(2709 S. K. Geç. m. 15) (765 S. K. m. 20, 31, 33, 59, 146, 147, 159, 240) (2802 S. K. m. 90) (647 S. K. m. 4, 6) (2797 S. K. m. 14) (YCGK. 15.05.2001 T. 2001/9-84 E. 2001/100 K.) (9 CD. 04.04.2001 T. 2000/2697 E. 2001/1071 K.)
Suç: Devletin Askeri Kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek.
Yukarıda açık kimliği ve atılı suçu yazılı sanık hakkında dairemizce yapılan yargılama sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İddia: Tarsus Ağır Ceza Mahkemesinin 20.6.2000 gün ve 2000/123-140 sayılı son soruşturmanın açılması kararı ile; sanık C. Savcısı Sacit Kayasu'nun (31308) uygunsuz söz ve davranışları ile görevini doğru ve tarafsız yapamayacağı kanısını uyandırdığı, bu cümleden olarak iddianame tanzimine esas teşkil edebilecek herhangi bir ihbar, şikayet dilekçesi ve belge bulunmadığı, gerekli bilgi ve belgelerin toplanması, sanığın savunmasının alınması gibi hazırlık soruşturmasına ilişkin hiçbir işlem yapılmadığı ve Anayasanın geçici 15. maddesinin amir hükmüne aykırı oluğu halde, Adana C. Başsavcılığında evrakın tevzii ile hazırlığa ve esasa kayıtlarına ilişkin düzenlemeye uyulmaksızın Genelkurmay eski başkanlarından ve eski Cumhurbaşkanı Ahmet Kenan Evren hakkında dava açılması ve TCK.nun 146/1-2, 147. maddeleri ile cezalandırılması amacı ile 28.3.2000 tarihli kendi havalesini taşıyan 2000/11575 hazırlık sayılı iddianameyi düzenlediği; esasa kaydı konusunda ısrarlı olduğu, iddianame başlıklı bu yazıda ........ancak bugüne kadar sanık ve arkadaşları hakkında işlem yapılmamasının nedeni, Ordu'nun sahip olduğu ve gerektiğinde kendi milletine karşı kullanmaktan çekinmediği silah gücünün toplum üzerinde yarattığı korkudan başka bir şey değildir, bugün için Türkiye Cumhuriyetinde kimsenin hukukun üstünlüğüne inanmadığı acı bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Bunun sebebi belirttiğimiz gibi gücün hukukun üstünde olması ve kabul görmesidir. Nitekim, bütün dünyada Lockhead uçak firmasının verdiği rüşvetlerden dolayı başkanlar bile yargılandığı halde Türkiye'de rüşveti alan kişi üst rütbeli bir general olduğu için hakkında soruşturma bile açılmamıştır.
Türk milletinin kardeş kanı dökülmemesi için orduya karşı bir isyan başlatmayışı ne ihtilal, ne de muhtırayı haklı gösterebilir.
Daha önce Cumhurbaşkanına gönderilen muhtıra ile bu beyan birleştirildiğinde, sanığın açıkça yönetime el koyarak bir kısım insanları ezeceği ve silahlı kuvvetlerin egemen olduğu bir ortam yaratacağını ifade ettiği anlaşılacaktır.... şeklinde kişileri, kurumları hedef alan yargılama istemi amacını aşan ve uygunsuz olan ve Türk Silahlı Kuvvetleri tahkir ve tezyif edici ifadelere yer verdiği, düzenlediği bir basın toplantısı ile Adana C. Başsavcılığı esasına kaydedilmeyen ve bir ihbar dilekçesi niteliğinde görülerek, yapılan hazırlık soruşturması sonunda Anayasanın geçici 15. maddesi maddesi gereğince takipsizlik kararı verilen bu iddianamesini basına dağıttığı ve bu şekilde alenileştirildiği, böylece TCK.nun 240, 159, 20, 31, 33. maddelerinde tanımlanan suçu işlediği iddiası ile Adana Ağır Ceza Mahkemesine dava açılmıştır.
Dosyayı inceleyen Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesi 5.7.2000 gün ve 2000/221-152 sayılı kararı ile sanık Sacit KAYASU'nun 31.8.1998 tarihinde birinci sınıfa ayrıldığı, 2802 sayılı yasanın 90. maddesi gereğince yargılama yerinin Yargıtay ilgili Ceza Dairesi bulunduğunu belirterek görevsizlik kararı vermiş, dosya bu şekilde dairemize gönderilmiştir.
Savunma:
Sanık Sacit KAYASU hazırlık aşamasında soruşturmayı yürüten Adalet Başmüfettişine güvenmediğini, tarafsız ve doğru görev yaptığına inanmadığını bildirerek savunma vermemiştir.
Sanık daha sonra talimatla alınan ifadelerinde yazılı savunmalarında ve dairemizde yapmış olduğu savunmalarında ise; 12 Eylül 1980 ihtilali ile Anayasa'nın ihlal edildiğini ve yönetime el konulduğunu, bu durumun herkesin malumu olduğunu, ayrıca bir ihbara gerek bulunmadığını, iddianameye bizzat MGK. nun çıkarmış olduğu 12 Eylül öncesi ve sonrası isimli kitabın delil olarak eklendiğini, zamanaşımı nedeniyle sanığın savunmasının alınmasından vazgeçilebileceğinin, Adalet Bakanlığının genelgelerinin gereği bulunduğunu, sanığın yargılanmasına Anayasanın geçici 15. maddesinin engel olmadığını, öğretide de bu görüşün taraftarlarının bulunduğunu, evrak tevzii ve hazırlığa kaydı hususuna uyulduğunu, iddianamenin esasa kaydı hususunda ısrarlı olduğunu, bunun takibinin görevi bulunduğunu, bu iddianame ile ne kişileri, ne de kurumları tahkir ve tezyif gibi bir niyetinin bulunmadığını, Askeri Kuvvetleri tahkir ve tezyif bir yana, oğlunu askeri liseye kaydettirdiğini, kendisinin de subay olarak orduda kalmak için uğraştığını, eşinin de bir Albay kızı olduğunu, 12 yıllık bir Avukatlıktan sonra Savcılık mesleğine geçtiğini,
Avukatlıkta durumunun iyi olup, yanında iki avukat çalıştırdığını, şov yapmadığını, görevini yaptığını, iddianame içeriğinin doğru, altındaki imzanın da kendisine ait bulunduğunu, suçsuz olduğunu belirtmiş, beraatine karar verilmesini, hakkında mahkumiyet kararı düşünülmesi halinde de TCK. nun 59. maddesi ile 647 sayılı yasanın 4 ve 6. maddelerinin de göz önünde bulundurulmasını istemiştir.
DELİLLER VE DEĞENLENDİRİLMESİ:
Olayın meydana çıkması üzerine; Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı bir Başmüfettişi görevlendirmiş, gerekli soruşturmayı yaptırmıştır.
Soruşturmayı yürüten Başmüfettiş; Adana Adliyesinde görev yapan Hakim ve C.Savcıları ile Adliye çalışanlarını ve birçok yerel ve ulusal basın mensuplarını tanık olarak dinlemiş, ulusal ve yerel basında konu ile ilgili çıkan gazete küpürleri ile video kasetlerini delil olarak dosyaya eklemiştir.
Tanıkların tamamının daha sonra bulundukları yerlerden talimatla ifadeleri alınmıştır.
TCK. nun 159. maddesi gereğince dava açılabilmesi için Adalet Bakanlığından gerekli izin alınmış, sanığın 31.8.1998 tarihinde birinci sınıfa ayrıldığına dair yazı da dosya içerisine konmuştur.
Sanık C. Savcısı Sacit KAYASU'nun Genelkurmay eski Başkanlarından ve eski Cumhurbaşkanı Ahmet Kenan Evren hakkında 28.3.2000 tarih ve 2000/11575 hazırlık sayılı iddianame ile TCK.nun 146/1-2, 147. maddeleri gereğince cezalandırılması isteği ile iddianame düzenlediği, bu iddianamenin esasa kaydı konusunda ısrarlı olduğu, daha sonra Adana Adliyesinin basın bürosuna giderek, orada bulunan basın mensuplarına iddianame örneğini verdiği, ...... arkadaşlar, size haber getirdim, ben gidiyorum, cüppemi ve eşyalarımı topladım, 14 günlük rapor aldım, sonra da emekliliğimi isteyeceğim. dediği, aynı günün akşamı ve ertesi günü yazılı ve görsel medya temsilcilerini evinde kabul ederek konu ile ilgili açıklama yaptığı, bu durumun kamera, fotoğraflarla tespit edildiği, NTV'de yayınlandığı, ulusal ve yerel basında yer aldığı konusunda kuşku bulunmamaktadır.
Sanık ve dinlenen tanıklar da olayı doğrulamışlardır.
Sanığın önceki yıllarda Ödemiş C. Savcısı olarak görev yaptığı dönemde; Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderdiği 5.8.1999 tarihli ve kendi havalesini taşıyan dilekçesinde de 12 Eylül 1980 dönemi Milli Güvenlik Konseyi Başkan ve Üyeleri ile tüm Birlik Komutanları hakkında Anayasal düzeni yıkmaya kalkışmak, T.C. Hükümetini cebren ıskat ve vazife görmekten men ettikleri iddiası ile TCK. nun 146 ve 147. maddeleri gereğince soruşturma açılmasını istediği, konuyu inceleyen Ankara C. Savcılığınca 9.9.1999 tarih ve Hz. 1999/70940 sayılı evrakla Anayasanın geçici 15. maddesinden bahsedilmek suretiyle takipsizlik kararı verildiği, sanığın bu karara karşı yaptığı itirazın da Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesince reddedildiği görülmüştür.
Bu olaydan dolayı sanık hakkında Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesine devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçundan dolayı TCK. nun 159. maddesi gereğince dava açılmış, yapılan yargılama sonunda anılan mahkemenin 22.12.2000 gün ve 2000/15-270 sayılı kararı ile sanığın dilekçesinde sarf ettiği sözler ağır eleştiri niteliğinde kabul edilmiş, suç kastı bulunmadığından bahisle beraatine karar verilmiştir.
Sanık C. Savcısı Sacit KAYASU'nun; Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 25.11.1998 gün ve 29/131 sayılı genelgelerinde açıklanan ilkelere aykırı biçimde, izinsiz olarak bu iddianamenin bir suretini basın ve yayın kuruluşlarına dağıtmak, yerel ve ulusal televizyon kuruluşlarının kameraman, fotoğrafçı ve muhabirlerini, olayın sonrasında lojmandaki dairesinde kabul edip çekim yaptırmak ve açıklama yapmak şeklindeki davranışlarından dolayı hakkında disiplin yönünden işlem yapılmıştır.
7 Kasım 1982 tarihinde halkoyu ile kabul edip halen yürürlükte bulunan Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının geçici 15. maddesi: 12 Eylül 1980 tarihinden ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin başkanlık divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içerisinde yasama ve yürütme yetkilerini Türk Milleti adına kullanan, 2356 sayılı kanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyi'nin, bu konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı kurucu meclis hakkındaki kanunla görev ifa eden danışma meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz amir hükmünü getirmiştir.
Sanık C.Savcısı, Anayasanın yukarıda belirtilen açık hükmüne önceki başvurusu üzerine verilen takipsizlik kararına ve meslektaşlarının uyarılarına rağmen ısrarlı bir şekilde Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Ahmet Kenan Evren hakkında dava açma isteğini sürdürmüştür.
Sanığın Devletin Askeri Kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçunu işlediği iddiası yönünden ise; suça konu yazı bir bütün olarak incelendiğinde, sanığın devletin askeri kuvvetlerini hedef almadığı, Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Ahmet Kenan Evren ile konsey üyesi arkadaşlarının milletin ordusunu alet olarak kullandıklarını belirttiği, sadece 12 Eylül harekatını yapanları değil, 1960 ihtilalini gerçekleştirenlerin, 12 Mart muhtırasını verenlerin de TCK. nun 146 ve 147. maddeleri gereğince yargılanmalarının gerektiği yönündeki düşüncesini açıkladığı, devletin askeri kuvvetlerini tahkir ve tezyif kastının bulunmadığı tespit edilmiştir.
İDDİA MAKAMI ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASINDA;
Adana C.Savcısı Sacit KAYASU'nun usul kurallarını ve yerleşik uygulamaları dikkate almayarak Anayasanın geçici 15. maddesini de göz ardı ederek Genelkurmay Eski Başkanı ve eski Cumhurbaşkanı Ahmet Kenan Evren hakkında iddianame olarak düzenlediği belgede Evren'in ihtilal yaptığını ve orduyu milletine karşı kullandığını, rüşvet alan üst rütbeli bir komutan hakkında dava açılamadığını belirterek bir bütün olarak TCK. nun 159. maddesinde belirtilen devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif suçunu işlediği iddiası ile cezalandırılmasını istemiştir.
Kabul:
Dairemiz toplanan delillere ve anlatılan duruma göre;
Sanığın devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif kastı bulunmadığından, suçun unsurlarının da gerçekleşmediği anlaşıldığından bu suçtan beraatine,
Anayasa'nın geçici 15.maddesinin amir hükmü ile aynı konuda verilmiş ve kesinleşmiş bir takipsizlik kararı bulunmasına rağmen Ahmet Kenan Evren hakkında ısrarlı bir şekilde dava açmak istemesi dairemizce görevde yetkiyi kötüye kullanma olarak kabul edilmiş, hafifletici sebepler de bulunmadığından TCK. nun 240/1. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar vermiştir.
Sanığın hakkındaki cezalandırma kararını, Yargıtay C.Savcısının ise TCK. nun 159. maddesi uyarınca da sanığın cezalandırılması gerektiğinden bahisle beraat kararını temyiz etmeleri üzerine, konuyu inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulu; 15.5.2001 gün ve 2001/MD-84-100 sayılı kararı ile sanık hakkında görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün ONANMASINA, devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçundan kurulan beraat hükmünün ise, suçun yasal unsurları oluştuğundan bahisle BOZULMASINA karar vermiştir.
Sanık hakkında görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan dolayı verilen mahkumiyet kararı böylece kesinleşmiştir.
Bozmadan sonra düşüncesi sorulan C.Savcısı, sanığın TCK. nun 159. maddesi gereğince cezalandırılmasını, sanık ise dairemizin önceki kararında ısrar edilmesini, verilecek cezanın paraya çevrilip ertelenmesini istemiştir.
Dairemiz ise; dosya kapsamı ve delil durumu göz önünde bulundurularak sanığın olayda devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif kastının bulunmadığını kabul ederek önceki beraat kararında direnilmesine karar vermiştir.
Hüküm:
Açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.5.2001 tarih ve 2001/MD-84-100 sayılı kararı yerinde görülmediğinden dairemizin 4.4.2001 tarih ve 2000/2697 - 2001/1071 sayılı kararında Yargıtay Kanununun 14. maddesi gereğince DİRENİLMESİNE,
Sanığın devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif kastı bulunmadığından ve atılı suçun unsurları oluşmadığından BERAATİNE,
İsteğe aykırı ve yasal yolu açık olmak üzere oyçokluğu ile verilen karar sanığın yokluğunda, Yargıtay C.Savcısı Salih Zeki İskender'in huzurunda alenen ve usulen okunup anlatıldı. 26.9.2001
MUHALEFET ŞERHİ:
Sanık hakkında görevi kötüye kullanmak ve Devletin Askeri Kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçlarından kamu davası açılmış, Dairemiz ilk mahkeme sıfatı ile yaptığı yargılama sonucu görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyet, Devlet Askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif suçundan ise beraatine oyçokluğu ile karar vermiş, sanık ve Yargıtay C.Savcısının temyizi üzerine Ceza Genel Kurulunca; görevi kötüye kullanma suçundan verilen mahkumiyet hükmü oybirliği ile onanmış ve kesinleşmiş olup, Devletin Askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçunun oluştuğundan bahisle oyçokluğu ile verilen beraat kararı bozulmuş, Dairemiz Ceza Genel Kurulunun bozduğu bu karara yine oyçokluğu ile direnmiştir.
Sanık hakkında Ceza Genel Kurulunca verilen Devletin Askeri Kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçunun oluştuğu yolundaki kararı usul ve yasaya uygun görüldüğünden çoğunluğu ısrar kararına iştirak edilmemiştir. Şöyle ki:
Sanık tarafından yazılan, iddianame başlığını taşıyan 28.3.2000 günlü belgede, ... Ancak, bugüne kadar sanık ve arkadaşları hakkında işlem yapılmayışının sebebi, ordunun sahip olduğu ve gerektiğinde kendi milletine karşı kullanmaktan çekinmediği silah gücünün toplum üzerinde yaptığı korkudan başka bir şey değildir. Halbuki demokrasilerde üstün olan sadece hukukun gücüdür, Türkiye'de ise maalesef gücün hukuku egemendir... Türkiye Cumhuriyeti ya gerçek bir hukuk devleti olarak varlığını devam ettirecek ya da yeniden gücün üstünlüğüne boyun eğecek yaşamaya devam edecektir... Türk Milletinin kardeş kanı dökülmemesi için orduya karşı bir isyan başlatmayışı ne ihtilali ne de muhtırayı haklı gösterebilir. .... Nitekim bugüne kadar ki uygulama, Türkiye'nin bir hukuk devleti değil asker devleti olduğunu düşündürmektedir. Suçu sivil işlerse cezalandıran, asker işlerse cezalandırmayan bir devletin vatandaş nazarında itibarı kalmaz.... şeklinde ibarelere yer verilmiştir.
Sanık, dava konusu iddianameyi kaleme aldıktan sonra basın mensuplarına bir örneğini vermek ve basın açıklaması yapmak suretiyle yüklenen suçun aleniyet unsuru gerçekleşmiş olmaktadır.
Eski Genelkurmay Başkanı Ahmet Kenan Evren ve diğer Generaller şahsında Türk Silahlı Kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif suçu işlenmiştir.
Dosyadaki bilgi ve iddianame içeriğine göre belli bir kişi hedef alınmamış, silahlı kuvvetlerin tümü hedef alınmıştır. Silahlı kuvvetleri kendi milletine karşı silah kullanmaktan çekinmeyen, hukuku ortadan kaldırmaya çalışan, elindeki gücü kötüye kullanan bir kurum olarak nitelendirmiştir.
İddianamenin bütünü ve iddianamede geçen ibareler incelendiğinde yazılan kelime ve cümlelerin eleştiri sınırını aştığı ve tahkir ve tezyif kastıyla bu iddianamenin yazıldığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Sanığın suçu, savunmaları, tanık beyanları ve dosyadaki tüm belgelerle sabit olduğundan; TCK. nun 159/1. maddesi gereğince cezalandırılması gerektiği kanaati ile sayın çoğunluğu Ceza Genel Kurulunun bozma kararına uymayarak vermiş olduğu direnme sonucu beraata ilişkin hükmü iştirak edemiyorum. 26.09.2001 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy