E.-222 K. sayılı ilamı ile; ( ...Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre, davaya konu 159 ada 3 nolu ana kadastral parselin Belediyece yapılan imar uygulamasında tamamının park alanı olarak ayrılan bölümde kaldığı anlaşılmaktadır.
Jeolog bilirkişisi tarafından, 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararına uygun içerikte düzenlenen rapor ile, imar uygulamasıyla park alanında kalan taşınmazın 11,62 m²'lik kısmının kıyı-kenar çizgisi içerisinde bulunduğu belirlenmiştir.
Hal böyle olunca, kıyı-kenar çizgisi içerisindeki bölümün kamu yararına ayrılmak üzere tapusunun terkinine karar verilmesi gerekirken, hükümde yazılı gerekçe ile davanın reddedilmesi doğru değildir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava; 3621 sayılı Kıyı Yasasına dayalı tapu iptal istemine ilişkindir.
Davacı Hazine, Muğla ili Datça ilçesi İskele Mahallesinde bulunan 150 Ada, 3 parsel sayılı taşınmazın 17 m²'lik bölümünün Bayındırlık ve İskan Müdürlüğünce tespit edilen kıyı kenar çizgisine göre kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı iddiasıyla bu kısmın tapusunun iptalini istemiştir.
Davalılardan Belediye Başkanlığı, dava konusu taşınmazın belediyenin özel mülkiyetinde olmayıp imar planı içerisinde olduğunu, tüm imar faaliyetlerinin plana bağlı kısıtlandığını, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler konumuna geçmesinin herhangi bir değişiklik doğurmayıp davacıya hukuki bir yarar sağlamayacağını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Davalılardan Mehmet Aksoy, dava konusu taşınmazın belediye encümen kararı ile bedelsiz olarak kamuya park alanı olarak terk edildiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin, dava konusu taşınmazın tamamının imar uygulaması sonucu park olarak kamuya terk edildiği, taşınmazın özel mülkiyete konu olmadığı bu nedenle iptal edilecek tapu kaydı da bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin verdiği karar özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık; imar uygulamasında park alanı olarak ayrılan, tapu kaydı bulunmayan yer hakkında kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığından bahisle karar verilip verilemeyeceği noktasındadır.
Türk Medeni Kanununun 715.maddesinde, sahipsiz yerlerle yararı kamuya ait malların devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğu ifade edilmiş, 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 16/C maddesinde de, anılan hükme daha bir açıklık getirilerek devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kayalar, tepeler, dağlar ile bunlardan akan kaynaklar gibi sahipsiz yerler ile deniz, göl, nehir gibi genel suların tescil ve sınırlandırmaya tabi olmadığına değinilmiştir.
Bu düzenlemelerde, genel sular ve göller ile bunların kenarındaki kumluk, taşlık ve kayalık yerlerden kamunun serbestçe yararlanmasının kamunun, başka bir deyişle herkesin hakkı olduğu, bu yararlanmanın genel sular ile bunların bütünleyici bölümleri olan sahil şeritlerinin herkese açık bulundurulması ve bu niteliklerinin korunması ile mümkün bulunduğu vurgulanmıştır.
Üst norm olan 2709 Sayılı Anayasamızın Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler başlıklı 3. bölümünün "kamu yararı" ve "kıyılardan yararlanma" başlığını taşıyan 43. maddesinde "kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir" düzenlemesine yer verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunun 23.11.1988 gün ve 1/825 - 964 sayılı kararlarında da değinildiği gibi, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler, bu nitelikleri gereği yasama organının serbestçe düzenlemesine açık yerlerden değildir. Yasama organı çıkaracağı yasalarla söz konusu taşınmazların bu niteliklerini koruyucu yönde düzenlemede bulunmak zorundadır; zira Anayasa hükümleri yasa koyucunun yetkilerini ve düzenleme alanı ve sınırlarını belirleyici hükümlerdir. Devletin görevi kıyıların niteliğini korumak ve kamunun bundan yararlanmasını olabildiği ölçüde sağlamaktır.
Açıklanan düzenlemeler ve ilkeler gözetilmek suretiyle somut olaya bakıldığında; çekişmeli yerde yapılan inceleme sonucu jeolog bilirkişi tarafından 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında öngörüldüğü biçim ve içerikte düzenlenen raporda, taşınmazın 11.66 m2 lik bölümünün kıyı kenar çizgisi içerisinde bulunduğu saptanmıştır.
Bu bölümün öncesinde 159 ada 3 parselin çapı kapsamında iken Belediye Encümen Kararı ile yol ve park olarak kamuya terk edilen alanda kaldığı anlaşılmaktadır. Ancak, yapılan bu işlemlerin taşınmazın çekişmeli bölümü bakımından, kıyıya terki anlamını taşımayacağı kuşkusuzdur. İleride İdarenin yeni bir tasarrufu ile bu yerde imar planında değişiklik yapılmak suretiyle özel mülkiyete konu edilmesi imkan dahilinde olup, mevcut hali ile dahi özel tasarrufa tahsisi mümkündür.
Öyle ise, çekişmeli taşınmazda kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında ( kıyıda ) kaldığı saptanan kısmın tescil ve sınırlandırmaya tabi olmayan kamu mallarından sayılan yer niteliği ile tescil harici tutularak kadastro paftasında kıyıda kalan yer olarak işaretlenmesine karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi doğru değildir. O halde usul ve yasaya uygun bulunmayan direnme kararı açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı ( Maliye Hazinesi ) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 28.04.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy