(3402 S. K. m. 12, 15, 33) (743 S. K. m. 639, 640, 931) (818 S. K. m. 133)
Taraflar arasındaki elatmanın önlenmesi, yıkım, tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Alaşehir Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine, karşı davanın kabulüne dair verilen 15.3.2001 gün ve 2000/9 E., 2001/46 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 7.6.2001 gün ve 2001/6423-6966 sayılı ilamıyla; (...Asıl dava; çaplı yere elatmanın önlenmesi, karşı dava kadastro önceki harici satın alma ve zilyetliğe dayalı iptal tescil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğine toplanan delillere göre, çekişmeli 651 ada 2 parselin, 45 ada 54 kadastro parselinden geldiği, bu parselin davacı karşı davalının bayii ve müşterekleri adına 1973 tarihinde kadastro tesbitinin yapıldığı, 24.01.1974 tarihinde kesinleşerek tescil edildiği, karşı davanın ise 24.05.2000 tarihinde açıldığı, böylece 3402 sayılı yasanın 12/3.maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, karşı davanın reddine, asıl davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davacı-karşı davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle, Ekim 1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Yasasının 15.maddesinin 2. fıkrası taşınmaz mal tapuda kayıtlı olsun veya olmasın, onun ayrılması mümkün bir kısmının veya belirli bir payının, bu kanunda zilyet lehine kabul edilen sebeplerle iktisabı caizdir. hükmünü getirmiş ve aynı yasanın 33/3.maddesi de, bu hükmün Kadastro Yasasının uygulandığı yerler dışında bulunan taşınmaz mallar hakkında da uygulanacağını belirterek Medeni Kanunun 639/2.maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde kısmi iktisaba olarak tanımıştır.
Diğer taraftan çevre parsellerle birlikte çekişmeli parselin 2981/3290 sayılı İmar Affı Yasasının 10. maddesi uyarınca 27.12.1991 tarihinde yapılan şuyulandırma ve uygulamaya tabi tutularak yeni imar parsellerinin oluşması işleminin süregelen kazandırıcı zamanaşımını kesmeyeceği de açıktır. Zira; Müddetler, müddetin hesabı, inkıtaı, tatili başlığını taşıyan Medeni Kanunun 640. maddesi iktisabı müruru zaman müddetinin gerek hesabında, gerek kesilmesinde alacak müruru zamanında cari olan hükümlerin tatbik olacağını belirtmiştir. Buna göre, Borçlar Kanununun hangi hallerde zamanaşımının kesileceğini saptayan 133.maddesi hükmü zamanaşımını kesen sebepleri 2. madde altında tespit etmiş olup, anılan 2981/3290 sayılı İmar Affı Yasa hükümleri sayılan haller içerisinde yoktur. Kanunun açıkça hangi hallerin zamanaşımını keseceğini tahdidi olarak saydığı haller, meyanına kanunun saymadığı İmar Affı Yasasını yorumla dahil etmenin yasal olduğunu söyleme olanağı bulunmamaktadır. Kaldı ki, İmar Affı Yasa uygulaması paylı mülkiyet durumundaki ve üzerinde düzensiz yapılaşmalar meydana gelen taşınmazları hukuki bir bünyeye kavuşturma gayesiyle yapılan düzenlemeden ibarettir. Bu uygulamanın ise devam eden kazandırıcı zamanaşımını kesmeyeceği açıktır. Esasen; hadisemizde davacı Ahmet'in üzerine bina yapmak sureti ile zilyet ettiği tapu kayıt kapsamında kalan bölüm bu uygulamayla ana taşınmazdan ayrılarak müstakil bir imar parseli olarak (651 ada 2 nolu parsel) münferiden yine ölü M. A. Şahan adına kütüğe yazılmış ve yine oluşan imar parselinde Ahmet'in zilyetliği kesilmeden devam etmiştir. 1969 tarihinde ölen ve aynı zamanda kayıt maliki olan M. A. Şahan mirasçıları murislerine ait bu taşınmazı 30.12.1999 tarihinde üzerlerine intikalini sağlamışlar ve aynı tarihte kayıt malikinin (oğlu Hüseyin'den olma) torununa temlik etmişlerdir. Neticeten; kaydın intikal tarihi olan 1999 yılına kadar taşınmaz üzerinde fasılasız ve nizasız vaziyette en az 25 yıl malik sıfatıyla zilyet ettiğinden davacı Ahmet yönünden anılan kayıt hukuki kıymetini bu tarihten önce kayıp etmiştir. Öyleyse Onun lehinde Medeni Kanunun 639/2.maddesinde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı ile iktisap koşullarının oluştuğunun kabulü gerekmektedir.
Ancak, taşınmaz bu hukuki olgudan sonra el değiştirdiğinden son malik davalı Cihangir'in Medeni Kanunun 931.maddesinin koruyucu hükümlerinden istifade edip etmeyeceği konusuna gelince;
Kayıt maliki Cihangir kayıt maliki M. A. Şahan'ın torunu olup, murisin ölümünden sonra taşınmazı haricen davacı Ahmet'e satan Hüseyin'in oğludur. Durumu bilen ve bilmesi gereken kişidir. O bakımdan iyiniyetli olduğu söylenemez. Ayrıca, üzerinde bir başkasına (hadisemizde davacı Ahmet'e) ait bina olduğu kayda geçen şerhle belirgin olan taşınmazı satın alması, hayatın olağan akışına aykırı olup, satışın danışıklı olarak Medeni Kanunun 931.maddesinin koruyuculuğundan istifade etmek için yapıldığını göstermekte ve iktisabının geçersiz bulunduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Belirtilen nedenlerle ve delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.
Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan, başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 19.06.2002 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy