(818 S.K. m. 118)
Taraflar arasındaki "rücuan alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Yerköy Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 12.9.2001 gün ve 2000/68 E, 2001/219 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 11.3.2002 gün ve 2001/11985 E, 2002/2809 K. sayılı ilamı ile; (...Dava, davalının haksız eylemi nedeniyle üçüncü kişilere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kararı sonucunda davacı tarafından yapılan ödemenin rücuan tazmini istemine ilişkindir.
Dosyadaki bilgi, belge ve açıklamalardan; üçüncü kişiler tarafından davacı idare aleyhine AYİM'de açılan tazminat davası sonucunda, o davanın davacısı yararına hükmedilen vekalet ücreti kadar Milli Savunma Bakanlığı yararına da aynı miktarda vekalet ücretine hükmolunduğu, o davada hükmedilen vekalet ücreti miktarının da bu davada rücuan istendiği, o davanın tarafları yararına hükmedilen aynı miktardaki vekalet ücretlerinin karşılıklı olarak takas-mahsup edilmek suretiyle ödeme evrakı düzenlendiği, fiili bir ödeme bulunmadığı gerekçesiyle bu kalem isteğin mahkemece reddedildiği anlaşılmaktadır.
Davalının haksız eylemi nedeniyle AYİM.de açılan dava sonucunda davacı, tazminat ve vekalet ücreti ödemekle sorumlu tutulmuştur. Davacının o davada kendisini vekil ile temsil ettirip ettirmemesi, üçüncü kişiler yararına hükmedilen vekalet ücretini ödeme sorumluluğundan davacıyı kurtarmaz. Diğer bir ifadeyle, davalının haksız eylemi sonucunda davacının malvarlığında vekalet ücreti bakımından bir zarar doğmuş bulunmaktadır. Davacının, kendi yararına takdir olunan vekalet ücreti ile aleyhine hükmolunan vekalet ücretini takas ve mahsup etmesi, bu zararı ortadan kaldırmayacaktır. Takas ve mahsup işlemlerinin hukuki nitelik ve sonuçları gözetildiğinde, fiili bir ödeme bulunmasa bile karşılıklı ödeme yapıldığının ve davacının zarara uğradığının kabulü gerekir. Kaldı ki, davacı aleyhine hükmedilen vekalet ücreti yönünden fiili bir ödeme bulunmadığının benimsenmesi durumunda, davalı yararına hükmedilen vekalet ücretinin de ödenmediğinin kabulü ile davacının menfi bir zararının bulunduğu düşünülebileceği gibi, davacının kendi yararına hükmolunan vekalet ücreti kadar hazine avukatına ödeme yapmış olması halinde de yine zararı bulunduğunun tartışılması olanaklıdır.
Şu durum karşısında davanın tümüyle kabulüne karar verilmesi gerekirken, yerel mahkemece vekalet ücretine ilişkin dava bölümünün reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 25.12.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy