(2709 S. K. m. 28) (4721 S. K. m. 24, 25) (5680 S. K. m. 1) (YHGK. 21.01.2004 T. 2004/4-36 E. 2004/13 K.)
Dava: Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 27. Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 11.12.2001 gün ve 2000/356 E, 2001/813 K.sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 13.06.2002 gün ve 2002/3466-7399 sayılı ilamı ile; (...Davacılar, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK. nun 24 ve 25. maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen yayının davacılardan Hayat U.'ın Kılık Kıyafet Yönetmeliğine uymaması nedeniyle Ziya Gökalp İlköğretim Okulu Müdürlüğüne verdiği savunmasında da kılık kıyafet yönetmeliğine aykırı davrandığını kabul etmesi, yine davacı Kerim U.'ın yayına konu eylemlerinden dolayı yayından önce müfettiş soruşturması geçirmesi ve Görevi Kötüye Kullanma suçundan Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanarak cezalandırılması karşısında görünürdeki gerçeğe uygun olduğunun kabulü gerekir.
Bir bütün olarak değerlendirildiğinde hukuka aykırılıktan söz edilemeyeceğine göre davanın reddi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın bozulması gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalılar vekilleri
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
1- Özel Dairenin bozma kararında davacı Kerim U. yönünden belirtilen bozma nedenine gelince;
Davacı Kerim U. yönünden davanın reddi gereğine değinen bozma nedenine uyularak oluşturulan yeni hüküm incelenmediğinden; Davacı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
2- Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle; Basının objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle olay ve konu ile ilgili olan, görünen, bilinen her şeyi araştırma, inceleme ve olayları o anda belirlenen biçimi ile değerlendirme, yayma ve yayınlama yetki ve sorumluluğuna sahip bulunmasına; Dava konusu haberde, yayın tarihinde güncel olan Hizbullah terör örgütü mensuplarına yönelik operasyonlardan biri sebebiyle örgütle ilişkisi saptanan doktoru serbest bıraktığı gerekçesiyle Cumhuriyet Savcısı hakkında yapılan idari soruşturma vakıa olarak ortaya konulmuş olup, Cumhuriyet Savcısının görevden alınması sebebiyle eşi Hayat U.'ın kılık kıyafet yönetmeliğine aykırı davranışının haber yapılmasına; Bu itibarla, görünürdeki gerçeğe uygun ve güncel haberin hukuka aykırı unsurlar içermemesine göre, davacı Hayat U. yönünden Hukuk Genel Kurulunca da benimsemen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: 1- Yukarıda 1 numaralı bentte yazılı nedenlerle davacı Kerim U. yönünden bozma nedenine uyularak oluşturulan yeni hükme yönelik davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4.hukuk dairesine gönderilmesine, 08.10.2003 gününde oybirliğiyle,
2- Yukarıda 2 numaralı bentte ve Özel Daire bozma ilamında yazılı nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 15.10.2003 gününde ikinci görüşmede oyçokluğuyla, karar verildi.
KARŞI OY
Dava yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayanan manevi tazminat isteğine ilişkindir.
Sabah ve Takvim gazetesinin 24.04.2000 tarihli nüshalarında davacıdan bahisle savcının eşi kara çarşaflı iddiasında bulunulmuştur.
Davacı Hayat U.'ın açtığı manevi tazminat davası kabul edilmiş, Yüksek Özel Daire, davacının Okul Müdürlüğüne verdiği savunmada kılık kıyafet yönetmeliğine aykırı davrandığını kabul etmesi karşısında haberin görünürdeki gerçeğe uygun olduğunun kabul edilmesi gerektiğini açıklayarak hükmü bozmuştur.
Yerel mahkeme, ...çarşaflı olduğu belirlendi... şeklinde gerçeğe aykırı haber yapıldığını, davacının 14.9.1998 tarihinde savunması alındıktan 1,5 sene sonra yayın yapılmasının güncel olmadığını, davacının kamuoyunda küçük düşürüldüğünü açıklayarak hükmünde direnmiştir.
Haber gerçek değildir. Öğretmen olan davacı Hayat U.'ın kara çarşaf giymediği, okulda kılık kıyafet yönetmeliğine uygun bir biçimde giyindiği bu konuda sadece savunmasının alındığı hakkında her hangi bir soruşturma açılıp disiplin cezası tertip edilmediği, modern giyimli olduğu Milli Eğitim Müdürlüğünün resmi yazısı, belgeler ve şahit beyanlarıyla sabit olmuştur. Haber bu nedenle gerçeklere uygun düşmemektedir.
Haber güncel de değildir. Davacının başörtüsü sebebiyle savunması 14.9.1998 tarihinde alınmış, haber haksız bir kötüleme ve kötü niyetli bir küçümsemeyle 24.4.2000 tarihinde yayınlanmıştır. Haber verildiği tarihte güncel olan Hizbullah olayıdır. Davacının bu örgütle geçmişte ve halen var olan bir ilişkisi gündeme getirilmemiştir. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan bir olayda söz konusu değildir.
Öğretmen olan davacı hakkında eleştiri hakkı aşılarak isnatta bulunulmuş, kamuoyunda küçük düşürülmüştür. Eleştiri hakkı, kamuoyunun olumlu yönde oluşması ve toplumun daha ileriye götürülmesi amacıyla kullanılmalıdır. Haberde davacının okul içinde kılık kıyafet yönetmeliğine aykırı davrandığı ileri sürülmemiş, doğrudan doğruya kara çarşaflı imajı yaratılmak istenmiştir.
Konu ile ifade arasında (öz ile biçim) bağlılık yoktur. Öğretmen olan davacının çalıştığı kurum dışında özel hayatında bağladığı başörtüsü bahane edilip, haberin yapıldığı tarihte gündemde bulunan Hizbullah terör örgütü ile bağlantı kurularak ve Yargıda 2. irtica operasyonu başlığı altında verilen haberin içinde davacı Hayat U.'a yer verilerek konu ile ifade arasındaki bağlılık (öz ve biçim) koparılmıştır. Resmi görevi sırasında Kılık Kıyafet Yönetmeliğine uygun giyinen davacı hakkında kamuoyunda yanlış anlamalara sebebiyet verecek bir tutum sergilenmiş nezaket sınırları ve amaç aşılmıştır.
Kişilik hakları ve kişiliğin korunmasının dayanağı Anayasadaki temel hak ve özgürlüklerdir T.C. Anayasasının 17.maddesine göre, herkes manevi varlığını, koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muameleye tabi tutulamaz. Kişinin manevi varlığı; onun duygu ve düşünce dünyası, haysiyeti, şerefi, ün ve saygınlığı, kamu içindeki durumu ile ilgili değerlerdir. Davacı kara çarşaflı tabiri ile küçük düşürülmüş, haksız bir kötüleme sergilenerek manevi varlığı zedelenmiştir.
Yüksek Özel dairenin davacının kılık kıyafet yönetmeliğine uymadığı gerekçesi dosya kapsamına uymadığı gibi, kara çarşaf giydiği yönündeki haberle de hiçbir bağlantısı yoktur. Yerel mahkemenin kararı dosya kapsamına ve hukuka uygun olduğundan onanması görüşündeyim. Çoğunluk görüşüne bu nedenle katılmıyorum.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy